GEZMEK

Dört duvar arasında dik bir duvarım
Dilimde kırk yıllık teselli mezarım:
Ben de varım
Artık ne karım
Ne de onun ak sakallı babası Şevki
Arzumda çıkışsız cinnetsi bir şevk
Gezme şevki
Doğanı tepeliyor doğmakta olanım
Kaynıyor kanım
Çıkıp gezmek istiyorum artık bu şevkle
Sahipsiz topal bir köpekle
Ama nerelerde
Beni ayrıştıran, çeşnilendirip derinleştiren yerlerde
Mesela bir fabrikada,
Bitip tükenmez o korkunç tekrarın
Boşluğa dönüşen uğultusunda
Ve o uğultuyu yaratan küçük adamın
Uğultuya karışan küçük hayalinde ..
Toplum için kutsal olan tüm değerleri satmış,
Çalmış, çırpmış yorulup defteri kapatmış
Bir alçağın anlık ışıldayan ama hissedilmeyen
İnsani yanında
vicdanında....
Gezmek ne güzel bu şevkle
Madenden emekli olmuş kör bir eşekle
Birlikte gezmek
Mesela kendi gerçeğinin dışında yaşayan
Bir İstanbul çelebisinin veya dervişinin
Bağıntısız, özgür, serseri iç seslerinde
O sesleri nakşeden inceliğin hünerinde
Ve anlaşılmadığı için bakımsız bir müzenin
Bodrumuna indirilen,
Orada şarap gibi yıllanıp lezizleştikçe
Şahrem şahrem çatlayan bir tablonun yaratılış hikayesinde..
Ya da bir sokak çocuğunun üşüyen ellerinde
Üşüyen ellerin ısısında
Fırından yeni çıkmış mis kokulu çalıntısında
Şevki horluyor uykum yok
Gezmek ne güzel bu şevkle
Koca bir kenti küçük bir şiire yerleştirerek
Ve evrenin bilgisini aklın deliğinden geçirerek
Gözlemek özümlemek gezmek...
Haziran-2015