GELİN

Çocuk, yamrı yumru taşlar ve samanlı çamurla örülmüş, toprak damlı bir odanın kapıya yakın köşesinde oturmuştu. Ağlamaktan yorulduğu için artık ağlamıyor, toprak zeminde gezinen keklik yavrusunu seyrediyor, kapı aralığından gelen ocak başı sohbetini de dikkatle dinliyordu.
"Senin soyunda akıllı adam yoktu Beko," diye mırıldandı Kocakarı, "nasıl oldu da sen akıllı çıktın?"
"İnsan, kıçını biraz zorladı mı, akıllı işlere heves etti mi, aklı gelişir; ben çok heves ettim."
Çocuk bir şey anlamadı. Sınırından taşan, kendi rahmine dönmeye çalışan umutsuz bir duyguyla gözlerini yumdu, kafasını usulca duvara dayadı. Yavru kekliğin zaman geçtikçe kendisine daha çok yaklaştığını ve kendisi gibi yan odadan gelen sohbeti dinlediğini düşündü.
"Sen orda biraz bekleseydin, belki anası gelirdi. O zaman anasını da getirirdin. Kumam olurdu, ikimize de bakardı."
"Çermik Deresi'nde silahlı Ermeni kolları vardı. Gülizaroğlu'nun silahlı adamları da oralardaydı. Müsademe olmuştu, duramazdım. Ağlama sesine doğru gittim, baktım ki kayanın dibinde bir kız, hemen aldım, atın terkine attım getirdim. Bu kız şimdi sekiz yaşındadır. İki sene sonra on yaşına basar. Evlenirim, kuman olur, ikimize de bakar."
Çocuk yeniden ağlamaya başladı sessiz sessiz. Anasının kendisini kaya dibine boylu boyunca yatırıp, diğer çocuğunu almaya gidişini, tüfek seslerini ve karanlık çökünceye kadar bekleyişini anımsadı.
"Ben bu sebinin nenesi yerindeyim Beko. Bundan bana kuma olmaz."
"Olur olur. Genç kumalar çoğaldı. Hepsi de Ermeni. Dert etme. Bu kız İkimize de bakar."
Keklik, toprak zeminden hasıra ve hasırdan da yün döşek üzerine çıktı, kızın ağlayışını sezinlemeye, anlamaya koyuldu. Köyün geçen yıldan kalma harabelerinde acı acı çınladı baykuşun ötüşü. Can alıcı yerinden ürperdi incelik.
"Baskının belanın demi belli değil Beko. Zaman geldi ahir zamana çattı. Keşke o Sinot'lu anlatmasaydı olanları. Ermeniler bu köyü bir daha basarsa, Çölpenek'ten, Korevenk'ten beter ederler, bu kızı da alır giderler."
Kız canlandı, yaralı, yitik dilini bulur gibi oldu. Babasının at üzerinde kapıya dayandığını, eğilip kendisini atın terkine aldığını ve hızla uzaklaştığını hayal etti.
"Ağzını hayra aç. Deli Halit Paşa, Eyüp Paşo'yu yanına almış, Ardanuç'da, Oltu'da, Kosor'da Ermenilerin kökünü getirmiş. Yakında Merdenek'e gelirler. Bu havalide de hazırlıklar var. Ağalar alttan alta silahlandı. Paşo buraları tuttu mu Ermeniler kaçar gider. Paşo'nın ayağının değdiği yerde Ermeni otu bitmez. Yakında evler, araziler, sürüler el değiştirir; değirmenler, demirhaneler el değiştirir."
Anasının da el değiştirdiğini düşündü kız. Karanlık koyulaştı, acıya bulaştı. Mor damarlı, döğmeli elini, seyrelmiş saçlarından alnının derin çizgilerine doğru kaydırdı Kocakarı: "Bize bir şey düşmez," diye mırıldandı. "Düşse de, ben kana bulanmış haram lokmayı yemem."
"Feleğin gözü kör olsun," dedi Beko. "Bir kaç silahlı adamım olsaydı, ben de alırdım payımı." Sarıkamış'ta donan asker oğlu Cemal'in yüzü canlandı hayalinde. Ellerini sobaya doğru uzattı. Hatırlatmak istemedi karısına. 'Ben oğluma kaç git dedim, sen dinlemedin beni Beko, askere gönderdin kuzumu,' diye ağlayıp ilenmesinden çekindi.
