ALEGORİ MUZAFFER ORUÇOĞLU


Ben bu kadını fehmedemedim bir türlü. Altmış yaşında. Güzel. Kabir azabından azad olmuş gibi geziniyor. Yüzünde benlik bilincinin ürkütücü sancıları, doluluk ve güven telkin eden ezoterik ışıltılar. Resim malzemelerini yüklemiş, üç tekerlekli bisikletinin arkasına. Resme merak saranların evlerini ziyaret ediyor mahallede. En çok da, koştuğu zaman ayakları davul tokmağı gibi kalçalarını döven  sarışın genç kızın evine gidiyor. Bir saat, yarım saat resim kursu veriyor girdiği her eve. Sarışın kızda iki saat kalıyor. Fırçalarıyla yaşadıkları çağa gedikler açan büyük ressamlar devri bitti galiba, bunlar çıktı ortaya. Bilmiyorum. Benim için tam bir merak kaynağı, bir muamma bu kadın.

Herkesin yardımına koşan Arap Abdullah, bu kadının genç kızlarla aşk ilişkilerinin olduğunu söylüyor. Adamın aklı, hileye gelmez beş köşeli Arnavut zarı gibi işliyor. Hatta daha da ileri gidiyor, hiç gereği yokken, ağzını kulağıma yaklaştırıp, Ayazağayı aratan somurtkan, soğuk bir sesle, bu kadının ilk sevgilisinin annesi olduğunu fısıldıyor. İnanamıyorum. Niye inanayım ki, çünkü bu Arap Abdullah, her haliyle, Kenan Evren’in bir zamanlar, resmi, gerçeğin basit bir yansıması veya aracı olarak telkin eden beygir figürlerini anımsatıyor bana. Merasim kıtasındaymış gibi esas duruşa geçen, tek tip mor develer çiziyor habire. Kullandığı  özel mor rengin, dikenli salyangozdan elde edildiğini söylüyor. Nerden alıyorsun diyorum, “Lübnan’dan şahsıma özel olarak geliyor,” diyor. Yalan. Sırtında yeşil ve mor akrilik lekelerin hakim olduğu bir  ressam tulumu var. Hayat kuyusunda yıkanınca gövdesi yeşile kesen Hızır’ı çağrıştırıyor herif. Güven vermiyor bana. Hiç traş olmuyor. Eşyalaşmış. Kendini, çizdiği develere hasreden kör bir fırçaya dönüşmüş.

Alman asıllı Kelly’ye soruyorum. “İyi tanıyorum,” diye başlıyor, “Dadaizmden sitüasyonizme uzayan avangardları ciddi bir şekilde incelemiş, özümlemiş birisidir o kadın. Ayaklarını istemeyerek basıyor gerçeğe ama gerçeğin ötesini boyuyor. Bunu yaparken de hazır renkleri kullanmıyor, renk yaratıyor onlardan.” Bunları söylerken, katmerleşen, dalga dalga yüzünü sarıp sarmalayan kırışıklıklarıyla beni kesiyor Kelly. Bıçkın meşreb değil ama, kesiyor işte. İnanıp inanmadığımı anlamaya çalışıyor galiba. Geleni gideni olmadığı için de anlayamıyor. Salaklaşmış. Kainatı payandalayan aşk ağacının altında oturuyor. Dik oturamıyor ama. Mısır’ın yaşlı kurbağa tanrıçası Heht’i anımsatıyor. Sevimli, bilgili ve iddialı birisi. Çin’de yaşamış yıllarca. Heideger’in, batı ‘logos’una, metafizik olarak eleştirdiği batı felsefesine karşı verdiği amansız mücadelenin bir benzerini, kendisinin resim alanında verdiğini iddia ediyor.  İnandırıcı gelmiyor bana. Çok şarap içiyor çünkü. Hiç ayık değil. O haliyle, büyük bir tuvalin üzerinde, didaktik, romantik, klasik ögeleri ustaca iç içe geçiriyor. Şaşırıyorum. Müthiş bir çizgi ustası. İstikrarlı bir çizgisi yok ama. Bir ara Breton’cu oldu, fütüristleri faşist ilan etti. Sonra nasıl olduysa fütüristleri savundu, Breton’un hafif, alegorik komünizmine veryansın etmeye başladı. Soğudum.

“Resmin işi, tıpkı felsefeninki gibi hakikatin ötesiyledir,” diyor Kelly. Doğru. Gelgelelim ki ben, kurtaramıyorum hakikatten kendimi. İçimden yükselen bir ses, “hakikatçı ve hakikat tanıkçısı olup çıktın; hakikate tanıklık edeceksen estetiğin boşluk ruhuyla et hiç değilse!” diyor.

Bana öyle geliyor ki, her kaçık ressamın gizil dünyasında, hayatın doğmakta olan canalıcı biçimini, derin niçinini  yakalama ve onu, boşluğa meyleden resim dilinin, incelikli, değişken, cevval haddesinden geçirerek evrensel ruha doğru biçimlendirme gibi bir hırsı var. Tüm kalıcı güzellikleri doğuran bu tip bir hırstır ki bu da bende yok işte. Ben, bazı durumlara kafayı takacağıma, resmi adam yerine koysam, resimde yoğunlaşsam daha iyi olmaz mı? Resim hızımı emiyor, beni yavaşlatıyor, kendime gelmemi sağlıyor, duygularımı örseleyen eş sesli kuşku ve korkularımı renk diline dönüştürüyor tuval üzerinde. Buna rağmen hiçbir şey, gülümseyen canlı hayat kadar, mahalleyi kolaçan eden o bisikletli ressam kadın kadar canlı değildir.

21 Mayıs 2016