DÜŞÜNCE VE MEKAN

Cezaevinden çıkan her insanın binasından en az bir kaç tuğla ya düşmüş ya da çatlamıştır. Çatısı delinen de vardır. Kırılmış pencerelerini gazete kağıdıyla kapatanların sayısı az değildir. Kapısı kilit tutmayan, menteşeleri yalakalaşarak gıcırdayan, badanası pul pul dökülen, tahtası karıncalanan, köşe bağlantıları açılan, tavanı bel veren... Yani anlayın. Koltuğa boylu boyunca uzandım, hayalim merceğine yatırdım kendi binamı. Çatıdan başladım ilkin. Düşünce silsilemi iğfal eden lanet bir unutkanlık. Bir kelimeyi veya bir cümleyi, yalnız başına, durup dururken papağan misali tekrarlamak. En küçük tıpırtıya kulak kabartmak, 'birisi mi geldi' diye kalkıp pencereden dışarı bakmak. Dünyanın uzay ve sonsuzluk içindeki anlamına kafa yorup durmak.. Çatımın fazlaca delinmediği kanısındayım. Bakışlarım ve yüzümün haritasında ciddi bir hasarım olmadığı açık. Yüz ruhun aynası mı? Her zaman değil. Gözlüğümü çıkardığım da, ayna huzurunda, üç karış mesafeden yüzümü göremiyorum. Burnumu M‹T, hafif sağa doğru eğdi. Buna rağmen yüzüm yerli yerindedir. Haksızlık edemem cemalime. Sorunsuz bir boyuna sahibim; Fidyas'ın ellerinden çıkmışa benziyor. Omurilik soğanından, kuyruk sokumuna kadar olan bölgeye gelince... Her yıl, on gün yatalak olurum. Bel kemiğimden ve sağ bacağımdan yükselen aykırı seslerin ve acıların hassas bir dinleyicisi durumuna düşerim. Evin içinde asker gibi sürünmek, çocuk gibi emeklemek, 'Oy anam anam' diye mırıldanmak ve tüm bunları yaparken de, genç, güçlü, bilgili ve de, 'geber, bıktım senden' diye söylenmeyen tabibane bir bayana hayal etmek... Hayal etmek, yaşamaktan daha güzel, daha çekici bir şey. Aralığın başında, 2001'in on günlük yatalaklaşma sürecine girdim. Ve ilk kez doktora gittim belim için. Değişik cephelerden filmini çektiler. 'sorun kaslarımdadır, bir numara çıkmaz,' diye düşünüyordum. Kemiği sağlam bir hareketten geldiğime her zaman inanmışımdır. Genç Hintli doktor, ışıklı yüzeye dayadığı filmleri miyoplular gibi inceliyordu. Boyunduruğa girmemiş, genç, kara tosunlara benziyordu. "Senin bel kemiğin sağa doğru eğilmiş" dedi. Hemen o anda aklıma sol radikallerin 'sağ sapma içindesin' yargısı geldi. Gülümsedim. "Gülümsemen çok güzel. Keşke bütün hastalarım gülümsese" dedi doktor. "L3, L4, ve L5 disklerinin arasında daralma var. Ağır yükler taşıdın mı?""Hayır" dedim. "Dik oturur, yazı yazarım""Gövden kollarından ve bacaklarından tutularak lastik gibi çekildi mi hiç, yaşamının herhangi bir döneminde?""Hayır, sanmıyorum" dedim."Eğilmeyi bilemem ama darlık doğuştan da olabilir" dedi. Filmi aldım, bastonuma dayanarak dışarı çıktım. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Mavinin hiçbir yerde bu denli derin ve görkemli olamayacağını düşündüm. Düşüncesini ve davranışlarını özgürlüğün gücüyle gökleştiren kafaların, eskiyen her şeyi yenileyebileceği kanısına vardım.Geçmişinde güzel şeyler yapan insanların ihtiyarlayışları yavaş olur. Ölünceye kadar genç kalmanın bir tek yolu vardır: Manevi dünyayı, yani ruhu genç tutmak. Dünya gençliğinin çoğunluğu, ihtiyar bir gençlikse, Dünya ihtiyar demektir. Her ileri, güzel direniş ihtiyar gençliği ve ihtiyar Dünyayı gençleştirmeye hizmet ediyor.Cismani varlığınızın yani binanızın deliklerini, çatlaklarını, eğriliklerini, şişen, çürüyen, pörsüyen yanlarını sorun yapıyor musunuz, benim gibi? Yapıyorsanız, yaşlanma eğrinizin yükselişi hızlanacak. Bugün ülkenin en genç, en dinamik ve en güçlü öğeleri, en yavaş yaşlanan öğeleri, hücrelerdedir; düşüncesi ve ideali mekanına sığmayan, mekanını anlamsız kılan yerlerde...