BÜYÜK ÇEVRE KÜÇÜK ÇEVRE

Sevincimin kargaşasını düzene sokmaya kalkışan bir zaman diliminden korkarım. İçimden geldiği gibi davranmalıyım. Bazan derim ki, ah şu dünya divanında bir sözcük olsam, okuyan akıllara batsam diken gibi. Dünyayı yöneten kralın, o dokunmaya cesaret edemediğimiz dirayetinin orta direğine işeyen kör bir karınca olsam. Harut’dan Marut’a kadar, tüm büyücüleri toplasam, onların bakışlarına vuran iç renklerini, yazacağım masallara taşısam. Kurtarılmaya en çok ihtiyacı olan insanları, yani gördüğümüzde, ayaklarına secdeye kapandığımız, lütuf, ihsan ve kerem sahiplerini masallardan çıkarsam.Yaşamımda hiç bu denli uzak olmamıştım ahlaka. Yol göstericilerden, esenlik alemine çıkaranlardan hiç bu denli tiksinmemiştim. Yüreği, gerçeğin ateşiyle dağlanan, gücünü mülksüzlüğünden ve çıplaklığından alan ve kaleminden, aklından başka aynası olmayan insan, beni daha çok çekiyor. Sırları, sırdaşlıkları, geçim gaileleri, yalvaranları, şefaatçileri olmayan mekanlara, ormanlara giriyorum zaman zaman. O zaman daha iyi anlıyormuşum gibi oluyorum kalabalıkları. Gençliğimde, çevreye ve inandığım düşünce silsilesine göre konuşurdum. İşin garip yanı, hoşuma da giderdi. Adımı arşın payesine yazdırma diye bir derdim de vardı. Farkında değildim bağımlılığımın. Şimdi kendime göre konuşuyorum. Sert bir taşın çatlağında köklenen bir ot, ota tırmanan miniminnacık bir böcek, daha çok dikkatimi çekiyor. Aleyhimde konuşanlara daha az aldırıyorum. Büyük çevre, tek tek bireylerin küçük çevrelerinden oluşuyor. Küçük çevreler, özgürlüklerinin çapını, büyük çevreye göre belirlerler. “Ben özgürüm, özgürlükler ülkesiyim,” diyen her küçük çevre, büyük çevrenin afarozunu, engizişyonunu göze almak, göğüslemek zorundadır. Yaşam da zaten, bu göğüsleme sürecinde güzeldir. Bu sürecin dışında kalan yaşam, sıradandır, kişiliğini büyük çevrenin kişiliğinde yitirmiştir. Ehmede Xani’nin, Memu Zin’de, felek için söylediğini, büyük çevre için de söyleyebiliriz:Yükselmeyi kendisi için açıkça istiyorAlçalmayı da bizler için gizliden istiyor.Her büyük insan, aşk ustası bir kalbe sahiptir. Kırık aşklar hurdalığına hiç benzemez onun kalbi. Yıkmak zordur o kalbi. Biçoğu, yıkıntılarını kaldıramayacağına inandığı için yıkmayı göze alamaz onu. Demem şu ki, dik ve özgür yürümekten başka bir yaşam yolu yoktur. Kaybetmeyi ve cesareti, soluk almak kadar doğal bir tarza dönüştüreceksin tabi. Bu olmadan olmaz. Secah, çılgın bir kadındı. Kendine güveni güçlüydü. Koyu karanlık Arap yarımadasında, Hz Muhammed’in ölümünden sonra, Halid bin Velid’in orduları önünde dayanamayacağını bildiği halde, ,peygamberliğini ilan etti. Kadın dünyasının cesaretini ve yükselme eğilimini temsil ediyordu, bır bakıma O. Kazansaydı, peygamberliğini tarihe kabul ettirebilir miydi? Sanmıyorum. Bir kadını peygamberliğe kabul edecek kadar “alçalmayı” göze alamazdı tarih, o dönemde. Kaliteli yaşam, gücünü büyük çevreyle çatışmadan alır.