YAWURU

Altın Islık Kuşu, mavi deltaların ve lagünlerin bulunduğu bölgeyi gelin tülü gibi saran tropik sisin dağılmasını bekledi. Tatlı ve tuzlu suların güçlü gelgitlerle sarmaş dolaş olduğu açık koydan çekildi balıkçılar. Kurbağa korolarına teslim oldu gece. Altın Islık uyudu. Şafağa doğru güneyden sökün eden rüzgar, bataklıkları saran mangrov ormanlarına doğru sürdü sisi. Kutup yıldızı kayboldu. Göçmen kuşların mırıltılarıyla esnedi, ılındı toprak. Deniz Kartalı’nın çığlığı düştü kayalıklara. Altın Islık havalandı.Zamana göre değil, kendine göre uyuyan kabilenin üzerinde, rengarenk nakışlanmış bir Bunuba bumerang gibi beliriverdi gökkuşağı. Uykusunu, dikilmiş possum kürklerine yayan Yawuru, gözkapaklarını hafifçe araladı. Gökkuşağına dikti dikkatini. Giro Giro’daki mağara resimlerinin rüya zerrecikleri halinde dağılıp, gökkuşağına yayıldığı sanısına kapıldı. Işık ve renk sesleri içinde devinen yaratıcı, gizil güçlerin keşfine, ruh biçimlenmesine doğru derinleşti.. Altın Islık’ın şakıyışını duyunca dağıldı dikkati.  Dayanamadı, sırtını hafifçe kaldırıp sesin geldiği yöne doğru baktı. Altın Islık, Çöl kumu üzerine ömür boyu Zaman Ötesi öyküleri çizen ak sakallı babasına ait mezarın başucuna diktiği ağaç heykele konmuştu. Sevindi. Madenlerde defalarca yaralanan, siperlerde ise kopan uğursuz bacağına dokundu. Kıtanın ilk Aborjin vatandaşını, ünlü ressam Albert Namatjira’yı düşündü. Onu izleyebilir, beyazlarınki gibi resimler çizebilir, kentlerde sergiler açabilir, ünlenebilir ve ünlenince de tıpkı Namatjira gibi vatandaş olabilirdi. Gazilik maaşına kavuşur, kırmızı çöl toprağı renginde tatlı şarap alabilirdi o zaman.Sağda, kum üzerinde bekleyen malzemelere, sert kayalardan koparıp ezdiği ve kanguru kanıyla karıştırdığı koyu kırmızı demir oksite,  renkli taş tozlarına, odun kömürüne, beyaz ve soluk sarı kile, kendi saçından yaptığı fırçalara, teleklere, çubuklara, devekuşu yumurtalarına ve tuval olarak kullanmak için bir metre boyunda kesip hazırladığı kalın okaliptüs kabuklarına baktı. Bu malzemeler resim yapanı ataların ruhlarına taşıyordu. Bu malzemelerden ve bunlarla kayalara, devekuşu yumurtalarına, ağaç kabuklarına, çıplak gövdelere yapılan resimlerden; çöldeki seslerden, görünüp kaybolan çiçeklerden, hayvan izlerinden, klandan kopan ressam, Zaman Ötesi’nden kopabilir, kırmızı tepedeki beyaz kaya gibi yalnızlaşabilirdi.Klan az sonra uyanacak, tören hazırlığına başlayacaktı.. Parmaklar gövdelere resimler çizecek, eller sırtlara, göğüslere, renkli kayalara bastırılacak, ağızlara dolan beyaz sıvı kil, ellerin çevresine püskürtülecekti. Bedenlerde ve kayalarda gülümseyen el izleri, sahiplerini çölün ruhuna doğru yönlendirecekti.Altın Islık, Giro Giro’daki mağara resimlerine konmuş gibi ötüyordu. Dikkatini, ötüşün ateşlediği diğer ötüşlere yöneltti Yawuru. Düşündü. Gülümsedi. Bu güzel ötüşlerin ve gökkuşağının ışıltısına  yaslanarak, renklerin dilini değişik bir biçimde yapılandırma ve doğanın  hissedilmeyen gizil özü haline gelme arzusuyla dolup taştı. Yekindi. Kesik bacağını sürükleye sürükleye ağaç tuvallere (barklara) yaklaştı. Malzemelerin merkezine çekti onlardan birini. Pratiğin öncelliğini durmaksızın devralan, ateşlenmiş, cevval bir hayalle başladı çizmeye.