ŞİİRİN DOĞUŞU VE GELİŞMESİNE DAİR

İnsanlığın en büyük 'devrimi' arka ayaklarının üzereine dikilmesi ve ön ayaklarıyla işe yönelmesidir.Kim bilir,bu belki de evrendeki tüm organik hayatın en büyük zaferidir.İnsanoğlu çıplak,kocaman,kıllı ayaklarını yerküreye basıp da gökkubbeye doğrulduğunda,yani ön ayak işe koyulduğunda şiir denilen şeyi çok ilkel biçimiyle,yalın çığlğımsı bir halde söylemeye başladı.Ön ayaklarının el haline gelmesiyle birlikte filizlenmeye başladı şiir.İnsanoğlu toprak denilen o ılık,ıslak doğurgan ve varlığın üzerinde oturdu hep.Güneşin ve ayın doğuşunu,yükselişini ve batışını seyretti.Bitkilerin,çiçeklerin,böceklerin envai çeşit renklerini,kıpırdayışlarını,fısıldayışlarını seyretti.Doğanın tüm seslerini,ayrıca en güzel sesli bülbülü,kanaryayı,karatavuğu vs.dinledi.Düşündü.Toprağın nabzını dinledi.Toprağa,suya ve ateşe aşık oldu.Eşitliğin ve özgürlüğün doğal dünyasında yürüdü.Hayatı değiştirdikçe şiiri güzelleşti.Toprağı işlemeye başladı sonra.Daha bir aşık oldu ona ve dolayısıla yaşama.İnsanoğlu belki de ilk kez o zaman kavradı ölümün bu kadar kalleş ve korkunç olduğunu.Gılgamış'ı ölümsüzlüğü aramaya gönderdi.Gılgamış'ın başarısızlığı hüzün ve acının şiire daha büyük ölçüde girmesinde beraberinde getirdi.Sümer şiiri ya da destanı ,Sümer üretiminden,Sümer hayat tarzından doğdu.Ve Tevrat'a kaynaklık etti.İnsan denilen yaratık,Tevrat'ta Gılgamış'ın yenilgisini kabul etmedi,ölümsüzlüğü savundu.Kalbin kısa duruşundan sonra görkemli görkemli bir hayat yarattı ve ve dünyasının doruk noktasıydı.Düzyazı biçimine rağmen,şahane bir şiir abidesiydi.İnsanoğlunun kendi bilincimdeki ve ruhundaki güzellikleri secde edilecek bir fetiş haline getirmesiydi.Doğanın ateşin değiştirici kudretini ve parlak geleceğini göremeyecek durumdaydı.Doğanın en şaşalı biçimine cennet,ateşin en kahredicine cehennem dedi.Adem'i topraktan yarattı,şeytanı ateşten.Ve şeytana dediki,git,Git O'nu tanı,O'na itaat et.Şeytan haklı olarak isyan etti.Beni ateşten,onu topraktan yarattın,nasıl olur da git o'na itaat et diyebilirsin.Kim bilir belki de şeytanın isyanı,toprakta çalışan ilk kölelerin toprağa ve toprak sahiplerine karşı duydukları derin  kinin bir simgesiydi. Sınıflı toplum,acı ve hüznün yanında,şiire geniş ölçüde isyan duygularını ve derin cinnet özlemini de soktu.İnsan ruhunun incelmiş,derin anlamlı güzellikleriyle köle sahiplerinin kılıç ve pranga dünyası çatıştı.Ezop'un köle sahiplerince uçurumdan aşağı atılmasının bu bakımdan bir anlamı vardır.Öte yandan kavimler arasındaki bitip tükenmez savaşlar,şiire geniş bir manevra alanı ve zengin konular sundu,soluğunu güçlendirdi onun.Şiirin tüm insanlığı büyüleyen mavi renkli Homeros güneşi,tuncun tunçla çarpıştığı,insan bilincinin ve ruhunun doğurgan bir sancıyla zonkladığı ve kendisini topyekun  bir sınav arenasında bulduğu kahramanlık çağının en parlak döneminde doğdu.Homeros'un İlyada ve Odise'si kahramanlığın ışıltılı bir dille baştan sona bir methiyesidir.Şiirin en tutkun olduğu ve en nefret ettiği özellikleri Homeros kahramanları şahsında görebiliriz.İlyada ve Odise kahramanlarının karekter kiliminde,ateşi tanrılardan çalarak insanlığa veren Promete'nin eşsiz direnişinden renkler görebiliriz.Agias ahırlarını büyük bir sebatla temizleyen,cinnet geçirerek çocuklarını öldüren emekçilerin atası Herkül'ün eşsiz sabır,fedakarlık ve gücünden renkler bulabiliriz.Bgün bile,kadirbilirlik,sabır,bağlılık ve aşk deyince aklımıza Odise'nin karısı Penolpe geliyor. Bunun yanında alçaklığın,öfkenin,kurnazlığın ve soysuzluğun alasını da bu destanlarda bulabiliriz.İnsanlığın Homeros şiirinin kahramanlarını sık sık hatırlaması,unutmaması boşuna değildir.Homeros şiirinde,tunç ile kanın sesi ön plandadır.Ama antik Yunan şiirinde de Sapho'nun temsil ettiği çizgi vardır ki,şarap renkli parlak denizin mırıltısını,çıplaklığı,ince hüznü ve aşkı tüm içtenliğiyle onda bulabiliriz.Amansız fırtınaların pırlanta gözlü çocuğu Odise'nin büuülü denizi,bu şiirle kendi sıcaklığını,billur maviliğini ve kokusunu katmış gibidir.Bu şiirler,Lesbos'un bakır saçlı kadınlarının dayanılmaz özlemlerinden,hırslarından ve saflıklarından damıtılmış damlalalr gibidir.Biz bu güzelim lirik şiirlere,Akdeniz ufuk çizgisinde öpen,yani ebemkuşağının ötesinden adalara kırmızı gülem güneş babanın şiirleri de diyebiliriz. Roma şiiri,antik Yunan şiirine ve destanlarına dayanarak yükseldi.