KENAN EVREN VE RESİM

Herkes resim yapar, önemli olan kaliteli resim yapmaktır. Kaliteli resmi de doğuran şey, yetenek, deneyim ve perspektiftir. Tuvalin önüne geçer, uzaktan boyaları atarsın. Beyaz zemine çarpan ve iç içe geçerek aşağıya doğru akan rekler, tuval üzerinde hiç beklemediğin bir renk ve ışık armonisine dönüşebilir. Buna tesadüfün ortaya çıkardığı nonfiguratif bir kalite diyebiliriz. Bu tabi, boyayı atanın kaliteli bir ressam olduğunu göstermiyor. Kalitesizin, tesadüfen kalite doğurması durumudur bu.. Aynı şekilde, çok kaliteli bir ressamın, kalitesiz, hatta pespaye resimler yapması da mümkündür. Hatta bu durum şimdi oldukça yaygındır. Post modernist dalganın yayılmasından bu yana, usta ressamlar, akıl almaz bir kolaycılığa saptılar. Büyük, bembeyaz bir tuvalin üzerine bir damla siyah boya düşürerek veya iki tavuk teleği yapıştırarak, bu stilde yapılan tabloları galerilere, müzelere sokanlar çoğaldı. Hani anlatırlar ya, Kenan Evren, bir yerde Picasso’nun bir tablosunu görmüs, “Bu da neymış, bunu ben de yaparım,” demiş. Bu sözü üzerine, millet ünlü generali “Ti’ye aldı. Bilmiyorum, Kenan bey acaba Picasso’nun hangi resmini gördü de bunu söyledi. Picasso’nun, resim, desen,gravür, litografi, heykel ve benzeri türlerden irili ufaklı elli bine yakın çalışması var. Bunların istisnasız tümünün kaliteli olması mümkün değil. Eğer çok kolay çizilmiş, kalite malülü bir resmini görüp de bu sözü söylemişse haklıdır. Pasanın bu sözü, Picasso’nun kübizm öncesi , klasik, mavi ya da pembe dönemde çizdiği resimlerden herhangi birisine bakarak söyleyeceğini sanmıyorum. Resimler gayet anlaşılır bir durumdadır. Göz, bidiğimiz gözün yerindedir, burun burunun yerindedir. Kollar, bacaklar yaratıldıkları yerlerdedir. Öznelerin ve nesnelerin dünyasında, hayata aykırı bır durum yoktur. Pasa, boylesi alısılmıs, iyi çizilmiş bir resme itiraz etmez. Pasanın gördüğü resim, Picasso’nun, analitik kübist, yapıştırma kağıtlardan yaptığı sentetik kübist veya gerçeküstücü dönemde çizdiği resimlerinden , yani Picasso’yu Picasso yapan bu dönemlerin resimlerinden birisi olabilir. Tuval üzerinde parçalanmalar, geometrik şekiller, sürpriz boşluklar, yapıştırmalar, çoğalan ve yer deiştiren uzuvlar, şaşıran mekanlar ve zamanlar, belirsizlik ve kargaşa tufanı. Yani 12 eylül öncesini çağrıştıran bir durum. Kenan bey o sözü sanırım, böylesi bir tabloya bakarken, anlayamamanın, çözememenin, arap saçına benzetmenin verdiği sıkıntıyla söylemiştir. Pasanın cızdıgı resimler yalındır. Fotografa benziyor. Kopya çektiğini söylüyorlar. Kopya da çekse, atları iyi çiziyor. Tutuklamalar, işkenceler, zındanlar, darağaçları dünyasından geliyor. Hayalinin dar olması normaldir. Paşa’nın zaten genişe karşı allerjisi var. “Anayasa oldukça genişti, içinde oynuyorduk. Kestik, biçtik, üzerimize oturttuk,” demesinin nedeni, darlığa olan sevgisindendi. Darbenin ilk yılında Paşa, idamlara başlayınca, bizler Niğde cezaevinden, kendisine, durumu protesto eden telgraflar çektik. Herkes Pasanın darlığınınfarkındaydı ve çektiği telgrafında paşaya bir sıfat takıyordu.. Kimisi darbeci, kimisi Amerikan işbirlikçisi, kimisi, zorba diye niteliyordu. İçlerinden birisinin nitelemsi çok ağırdı:“Amerikan empryalızmının zincirli kopeği..”Bu niteleme benim içime oturmadı. İnsan merkezci bir nitelemeydi ve hakaret ögesi vardı içinde. İnsanlar birbirlerine sözle saldırırken , hayvanları hakaret aracı olarak kullanıyorlar. “Eşek oğlu eşek.” “Öküz herif,” “İneğe bak,” “Köpek soyu,” “Beygir surat,” Sırala sıralabildiğin kadar. Bir diktatöre, zincirli, zavallı bir köpeğe hakaret ederek karşı çıkılamazdı. Ben, Kenan Evrene kendi telgrafımı yazarken , iki cümleyle yetindim: “Ülkeyi cezaevine, kendinizi de bu cezaevinin baş gardiyanına dönüştürdünüz. Protesto ediyorum.” Telgrafımı yazarken, koğuş arkadaşlarımdan birisi yanıma yaklaştı:“Ben Kenan Evreni zaptiye beygirine benzeten bir telgraf yazacağım, ne diyorsun,.” dedi. Ceza evinde, o zamanlar, 68 kuşağından