ÜSTADIN ÖLÜMÜ

ÜSTADIN ÖLÜMÜ

Doktorlar Üstad’ın en fazla on günlük ömrünün kaldığını söylüyorlardı. Ziyaretçileri çoğalmış, edebiyat ve yayın dünyasından iri, gödür, akıllı, avanak, hoşur, hödük, ketum, geveze bir yığın adam gelmiş, iyi dileklerle çiçek buketleri bırakıp gitmişti. Üstad’ın sağ baş ucunda kardeşi, büyük dilsiz dertlerin adamı Sarhoş Ali, solunda ise inancı zayıf olduğu için Allahın adını sık sık zikreden Musa Efendi oturuyordu. Üstad, beyaz keten örtüsünün altında, mumyalanmış Mısır firavunları gibi yatıyor, arada bir öksürüyor, konuşanları ise ölüm korkusunun ve saplantıların yarattığı burgaç içinde dönerek güçlükle dinliyordu. Hengame maymunu dediği boş boş höyküren kız kardeşi gitmiş, gözyaşı ve tuz kokusundan kurtulmuştu oda. Üstad’ın aklı bazen, boşluğun anlam havzası haline gelen ilk nedene, bazen de yakın dostu Yusuf’un sabahleyin söylediği, “Rahmetli babamın ölmeden az önce hacıyatmazı kalkmıştı,” sözüne takılıyordu.
Marilyn Monroe'yu çağrıştıran iri gözlü hemşire gülümseyerek içeri girince ölüm kâbusu dağıldı, can evi şenlendi. Üstad’ın kalbini dinledi kadın, tansiyonunu ölçtü. Giderken Sarhoş Ali’ye bakıp gülümsedi. Kadını arkadan dikkatle izleyen Ali, abisini ihmal ettiğini ve her gün ziyarete gelmesi gerektiğini aklından geçirdi; “Güzel kadın,” diye mırıldandı. “Duvarı sıkı, dar bir mala sahip olduğu her halinden belli.”
Sarhoşun isabetli tesbitini ve münasebetsizliğini duymazlığa vurdu Musa Efendi. İşaret parmağının ucuyla sakalının bam teline dokundu. Biraz oturduktan sonra, “Bana yol göründü,” diyerek ayağa kalktı. Yunus balığı gibi bir gözü açık şekilde kestiren Üstad’a baktı. “Ben yarın bu saatlerde yine gelirim,” diyerek gitti.
Az sonra odaya Üstad’ın karısı çilli Mübeccel, büyük oğlu Ömer ve kardeşi Erdem girdi. Abisini ilk kez ziyarete gelen Sarhoş Ali ile iki kardeş el sıkışıp, hal hatır sordular. Mübeccel, Ali’yi görmezlikten geldi. Ali, çok güçlü bir kadın olduğu için Mübeccel’e Meşe Büken lakabını taktığından dolayı araları iyi değildi. Üstad’ın baş ucuna dikildi, saçlarını okşadı Mübeccel. Üstad, yumuk gözünü açtı, ‘Hadi gözün aydın, benden kurtuluyorsun Meşe Büken,’ dercesine bakındı.
“Nasılsın baba, bir şeye ihtiyacın var mı?” dedi Ömer.
Yırtılmış, takatsiz bir sesle, “Sağ ol, yok,” dedi Üstad.
“Biz kendi aramızda, yapılacak törene ilişkin bir fikir teatisinde bulunduk baba,” diye başladı Ömer. “Tartıştık, görüş birliğine varamadık, senin fikrini almaya geldik. Durumu Erdem açıklasın. Önemli olan bizleri dinledikten sonra kararı senin vermendir.”
Erdem, babasının başucundaki sandalyeye oturdu: “Bu tip şeyleri böyle anlarda konuşmak doğru değil ama mecbur kaldık baba,” diye başladı. “Ben, ateist bir insanın bir mabet veya bir camiden kaldırılmasının doğru olmadığını, bunun hem o insana, hem cemaata, hem de o insanın oraya gelmek zorunda kalan ateist arkadaşlarına saygısızlık olacağını savundum ve senin üyesi olduğun, çok sevdiğin Yazarlar Birliği’den kaldırılmanı önerdim. Annemle Ömer abim ise buna karşı çıktılar. Şimdiye kadar bütün ateistlerin camilerden kaldırıldığını, bunun bir adet halini aldığını ve bir sorun olmadığını savundular. Tabi tayin edici olan senin görüşündür baba. Sen ne diyorsun?”
Çiçek buketlerini karartan ağır bir ölüm sessizliği çöktü odaya. Alt dudağı hafiften titremeye başladı Üstad’ın. Çocuklarının ve hanımının yüz iklimini süzdü tek tek.
“Bu ülkede ömür boyu Allah’a inanmayan, son nefesinde de nadim olup hayatını yalanlayan ve tabutuyla camiye giren çok yazar çizer var,” diye mırıldandı Sarhoş Ali. “Halk alıştı bu duruma. Allah da alıştı.”
‘Sen karışma,’ dercesine kaşlarını çattı Mübeccel Hanım.
Üstad, titrek, kararsız bir sesle, “Seni anlıyorum Erdem,” diye mırıldandı. “Senden son bir ricam bu işlere karışmaman, törenin düzenlenmesini Ömer’le annene bırakman.”
Hiçbir şey söylemeden, yıkıntı bir ruhla oturduğu yerden ayağa kalktı Erdem.
Babası tarafından ateist bir insan haline getirilen Erdem’in, yine babası tarafından yüz üstü bırakıldığını düşündü Sarhoş Ali; “Mesele hallolmuştur,” dedi. “Burada yapılması gereken, abimin mahalle camisinden değil, Teşvikiye camisinden kaldırılmasıdır. Her insanın kendi ruhuna uygun bir tanrısı vardır. Mahalle camisine giden cemaatin çoğu İŞİD’lidir. O cematten İŞİD’in savaş cephesine katılanlar oldu. O cami de tabi ki tanrının bir evidir ve bana öyle geliyor ki ev sahibi de İŞİD’lidir. Lakin Teşvikiye farklıdır. Aydın insanların camisidir. Haliyle o caminin tanrısı aydındır ve İŞİD’in tanrısına karşıdır. Bu da normaldir tabi. Cahilin Tanrısı cahil, alimin tanrısı da alim olur.”
Kapıya doğru birkaç adım attı Erdem, döndü Sarhoş Ali’ye baktı; “Cami camidir, fark etmez, amca,” dedi. “Ben şahsen, tabutuyla camiye giren bir ateistin törenine katılmam, isterse babam olsun; kendime saygımdan dolayı katılmam.” M. Oruçoğlu /Halkın Günlüğü