İNSANLIK HAREKETİ

Batıda üç eğilim var. Birinci eğilim, Hiristiyanlığa sarılma, batının inanç ve değerler sistemini Hiristiyanlığı yayarak ve derinleştirerek koruma; ikinci eğilim. Burjuvazinin doğma ve gelişme çağında ortaya çıkan değerler sistemine sarılma; üçüncü ve en zayıf eğilim, insanlığın yaşayan, ortak değerlerine sahip çıkarak ilerleme. Batının çok kültürlülük politikasının esası, kendi içindeki değişik kültürlerin gelişerek, birbirlerini özümlemeleri, bir üst seviyede çok daha zengin bir ortak kültür olarak ortaya çıkmaları değil, azınlık ya da uyruk kültürleri, inceltilmiş bir asimilasyon politikasıyla kendi kültürüne katma, yani asimile etmedir. Batı, dıştan göründüğü kadar uygar değildir. Batının uygarlaştırma hareketinin ruhunda barbarlık vardır. Son altı yüzyıllık tarih, Batının, Asya’yı, Afrika’yı, Güney ve Kuzey Amerikayı nasıl uygarlaştırdığını gösteriyor. Barbarlık, Batıya özgü değildir. Ama uygarların barbarlığı, barbarların barbarlığından daha yıkıcıdır. ‘Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları’nda Dostoyevski der ki: “Batı uygarlığı için kardeşlik çok önemli. Ama Batı dünyasını en çok tökezleten şey de kardeşliktir. Batılı birey, kardeşlikten insanlığı harekete geçiren büyük bir güç olarak bahsederken, kardeşliğin gerçek hayatta yaşanmıyorsa asla elde edilemeyecek bir ideal olduğunu anlayamaz...Genel olarak Batılıların doğasında izolasyon ve yoğun bir kendini koruma niyeti bulunur...” Mülkiyet dünyasının, paranın ve pazarın olduğu yerde kardeşlik olmaz. Aklın mülkiye canavarlığına hizmet ettiği, uzun bir tarihsel çağdan geçti insan ve daha da geçecek. İnsanın kendine doğru yürüyüşü, kendini tanıma ve bilgilenme süreci, oldukça yavaştır. Benlik ve egemenlik hırsı, insanı yiyip bitiriyor. Kendisini bir başkasının yerine koyup düşünme ahlakından oldukça uzaktır insan. Kapitalist, emekçileri eziyor. Emekçi iktidar olunca kapitalisti ve kendisini eleştiren muhalefeti tepeliyor. Sonunda bir bakıyorsun, emekçiyi emekçi adına yöneten emekçi, bürokratlaşmış, ayrıcalıklı, ezen bir sınıf haline gelmiş. İnsanlığın tarihsel ve kültürel zenginliğini, yaşayan güzel değerlerini ve de emekçi demokrasisini özümlemiş bir komünist enginlikle insana yaklaşmak. Muhalefetteyken işçi demokrasisini sindirememiş ve de bilgi ateşiyle donanmamış mülksüzler, iktidara gelince kolayca bürokratlaşabiliyorlar. Sonradan kapitalistleşen mülksüz, doymuş kapitalistten daha tehlikeli oluyor. Devrimci hareketlerden gelip de, küçük ve orta çaplı patron konumuna giren insanların, işçilerini genellikle düşük ücretle çalıştırdıklarına çok tanık oldum. Ortada bir insanlık sorunu var ve bu soruna insanlık hareketiyle yüklenmek gerekiyor. Yüksek düzeyde kaliteyi ve sağlam kişiliği öne çıkaracak devrimci bir politika. Sanayi işçilerini ve aydınları kazanmayı esas amaç haline getiren bir politika. Ezilen tüm sınıfları, ezilen milliyetleri, ezilen cinsi, inançları, mezhepleri kucaklayan bir politika. Kendisini sadece devrime değil, yaşamı devrimcileştirmeğe, yeni bir yaşam tarzı yaratmaya hasreden bir politika. Devrimciler gibi yaşayan ama devrimci olmayan bir yığın insan var toplumda. Devrimciler gibi yaşamayan ama ‘devrimci’ olan bir yığın insan var toplumda. Komünizme hizmet eden, kendisine hizmet etmiş olur öncelikle. İnsanileşme düşüncesidir komünizm. Hizmet beklemez. Ortadan kaldırır hizmeti. Herkes kendisi için komünist olur öncelikle. Her insan, bir evrendir. Kurban değildir. En yüce idealler için bile olsa, insan, kurban değildir. Komünizm, kurbanlar yaratarak ilerlemez. İnsanı ve doğayı, insanileştirerek, onları kendi gerçek iç zenginlikleri ve ortak zenginliklerle tanıştırarak, donatarak ilerler.