BAHAR KOKUYOR YARAM

Fetih Koç, bana bir şiir kitabı, bir de e-mail göndermiş: “Oku, köşende kitabı değerlendir.” Kitabın adı: Bahar Kokuyor Yaram. Fena bir isim değil. Kitapta iki kardeşin, Fetih ile Kasım’ın şiirleri yer alıyor. Hangi şiirlerin hangisine ait olduğu belli değil. Şimdiye kadar, basılmış veya basılmamış çok şiir kitabı geldi bana. Yatağıma uzanıp okuyorum. Başımın altında genellikle iki yastık oluyor. Şiirleri okurken, Oblomov rehavetine kapılıp uyuduğum anların sayısını pek bilmiyorum. Kitap ya göğsüme düşmüştür, ya da boş kağıtla kalemin yanına. Bugünlerde aşk şiirlerini okumayı daha çok tercih ediyorum. Bana gelen şiirler de, çoğunlukla, direniş, zından, darağacı, dağda çatışmalar, mezarlar, sürgünler... Bazan bir bakıyorum, odamda bir hücre havası, köşede bir örümcek, tahliye umutlarının suya düştüğü sağır bir sessizlik. “Allah Allah, ben nerdeyim,” diye mırıldanıp, yatağımdan kalkıyorum. Bahçedeyim. Okaliptüs ağaçlarının altında, elektirik tellerinden evlerin çatılarına geçen possumların seyrinde...Dağlardan, zındanlardan geçip gelen gençlerin siir yazmaları güzeldir. Gelgelelim ki, bunların çoğunluğunun yoğun şiir, felsefe ve tarih okuduklarını pek sanmıyorum. Acılarını, geleceği fethetme arzularını, intikam duygularını, parçalanmışlıklarını, inanç kalıpları içine haykırıyorlar. Gözü kanlanan, zorlama şiirler çıkıyor ortaya. Tabi bu şiirlerin içinde, içten gelen, zorlamasız yalın şiirlere de ratlanıyor. Ve okuyucuyu şiir iklimine sokan, ona gerçekliği hakkıyla duyumsatan, ayna olup, onu yansıtan da, bu tip şiirler oluyor. Kitaptaki”Gitme,” “Ak Saçlı Ana’ya,”, “Yaşlı Baba’ya,” “Çocuktum,” “Ben sana tutkunum,”gibi şiirler de bu kategoriye girebilirler. 1967’de, Çapa Yüksek Öğretmen Okulundayken, popülist duygular içindeydim. Efsunlanmış, bir halim vardı. “Yazdığım bu şiirlerle, yoksulların hesabını onlardan soracağım,” ı yaşıyordum. Yüzümü sıkıntı ve ergenlik sivilceleri kaplamıştı. Kendimi tam anlamıyla yaşayamıyordum. Birikimim de yeterli değildi. Yazdığım şiirleri koruyamadım.. Hayat da zaten bu siirleri korumamın gereğine inanmadı pek. Tabi o dönemde yazmaya başlamamın yararını, bana kattıklarını, çok sonraları daha iyi anladım.Fetih’in, yakışıklı ve duyarlı bir çocuk olduğu ama, iyi şiir yazmadığı bir gerçektir. Ak deniz kadınlarının gözleri şiirin ana kaynağıdır. Fetih’in en büyük avantajı, bu ğözleri çok iyi tanımış olmasındadır. Bu noktada Onu örnek almaya çalışıyorum ama beceremiyorum. Bir kadın bana, “Gözlerine bakıyorum, kaçırıyorsun. Yağmalanmaktan mı korkuyorsun,” demişti. Her büyük şair gibi Fetih de yağmacıdır. Ama Fetih’in, şiire zaman ayırması lazım. Ak Deniz melaikelerinin gözlerindeki o ğüzel kıyameti şiire taşımasının, bu uğurda hamallaşmasının hararetli bir savunucusuyumdur ben. Kasım’ı tanımadığım için birşey söyleyemiyorum. Şiiri, Fetih’ten daha çok ciddiye aldığı izlenimi var bende. Dünyayı can bedeli mücadelelerle değiştirmek isteyenlerin, şiir yazmaya, herkesten daha çok hakları vardır. İster cılız olsun, isterse güçlü, onların şiirleri öncelikle okunmalıdır. Cılız olsa da, o şiirlerde bir hikaye vardır. Yaşadığımız şu köhne dünya, o hikayeye dardır. Kim bilir, belki de,o hikayenin sonuna konan nokta kadardır.