ÖNÜNDE DEĞİL ARKASINDA YÜRÜMEYİ TERCİH EDERİM

Güneş pencereme doğar doğmaz kalktım. Maya’ların bir kanadına göre, Kutsal Kitap, “Güneş bir erkek gibi doğdu,” diye yazarmış. Burada güneş, toprağın rahminden, okaliptüs ağaçlarının arasından doğuyor ve bende yeni doğmuş, ağlayan bir bebeğin nar içi yüzünü çağrıştırıyor. Seyrine durduğumda, yeniden doğmuş, tazelenmiş gibi oluyorum.Dünya, sonbahara girerken, Avustralya bahara giriyor. Erik ağaçları daha şimdiden çiçek baskınına uğramış durumda. Toprakta ve kuş milletinde olağanüstü bir canlılık var. Yağmur, ılık ve sevecen. Dallarda rengarenk papağanlar. Çığlıklarında tohum ve tomurcuk kokusu. Bahar, hakkıyla duyumsadığım tek varlık. Aşk gibi.. Batı Sudanda yaşayan Dogon halkının ilginç bir kozmogonisi var. Buna göre, evrenin temelinde, aklın alamayacağı şaşırtıcı bir hareket cereyan eder.. Kozmogoni, bu hareketi açıklamak için de tohumu esas alır. Hayatın özü, ateşi ya da canı, en iyi, tohumda kendini gösterir. İç sancılar ve titreşimlerle canlılığını ve bereketini gülümseten tohum, öyle bir an gelir ki, kılıfını çatlatır, gökyüzüne, enginliğe doğru açılır. Bu zaptedilmez açılışta tohum, düz bir yol değil, kıvrımlı bir yol izler. Bu kıvrımlı ilerleyiş, yani hayatın bu çoğalışı, sağla solun, tekle çiftin, alçakla yükseğin, dişiyle erkeğin, karşılıklı ve sürekli bir yer değişimi şeklinde olur; hem varlığın kalıcılığını, hem de evrenin sınırsızlığını gösterir. Tohumdaki değişimi duyumsayabilmek, hayale dönüştürmek. Her insan, kendi içindeki ve dışındaki değişimi duyumsayan bir tohumdur. Güzel insan, güzel ve derinlemesine duyumsayıp hayal kurabilen, hayallerini gerçekleştirme yolunda ciddi çaba harcayan insandır. Benim en güçlü duyumsama, hayal kurma ve hayalimi gerçekleştirme yolunda her türlü özveriyi göze alma dönemim, Dersim dönemidir. Şiddetli bir kış mevsiminde gittim ve baharda açıldım dağlara. Karlar erimeye başlamıştı. Dinlenmiş toprak, dağ keçisi ve kardelen kokusu içineydim. Zirvelere tırmanmayı seviyordum. Kurduğum hayaller sınırsızdı. Menzil korkum yoktu. Köylerde, kömlerde değil de, tek başıma, mağaralarda, yaktığım ateşle birlikte uyumayı tercih ediyordum. Şafağın söküşünü, dağların uyanışını, hisseder etmez uyanıyor, mağaranın önünde kitabımı okuyordum. O gün nereye gideceğime ayaklarım karar veriyordu. Ayaklarımın özgürlüğü tayin ediyordu özgürlüğümü. İlk kez yaşıyordum özgürlüğün tadını. Yabanıl ve dervişane... Menzil korkum hala yok. Ama eski hayal gücümü yitirdim. Yarattığım kahramanları kendime benzetmekten korkuyorum. Yazmak için oturduğumda, Xenophanes’in ünlü sözü çınlıyor içimde hep: “Öküzler, atlar ve aslanlar, sanat üretebilselerdi, tanrılarını kendilerine benzeteceklerdi.” Var olan hayal gücümü yitirmmekten korkuyorum. Elden geldiğince uzak duruyorum televizyondan. Gücümü okumaktan ve okuma yazma bilmeyen yaşlılarla konuşmaktan alıyorum. Bugüne kadar en çok, Dersim’li yaşlılarla konuştum. Nedendir bilemem. Çevremde de en çok onlar var. Karşı koyma ve kırıma uğrama kültürü mü çekiyor yoksa beni?. Her köyde en az bir ölüsü ve bir delisi var Dersim’in. Duru su, duru gökyüzü ve dağ. Kürt ve Zaza olması, alevi olması, Türk ve Ermeni kültüründen etkilenmiş olması. Direnme geleneğine sahip ve yenilikçi olması. Kendi başına kalınca, kargaşa ve çatışma yaratması. Özgür düşüncenin ve turizmin cumhuriyeti olmaya yatkın bir yer. Kavuşamayanların, aşıkların yeri.Büyük bir mağarasında, mesela Laç deresinde, ömrümün sonuna kadar yaşamak isterdi. Ateş, ekmek, kitap ve çökelek. Felsefenin dört temel unsuru. Karşılaşacağım tüm güçlükleri bunlarla aşabilirim. Gölgemi uçurumlara düşüren ay ışığına ışık gibi karışabilirim. Keçilerin kayalardaki ayak izlerini sürerek, içimdeki ve dışımdaki tüm zirveleri kolayca aşabilirim. Yağmalanmaktan korkmayan, uyum sağlayan ama zenginliğini boyun eğmeme üzerine kuran bir yer, Dersim. Kökünü derinlere daldıran ama büyük ağaçlar gibi çevresindeki toprağı kurutmayan bir yer. Çıkışsız beton labirentleri andıran metropollere girdiğinde, çıkışı kolayca bulabilir, Dersim. Önünde değil, arkasında yürümeyi tercih ederim. Döner dolaşır, sonunda kendi güzelliğine götürür beni.