Her sözüne karşı çıkan kadını, anlamakta güçlük çekiyordu Beko. Kadın, içindeki acıları tel gibi geriyor, onlara anılarının mızrabıyla dokunuyor, iç çekiyor, bilincini emen tinsel nağmelerle ağlıyordu. Sevildiği için kadını seviyor ama kadınla birlikte yaşamayı sevmiyordu Beko. Gelgelelim ki Kadın, kırk üç yıldır Beko'ya tutkundu. Aralarındaki çelişkilerin uzlaşmazlığı, içtenliği ve şiddeti, bu tutkunluğu besliyor, kadını canlandırıp yaşama bağlıyordu.
"Bu kıza, 'Sen benim karımsın,' deme. Dersen bu kız bu evde durmaz kaçar, kurda kuşa yem olur."
Kız kapıya iyice sokuldu. Beko mendilini çıkardı, çapaklanmış sulu gözlerini sildi. İçinden hak verdi karısına. Sekiz yaşındaki bir kız, çiçek hastalığından tek gözünü kaybetmiş, 65 yaşındaki bir adamdan haz etmezdi.
"Geçen kış, Ermenilerin kızakla Gümrü'ye götürdükleri kızlardan biri kaçıp Kızılkilise'ye gelmiş."
"Hani sen dedin, Kars'tan kaçmış."
"O başka," dedi Beko. " Kars'tan iki kız kaçmış. Biri Mamaş'a, biri de Çakmak'a gelmiş. Çakmak'a gelen, 'Ben Kızılçakçaklı'yım, bütün akrabalarımı vurdular,' demiş; " Çullu'da kaynım var ama Cullu'ya gitmem,' demiş, Malakanlara sığınmış. Ermeniler, güzel Kürt kızlarına meftundur; Kürtler de güzel Ermeni kızlarına... " Alnını çıra alevine doğru kaldırdı. "Güzel kızlar olmasa, mal mülk, davar doluk rahat eder, ne şer olu, ne şivan."
Parmak uçlarını, derin yüz çizgilerine dokundurdu Kocakarı. Kendi yokluğunu tanıma gayreti üzerine kurulan çileli bir ömrün boşluğuyla karşılaştı. "Dünya belangazdır, beladır Beko," diye mırıldandı. "Dünyaya iyi insan gelmedi. Herkesin içinde bir külfet, bir kötülük. Herkes kör, herkesin içi kör."
"Sen boş ver onu da. Bu kız niye konuşmuyor, derdi nedir?"
"Konuşup nedecek, anladı mı yeter."
"Adı bile belli değil. Adı Kuma olsun."
"Kuma deme, kızı kaçırırsın, gider kurda kuşa yem olur."
"E ne diyeyim?"
"Gelin de."
Kocakarı, ağzından çıkan gelin sözcüğünün çağrıştırdığı anılarla birlikte ağlamaya başladı. "Sen benim ocağımı söndürdün Beko. Ben oğluma, 'Kaç git,' dedim, sen dinlemedin beni, askere gönderdin kuzumu. Gitti Soğanlı'da dondu, yem oldu kurda kuşa. Baş göz edem dedim, ona da yanaşmadın. 'Acele etme,' dedin. 'Gitsin askerliğini yapsın gelsin, düğün dawet zor iş değil,' dedin. Ocağımı söndürdün benim."
Köpek havlamaya başladı. Anasının geldiği umuduna kapıldı Kız; kalktı, odanın mazgalı andıran küçük penceresinden dışarı baktı. Havlayışa kulak verdi Beko, meraklandı, korktu, kalktı, pencereye doğru yürüdü, Müslüman mezarlığı ile Ermeni mezarlığının ötesinde, ay ışığına bürünen tepelere baktı. "Keşke gençliğimde ölseydim de oğul acısını tatmasaydım," diye iç geçirdi. "Yaşlandım, bir çift ineğe, bir öküze, bir ata, bir kocakarıya kaldım. Neyse ki Gelin geldi, başımın belası tatlandı, ölüm korkum arttı ama."
Şubat-2017
Göle’de İmece
I. Sayı