KOMÜN VE MÜCADELE BİÇİMLERİ

Komün, mücadele biçimlerini kendi kafasına göre tayin etmez. Kitlelerin o anki genel ruh hali, mücadelenin önüne dikilen engellerin gücü ve mantığı, mevcut politikanın ve ekonominin durumu, mücadele biçimlerinin tayininde önemli rol oynar. Mücadele biçimleri alabildiğince çeşitlidir ve şartların değişmesiyle birlikte sürekli değişir. Komün, mücadelenin barışçıl biçimlerinde ve amaca uygunluğunda ısrar eder, karşı taraf engel çıkarmadığı, şiddete baş vurmadığı sürece, şiddetten uzak durur. Ama şiddet şartlarının olgunlaştığı, şiddetin zorunlu hale geldiği anlardan da kaçınmaz. Ayaklanma, barikat, vur-kaç ve benzeri tüm şiddet biçimlerini şartlara bağlı olarak, kararlılıkla uygular. Yığınlarda sempati uyandıran, onları seyirci konumundan çıkarıp, harekete geçiren mücadele biçimleri yığınlara aittir. Yıkıcılığın zirveye ulaştığı bir anda, onun görevi, bu gücün üretici güçlere zarar vermeden köhneye yönelmesini sağlamaktır. Komünün tabusu yoktur; mücadelenin açık ve gizli, parlamenter ve parlamento dışı tüm alan ve biçimlerinde yer alır. İnsanın olduğu her yer, onun alanıdır. Onun işi gücü, sadece ayrıntıların ve aşağının değil, kendisini ezen yukarının da yıkıcı ve yaratıcı gücünü, alabildiğine daraltılmış tek hedefe karşı, aynı hat üzerinde birleştirmektir. Sıradan, uyruk, yığınsal yaşamı, doğrudan iktidar veya doğrudan demokrasi yaşamına dönüştürmenin yolu, böylesine kitlesel bir hareketten geçmek zorundadır. Sınıfı ve konumu ne olursa olsun, her insan dönüşebilir bir zenginlik ve çok yönlü bir yetenektir. Hiç kimse sömürücü olarak doğmaz ve kendi bilinçli isteğiyle sömürücü olmaz. Bir sömürücü bir komünara, bir komünar da bir sömürücüye pekala dönüşebilir. Komün, aşağıdan yukarıya doğru inşa edilir. İktidarı alma ve inşa etme tarzı, komünün yaşam tarzıdır. Bundan dolayı komünün iktidarı kaybetme diye bir korkusu yoktur. Komünün asıl amacı, bireyin iktidar olmasıdır. Bireyin kendi iç zenginliklerini derinlemesine tanıması, bu zenginlikleri tüm yetileriyle seferber etmesi, bireyin kendisini bilgiyle donatması, mülk ve egemenlik duygularından arınarak dervişleşmesi, yönetmeye ve yönetilmeye ihtiyaç duymaması demektir. O zaman bu iktidarın içeriği, klasik iktidarın içeriğinden tamamen farklıdır. O zaman, komünün mücadele biçimlerine yaklaşımı ve bu biçimleri ele alış ve uygulayış tarzı da, klasik iktidarların tarzlarından farklıdır. Bireyin komün olması, komünleşmesi; komünlerin, komünleşen bireylerden oluşması ve aynı zamanda komünlerin, kendi bağrına katılan sıradan insanları, komün insanlara dönüştürmesi. Komünün özgürlüğünün, bireyin insani, kaliteli, derin özgürlüğüne tabi olması. Bireyi özgür olamayan bir komün, özgür olamaz. Komün, ülke çapındaki iktidara, aşağıdan ve yerelden gider. Mücadele biçimlerini aşağının ve yerelin ruhu ve mantığı tayin eder. Bundan dolayı her yerelin kendine özgü bir mücadele biçimi vardır. Dışardan ya da merkezden yerele dayatılmış, yerelin gerçeği ile çatışan bir mücadele biçimini, komün reddeder. Dayatma anlayışı, onlar için savaşıp, onları kurtarmak felsefesini savunan güçlere özgüdür. En küçük komün, iki komünardan oluşur. En büyük komün ise dünya komünüdür. Kitlelerin maddi ve manevi dünyasından, arzularından ve eğilimlerinden kaynaklanan mücadele biçimleri, kitle hareketleri geliştikçe çeşitlenir, zenginleşir. Tarihin en çok ciddiye aldığı kitleler, mücadele biçimlerine hakim olan, onu bizzat uygulayan, değiştiren kitlelerdir.Komünün ruhu, insanileşme ve özgürleşme aşkının ruhudur. O, kanaat mülkünün sultanı olan yoksul yığınların ya da yiye yiye sapıtan sınıfların yerleşik değer yargılarına, aklın alışılmış söylemine ve gücünü gelenekten, alışkanlıklardan, ilkel güdülerden alan, yerleşik, yarı-tanrısal kurumların ahlakına saldırır. İnsanın egemenlik duygularına ve bu duyguların gökte ve yeryüzünde cisimleşen, yabancılaşmış, dokunulmaz güçler haline gelen sistemlerine saldırır ; sözcükleri yan yana dizerek ve esas duruşa sokarak, onlardan demir kıtalar yaratan ve bu kıtalar aracılığıyla ifadenin özgür ateşini prangalayan dile saldırır. Ve tüm dünyaya, kendisinin de eskiyeceğini ve dipten gelen dalgalar tarafından bir gün yıkılacağını vaaz eder. Hamle etmek, yenilmek, toparlanıp yeniden hamle etmek, yeniden yenilmek. Devrimi ve ilerlemeyi bir yaşam tarzı haline getiren komün için normal bir yaşam ilkesidir bu. Devrim, yığınların ne kadar hakkıysa, onların özne olmaktan çıkıp nesneleşmesi, yani bir ayaklanma ya da genel bir referandumla devrimden vazgeçmesi, yani yele verilmiş dülger talaşı gibi dağılıp bir varlık göstermemesi de o kadar hakkıdır. Komün, koyunluk hakkına saygı duyar ama kendisi hiçbir zaman koyunlaşıp, devrim aşkından vazgeçmez. Bu onun doğal ruhudur. Komün, yığınların mütevekkil, koyun ruhu değil, yıkıcı ve yaratıcı ruhudur. Her insanın içinde, dünyayı kapısına mülazım diken bir diktatör vardır. Bu bazan bir cellat, bir kahraman, mayasında egemenlik illeti olan habis bir tevazu, bazan bir gösteriş ve ün budalası, bazan da bir iktidar veya devlet ihtirası biçiminde belirir. Biçimi ne olursa olsun, komünün işi gücü bu diktatörledir. Komün, şiddete dayanan mücadele biçimlerinin, otoriter eğilimleri ve merkeziyetçiliği güçlendirici bir rol oynadığını bilir. Bundan dolayı mücadelenin barışçıl, demokratik, kitlesel biçimlerine önem verir. Şiddete tapma eğilimlerinin, kişiye ve otoriteye tapma ile sonuçlanacağını bilir. Kaçınılmaz şiddet sorununda ise, -şiddetin diger biçimlerini ilkesel olarak reddetmemekle birlikte- kitle şiddetini tercih eder. Demokrasiye en uzak örgüt, şiddetin biçimlendirdiği örgüttür. Gizlilik ve daralma, şiddetin doğasına uygundur. Bununla birlikte tarihin bize ısrarla gösterdiği yavuz bir gerçek vardır ki o da, devrimlerin önlerine çıkan ve ilerleme fırsatı vermeyen gerici şiddeti, devrimci şiddetle aştıkları gerçeğidir.