SANATÇI VE HALK

Şiir kitaplarını okurken bir yığın noktaya dikkat çekmeye çalışıyorum. Derinlik önemlidir. Dibinden ses gelen, seni çeken derinlik. Seni derinleştiren, unutulması zor derinlik. Çağrışım gücü ve büyüyle yüklü bir derinlik. Yalınlığın ve inceliğin gücünü duyumsatan bir derinlik. Şiiri eğer halk için yazma gibi bir derinlik derdiyle yazıyorsan, halk deryasının keşfine çıkmak, onun anlaşılmayan serüvenini, büyük illetini, killetini ve de zilletini anlamak zorundasın. Şiirin karakterine, dokusuna, halkın duru ve derin bilgeliğinden renkler almak gibi bir sorunun varsa... bu yergi, bu nükte, bu vurucu şeytani yılan, kutsal sezgi yeteneklerini 'keleğe getiren' bu kurnazlık, en az beş bin yıllık bir örste dövülmüş. Şiirini yazarken, örsü ısıtan ve zorlayan bu zenginliği dikkate almak zorundasın. Ürününe çok uzun bir ömür biçmek istiyorsan tabi. Bunları, 'folklorik değerler' diye küçümseyemezsin. Masal ve bilmece dünyasına girmekten korkuyor musun? Bu uçsuz bucaksız türkü ve fıkra çölünün, şafaksız, vahasız olduğun mu sanıyorsun? Mizacını dört mevsimden alan bu danslar, bu kostümler, dans eden bu öyküler, hiç mi etkilemiyor seni? Ülkenin tanyerinde modern sanatçılar geziniyor. Bunların nağralarıyla sarsılıyor toprak: 'Biz kendi ülkemizin folklorik özelliklerine dayanmıyoruz!' 'Biz, kendi ülkemiz hakkında efsaneler yaratmaktan çok, efsaneleri kırmaya yöneliyoruz!'Efsanelerin asıl yaratıcısı, asıl ustası halktır. Çok sesli, şaşmaz ve merhametsiz uğultular halinde, ayağını kutsal kaderinin bağrına basarak doğrulur. Demir delirmiştir. İnkar ve iptal çağıdır başlayan. Büyük sükunetine, destansı koyunluğunu mahşer yerine çeviren bu tuhaf kalabalığındır söz sırası. Yaratılan da, yıkılan da efsanenin ta kendisidir. Efsaneyi, daha güçlü bir efsane yaratarak yıkabilirsin. Sanatçı, halktan öğrendi, yıkma ve yaratma sanatını. Homeros'un ustası halktır. Firdevsi, altmış bin beyitlik Şehnamesi'ni, yaşlılardan, halktan dinlediği destansı öykülerle beslemiştir. Demirci Kawa'nın ateşini, Goderz'in kan içişini, Zal ile Rudabe'nin aşkını bu destandan çıkarırsanız, ne olurdu destanın hali? Manas destanını yaratan Kırgız halkının, Ozan Vainamöinen ve demirci İlmarinen gibi kahramanların kişiliğinde ete kemiğe bürünmesidir. Halkın yarattığı Kelile ve Dimn, nice ulusların masallarına kaynaklık etti. Bütün büyük sanatçılar halkın sanat ocağından şu ya da bu şekilde yararlanmış, esinlenmişlerdir. Yanıbaşımızdaki güçlü Rus edebiyatına bakın. Halkın en duyarlı, en ince, en bilge yanını bile afallatan, hayran bırakan, estetik öğelerle donanmışlardır. 'Kendi ülkemizin folklorik özelliklerine (kestedilen halkın yarattığı kültürel zenginliktir-M.O.) dayanamıyoruz!', 'efsaneleri kırmaya yöneliyoruz!' diye bağıran yazarların cesaretine tutkunum. Şimdiye kadar, yazarların büyük çoğunluğu, güçlerini halktan, kalabalıklardan aldıklarını, ruhlarına çöreklenen karanlıkların yenilmez gibi görülen krallarını, bu güçle yendiklerini söylediler. Ben şahsen, imkansız şeyler söyleyen, kendi gücüne dayanarak, tarihi kendisine güldürecek şekilde, en akılalmaz noktasından zorlayan masal kahramanlarına tutkunum. Gerçek yaşamda bu tip kahramanlar çoktur. Gılgamış, ölümsüzlüğü aramaya çıkmıştı. Güzel bir destan doğdu bu arayıştan. Kimi anlatacaksın? Halkı. Hayır ben halkı anlatmayacağım, kendimi ya da kendi kahramanlarımı anlatacağım diyorsan, yine kurtulamazsın halktan. Anlatacağın kahramanların ruhuna, davranışlarına, şu ya da bu şekilde, şu ya da bu özelliğiyle yerleşmiştir halk. Halktan, halkın mizacından, gülümseyişinden, öfkesinden, yarattığı kültürel zenginliklerden kendini ve kendi yapıtını kurtaramazsın. Sen halkın dışında mısın? Göğün yedinci katında mı yaşıyorsun? Oraya bile ulaşır halkın uğultusu. Köklerini geçmişin zenginliklerine daldırma, o zenginlikleri özümseme diye bir derdin yok mudur senin? Sen hangi toprakta yeşeriyorsun?Alışılmamış modern biçimleri denemek, güçlü bir özle birleştirmek bunu, güzeldir. Her yapıtında, birbirini aşan yeni biçimlerle çık ortaya. Zor ve ilginç bir iştir bu. İnsan ruhunu, yeni biçimler ve yeni özlerle sürekli bir tarzda biçimlendirmek, dalgalandırmak, değişime sokmak kadar tatlı bir uğraş var mıdır? İnsanlığın üç-dört bin yıllık kültürel hazinesini iyi özümleyen, büyük engelleri aşmayı zevk haline getiren, çok yönlü düşünen, yaşamın bağrında filizlenen yenilikleri anında kavrayan sanatçılardan bunu beklemek hakkımızdır. Bir bebeğinki gibi taze ve güçlüdür bakışları. Bakışlarını, canlı olan her şeye; soluyan toprağa; tüm çatışmaları belirleyen ana çatışmaya; kimsenin göremediği; gelişen ve gelecek vadedenden yana; güneşli havada çakan kıvılcıma; henüz doğmamış geleceğe, bir kurtçuk gibi içten içe oyan geçmişe; kalabalığın sırvermez, kahredici sinsi gücüne yönelten sanatçılardan bunu beklemek, gerçekten de hakkımızdır.Çok şiir kitabı yayınlanmış. Aziz Nesin, ülkemizde sokak kedisi kadar şiir olduğunu söyledi. Bu sevindirici bir durumdur. Çok az ülkede böyle bir durum var. Sanatın, ayrıkotu gibi, toplum toprağını sarıp yeşillendirmesi, çoraklaşmayı engellemesi iyidir. Sınıf mücadelesi, şiiri yaygınlaştırıyor; hüzün, duyarlılık ve derinlik üflüyor yaşam. Toplumu ve tarihi yadırgatan, irkilten, düşündüren ve güldüren tipleri çıkartıyor ortaya. Envai çeşit renkler, sesler ve malzemelerle besliyor sanatı.Ve sınıf mücadelesini donatıyor sanat; bilgeleştiriyor, hoş bir yaşam biçimi haline getiriyor.