ZABEL YESAYAN'IN ÖLÜSÜ

Çalışma kamplarında büyücü Ani diyorlardı ona. Binaları temizliyor, kamyona biniyor, tomrukçularla birlikte taygaya (orman) gidiyor, gizlice onların fallarına bakıyordu. Zabel'i Erivan'dan tanımış, dokuz yıl hep onu, onun geçmişini dinlemişti. Kitaplarını el yazmalarını severek okumuştu. Sesini duyamadığı her kitabı zaten okurdu. Zabel öldüğünde öğlen sonrasıydı, dar bir zaman çatlağıydı. Ani, gözlerini kapatmamış, görevlilerle birlikte taş maltaya çıkarmıştı ölüyü. Başucunda iki resmi görevli vardı. Onlar çekip gitmiş, Ani, yanında beklemişti arkadaşının. Acıdan küçülmüştü. Küçülüşün buzlu çekirdeğinde beklerken, bir kurt uluması duydu birden. Böyle zamanlarda garip şeyler olur zaten. Baktı, çitlerin ötesinde bir ren geyiği çobanı, güzel bir husky, artık kızak çekemeyecek derecede yaşlanmış bir Sibirya kurdu. Olacak şey değildi. Ürperdi, çekirdekten çıktı, kendine çekildi. Bir tur attı ölünün etrafında. Zamanın ruh zenginliğinden, insanı içine çeken saf bir büyünün yayılmakta olduğunu hissetti. Göz göze geldi kurtla. İnanmayacaksınız ama, kurdun buz mavisi gözlerinden yeşil bir sis yayıldı ve yavaş yavaş kuşattı Zabel'i. Kurt, gelin tülü gibi inceldi, Beluka Tepesinden gelen göçmen kuşlara doğru aktı, kayboldu. Kurdun kaybolduğu yerde, cılız bir lamba ışıltısı belirdi; ışıltıda Zabel''in doğduğu iki katlı ahşap bir ev, pencerelerinde Zabel'in çok sevdiği iri, parlak renkli saka kuşları. Saka kuşlarının karşısında, Üsküdar Surp Haç Tıbrevank ilkokulu'nun kuşlara karşı gülümseyen mafsallı, sürgülü kapısı. Aklım karıştı Ani'nin. Hafif bir rüzgar esti, sis dalgalandı. O anda nasıl olduysa bilmiyorum, İki titrek gölge koptu lamba alevinden. Birisi, Mıgırdıç Hovesyan'a, diğeri de Mıgırdıç'ın elinden tutan küçük bir öğrenciye, Zabel'e dönüştü. Onlar okula doğru yürürken, okul yavaş yavaş büyüdü, sırrını gizleyen bir sis halinde ölüye doğru yaklaştı. Ani Korktu.Zabel'i terketmeden, baş ucunda bekliyordu. Yeniden geldi o iki görevli. Uzun görevli, kutup ayısı gibi sisi süzdü. Alçaklıklarını istemeden yapan, iyi kalpli bir adamdı. "Bu ölü kokuyor," diye mırıldandı. Üzüldü Ani. Yeni ölmüş güzel bir insan nasıl kokar ki. Kısa görevli, kendi dertlerini dinlediği için hiçbir şey söylemedi. Onda her daim bir mağdur suskunluğu vardı zaten. Elindeki ekmek çuvalını Zabel'in başına geçirip, ayaklarına doğru çekti. Ayaklar, topuklara kadar çuvalın dışında kaldı. Uzun görevli çıplak ayaklara baktı. "Yeni atanan Parti komiseri gecikti, o gelmeden bunu gömemeyiz," dedi. " Bu bir yazar, sıradan bir ölü değil." Biraz beklediler. Parmaklıklı kapı açıldı, çekip gittiler yeniden.Kozalaklı dalların arasından Zabel'in çıplak ayaklarına bakıyordu bir saka kuşu. Ayakları üşüyordu Ani'nin. Güneş de sisin ötesinden varlığını ayan