gelen mahkumlara özel bir saygı vardı. Zaman zaman bu tip şeyleri sorarlardı onlara. “Oyle şeyler yazma, yanlış yaparsın ,” dedim. “Hem insana, hem de hayvana hakaret ediyorsun. Komünistlerin felsefesinde hakarete yer yoktur. Acizliğin bir belirtisidir hakaret. Haklı da olsa, yapanı haksız bir konuma düşürür. Beygir kelimesini kullanma. Zaptiye çavuşuna benzetebilirsin. “ Beygirden vazgeçti. Ne yazdı hatırlamıyorum. Yıllar sonra sayın Kenan Paşa’nın beygir fotograflarına bakarak çizdiği yağlı boya tablosunu gördüğümde o arkadaşımın önerisini anımsadım.Tabi 12 eylülün en civcivli anıydı. Cezaevi idaresi, tüm telgrafçıları apar topar hücrelere doldurdu. Mahkemeye verildik. Protestosunu hayvanlara hakaret temeli üzerinde kuranlar başta olmak üzere bir çok protestocu ceza aldı. Ben berat ettim. Savcı, Başgardiyanlığın şerefli bir devlet memurluğu olduğunu, Devlet başkanından baş gardiyana ve daha küçük memurlara kadar tüm devlet memurlarının eşit insani haklara sahip olduğunu, cumhurıyet idaresinde ayrımcılığa yer olmadığını, bir devlet memurunun bir başka devlet memuruna benzetilebileceğini, bunun kanunen bir sakınca teşkil etmediğini söyleyerek beratıma kapı açtı. Tabı hucrede yatışlarım yanıma kar kaldı.Yanılmıyorsam cok önceleri, bazı ressamlar, kenan Evren’in resimlerini sergileyen bır buyuk holding galerisini kınamışlardı. Bence gerek yok. Kenan bey, zamanında asmış, kesmiş, biçmiş, ocaklar söndürmüş, haklar gasbetmiş, kötü işler yapmış olabilir. Halk, bu eylemlerinden dolayı Kenan beyin cezalandırılmasını talep etmemiştir. Paşamız da, özgürlük ortamında, boya, fırça ve beygir fotografları temin ederek ressamlığa başlamıştır. Resim yapmak, yapılanı sergilemek, kim yaparsa yapsın kötü bir iş değildir. Ben desteklerim. Ama burada şunu da belirteyim ki, Kenan bey, tutuklanıp cezaevine atılsaydı, mahkumumuza kaliteli tuval, boya ve fırça verilseydi. Kopya edebileceği resimlerden, özellikle de beygir fotograflarından men edilseydi, kendi içine yönelir, hayal dünyası gelişir ve çok daha kaliteli resimler yaratırdı. Kenan beyin resim yapmasını destekliyorum ama sergi anında çenesini tutması gerekiyor. “Hadi durmayın, satın alın, ben ölünce bunlar on kat pahalılanacak,” yollu konuşmalar, doğru değil. Yalancıktan iflas etmiş Mahmutpaşa pırtıcılarının çığırtkanlığını çağrıştıran bu kaba teşvik veya nodullama hareketi, çizilen ve duvarlara asılan beygirlerin asaletiyle de çelişiyor. Paşa galiba sergi yeriyle at pazarını birbirine karıştırıyor. Orduya ılk yazıldığında veya daha sonra Kenan beyin bölümü neydi acaba? Süvari miydi acaba, bilmiyorum. Resim eleştirmenlerinin, değerlendirme yaparlarken bu noktayı göz önünde tutmaları gerekiyor.Eğer bir halk, kendi diktatörünü kendi bağrında barındırıyorsa, onun bir mahkeme önüne çıkmasını talep etmiyorsa , ya o diktatör çok halkçı, çok “humanist” bir diktatördür, ya da o halkta bir sorun vardır, tarih adlı emektar doktora görünmesi gerekiyor. Kendi cellatına, o cellatın ellerinde öldükten sonra, dirilip kendi resmini çizdiren bir halka diyecek bir şeyim yoktur. Ben şahsen, böylesi bir durumda, cellatın resim çizmesini sorun yapmam. Kenan beyden başka diktator mü yok Türkiye”de. Ecevit”in, Evren’den pek bir farkı var mı bilemiyorum. Ecevit”in, Kürde ve cezaevlerine yaptıklarının Evrenden geri kalır yanı nedir, Tanrı askına? Ecevit, resim yapmaya kalkışsa kimsenin tısı çıkmaz. Türkiye tarihinde, Ecevit’in cezaevlerine karşı düzenlediği tenkil hareketinden daha kanlı bir hareket var mı bilemiyorum..Her ressam biraz kendini çizer. İyi bir resim izleyicisi, resme bakarken, reklerde ve şekillerde, yaratıcısının ruhunu, karekterini aramaya çıkar. Seyrettiği resimde, kendini aramaya çıkan izleyiciler de az değildir. Halkın ruhunu tepeleyen bir insanın çizdiği resimlerin, figürlerin, renklerin, beygirlerin ruhu, resim eleştirmenleri ve psikiyatristler tarafından incelenip kitaba dönüştürülmeye değer. Kenan beyin resimleri bu bakımdan da önem arzediyor.