KOKTEYL


Hınbıl, avanak herif. Boşuna götürdü beni. Kokteyle değil, hındıma, gevişe, helva sohbetine gittim. Bol bol mırıldandım kendi kendime. Hepsi kadın, hepsi dul. Kabuk bağlamış acıların süslü halleri. Niye gittim ki. Adam zaten elinde geziyor, tam bir hengame maymunu.
Kadınların bakışları bana, ilgileri ise sakalımın bam teline yöneldi. Umutlandım, hayra yordum, olmadı. Hacıyatmazım kalktı boşu boşuna. Unuttuğu erkeklere dönen tilki yüzlü kadın da oradaydı. Bir ara deruni dilden yanaşır gibi oldu, umutlandım, “Şu kadın topluluğundan, bir veciz alıntı yap, tırnak içine al deseler, seni yaparım,” diye iltifat edince, kafayı yaparıma taktı aptal, yanlış anladı, uzaklaştı hemen. İnsan el attığı her şeyde başarısız olunca muhakkak sözcüğünden çıkıp bakalım sözcüğüne sığınıyor. Kabahat bende. Niye gittim ki. Kadının biri o ara galiba beni gözetledi, geldi ve helal olsun, tek cümlede özetledi:
“Kendi kendine mırıldanan dilsiz büyük dertlerin ıstırapların hepsi gelmiş, sende yuvalanmış dede.”
Bir şey diyemedim. Kadınları görünce inekleşen devlet başkanları gibi oluyorum; ruhumun yükselen merdivenlerini basamak basamak çıkabiliyorum ama aynı basamaklardan inemiyorum.
Ben eskiden böyle değildim. Ne zaman değiştim bilmiyorum. Adam iki cop indirdi kafama. Hücredeydim. ‘1979 tarihinde sahra çölüne kar yağdı, konuşmazsan ananın bızırına da yağacak,’ dedi. O günden sonra rüyama hep kar yağışları girdi. Sisli, çok sesli, anakronik bir dipsizliğe doğru sarktı hayalim. Ama ben, bu lapa lapa düşen karların nereye düştüğünü hiçbir zaman hatırlayamadım. Galiba o iki coptan sonra farklı bir insan oldum. Bir yığın evreden geçtim ve bir yığın insana özendim o günden sonra. En çok da beste yapmadan önce kafasını soğuk suya sokan Beethoven’e özendim. Yazıya başlamadan, dokuzuncu senfoni eşliğinde kanatsız uçan kuşları hayal ederek, kafamı soğuk suya soktum yıllarca. Beynim üşüdü, sulanır gibi oldu ama pelteleşmeyi engelledim, dinç kaldı hep. Çok sonraları beynim biraz daha asaletini hatırladı, kendine geldi; zihin doğuran hayallerin, yitik dillerin, derin orospu duyguların atölyesi haline geldi.
Hınbıl, avanak herif. Boşuna götürdü beni. Gitmeyecektim. Ama işte ben buyum. Kitlesel körlüğün dikte ettiği anlama göre hareket eden biriyim. Sohbet, sofra, sefalet. Başka da bir şey yok. Sofraya koyduklarını yerken harcadığım kalori, aldığım kaloriyi karşılamadı.
Hayat işte, lanet olsun. Hiç olmayacak bir zamanda merdiveni seksenime dayattı. Bu seksen yıl içinde benim büyük aşkım, gerçekleştiremediğim güzel şeylerin bir toplamı olarak çıktı ortaya ve beni yıktı. Bu talihsiz yanılsamanın, bu yıkıntının altından, kerhanede çalışan o güzelim kadın çıkardı beni. Neyleyim ki ömrü vefa etmedi. Ekim-2017