etmeye çalışıyordu. Zabel ölmeden önce hep bu kuşlara bakıyor, bunların İstanbul'a, Silahtar Bahçeleri'ne gidip geldiklerini, oradaki sakalarla, kanaryalarla tanıştıklarını, gelirken de minnacık ayaklarında defne, gül ve şeftali çiçeklerinin kokularını getirdiklerini anlatıyordu. Hüznü derinleşmişti Ani'nin. Bitişikteki koğuştan, Kırgız mahkumu Çağatay'ın, koşok denilen yanık ağıtı geliyordu. İş kazasında sağ bacağını kaybedince, kopuz yapan ve at kılından üç kirişi tel olarak takan Çağatay, oldukça etkilenmişti Zabel'in ölümünden. Koşok kesildi bir ara. Ani irkildi. Aklının arka beşiğinde huyunu bilmediğim bir sarsıntı oldu galiba. Çuvalın altında kalan açık gözlerin, göz çukurlarından ayak başparmaklarına doğru kaydığını hissetti. Hissetmesiyle de sise can veren lamba alevi kayboldu. Zabel'in döne döne anlattığı Sorbonne Üniversitesi belirdi alevin kaybolduğu yerde. Garip değil mi? Ani, dikkatle baktı. Üniversitenin kitaplarla dolu bir odasında Zabel'in ruhu. Ruh, ceseti görünce sınıftan çıktı birden, romantik ışıltılar içinde, siste gezinen Arşak Çobanyan'ın dergisine girdi. Gece Şarkısı ve Çiçek adlı bir şiire dönüştü. Korku ve şaşkınlık içindeydi Ani. Kalktı, gitmek istedi, gidemedi.Güneş, ufuk çizgisine doğru indi. Zabel'in Türk Devrimi (1908) anında giydiği açık kırmızı ipekli entarinin rengini aldı sis. Çok daha garip bir şey oldu. Zabel'i saran çuval, Kılikya kırım alanında, yetim kalan çocuklar hakkında Zabel'in düzenlediği rapora dönüştü. Açılmış bir kitap görünümünü aldı ayakları. Onbinlerce ölünün yasına belenmiş harfler düştü kitaptan taş zemine yan yana. "Yıkıntılar Arasında" kalmış gibi taşlaştı Ani.Karanlık çökmek üzereyken, bir kez daha açıldı demir parmaklıklı kapı. Yeni atanan parti komiseri, iki görevliyle birlikte gelip, ölünün başucuna dikildi. Öğrencilerine hep iyi not veren öğretmenlere benziyordu. Adını sordu, sol eliyle tokalaştı Ani ile. Sağ kolunu cephe gerisindeki partizan müfrezelerinde komiserken kaybetmiş, cepheden yeni gelmişti. Yüzünde derin yara izleri vardı. Sol göz kapağı, ölmüş tavuk kanadı gibi düşmüştü. "Çuvaldan çıkarın da yüzünü göreyim," diye mırıldandı. Kısa boylu görevli, çuvaldan çıkardı Zabel'i. Komiser, ölünün açık gözlerine, yüz hatlarına, kırlaşmış toparlak saçlarına dikkatle baktı. Ceset, bal mumu gibi sararmıştı. Zabel hakkında tutulan raporu okuduğunu ama yöneltilen suçları pek anımsayamadığını söyledi. Hafızasını yitirmişe benziyordu biraz. Bunun üzerine uzun boylu görevli,"Bu kadın bir yazardır ve Fransız ajanıdır," dedi. "Fransa'ya Türkiye'den gitmedir. Ermeni asıllıdır. Tehcir kafilesine katılmadan önce kaçıp Bulgaristan'a, oradan da Fransa'ya sığınmış. Bakü ve Erivan'a gelmiş sonra. Ermeni milliyetçileriyle ilişkileri tesbit edilince tutuklanıp Sibirya'ya gönderilmiş."Komisere bakıyordu iç gözüyle Ani, düşünüyordu. "Buradayken disipline karşı herhangi bir itaatsizliği oldu mu?" dedi Komiser."Hayır, olmadı," dedi Uzun boylu. "Çalışma kampımızın uyumlu ve çalışkan bir mensubuydu."Bakışlarını, Zabel'in açık gözlerine bir kez daha dikti komiser. Alman ordusuna karşı direnirken cephe gerilerinde gözleri açık ölen partizan kadınlar canlandı hayalinde herhal."Kokuyor," dedi, "Gözlerini kapatın, hemen gömün."Üzüldü Ani. Küçük görevli, çuvalın bir ucunu işaret parmağına sarıp, gözlerini kapattı Zabel'in. Komiser, sise dikti bakışlarını sonra. Zabel'in odasını görmek istediğini söyledi. Önüne düşüp odaya götürdü Ani. Duvar çivilerine asılan ve içinde kırmızı ipek entarinin de olduğu giysilere baktı ilkin. Alman'ların astıkları partizanlara benzetti onları sanırım. Köşede tahta bir ranza vardı. Ranzanın başucunda bir defter, bir kalem ve Zabel'e ait üç de kitap. Önce Zincirsiz Prometheus ile Sürgündeki Ruhum adlı kitapları aldı, Ermenice olduğu için bıraktı hemen. Ateşten Gömlek'i aldı sonra. Rusça'ya çevrilen bu romanı kaputunun cebine soktu. Uzatmayayım. Komiser çıktı gitti, Ani, cenazeye döndü. Göz kapaklarını yukarı kaldırdı, çuvala soktu Zabel'i.Mahkumların kereste taşıdıkları bir kamyon geldi az sonra. Kamyondan inen iki mahkum, Zabel'i karga tulumba alıp, kamyonun arkasına, kürek ve kazmanın yanına yatırdılar. Ani de çıktı, Zabel'in yanında oturdu.O sise girdiler. Girdiler ama Zabel'in anıları da sisle birlikte kamyonu izlemeye koyuldu. Zabel'in Suriye'de emek verdiği, tehcirden artakalan yetimhane çocuklarının sislenmiş, yarıya bölünmüş yüzlerini görüyordu Ani. Yüzlerin arkasında metruk evler, araziler, değirmenler, demirhaneler ve bunların üzerinde beyaz baykuşlar gibi uçuşan kağıtlar vardı. Bunlardan bir tanesi haylice uzundu. Bu kağıt, İstanbul'da hazırlanan ve içinde Zabel'in adının da yazılı olduğu, "Sakıncalı Ermeni Entellektüeller Listesi"ydi.Derin tekerlek izlerine, taze toprak ve odun talaşı kokusuna girdi kamyon. Köküyle birlikte devrilmiş, yaşlı bir çam ağacının yanında durdu. Şöförün yanındaki mahkum indi, "şu hazır kök çukuruna gömelim de kurtulalım," dedi. İtiraz etmedi şöför. İnip baktı. "Biraz daha derinleştirelim," dedi.Çukuru derinleştirip Zabel'i yerleştirdiler. Esir Alman subayının, tahta tuşlardan yaptığı piyanosunun mecalsiz, acılı tınılarını çağrıştıran sesler geliyordu bir yerlerden. Kürekler işliyor, çukur doluyordu. Gömme işlemi bittiğinde tüm sesler kesildi. Az sonra, bir uluma sesi duyuldu. Ani baktı, aynı kurt. Sisin yoğunlaşıp yeşillendiği yerden onu seyrediyor ışıl ışıl buz mavisi gözlerle. Anıların silinip sise dönüştüğünü, sisin ise toprağa ve dal uçlarındaki tomurcuklara doğru çekilmekte olduğunu hissetti Ani. Ağlamaya koyuldu sessizce. Temmuz- 2015