SOKAK ÇOCUKLARI

Dünyamız, sokak çocukları dünyası haline geldi. Avustralyada Kırk bin, Türkiyede ise, Cumhurbaşkanlığının resmi raporuna göre, bir milyon sokak çocuğu var. Çocuğun sokakta yaşamasını düşünün. Yatacak yeri yok. Geliri, eğitimi, beslenme sistemi yok. Korkuluklar gibi yükselen beton yapıların arasında, harabelerde, köprü altlarında, mezarlıklarda, çöplüklerde gezinen bir yaşam. Atmosferi delinen, giderek daha çok çöpleşen bir dünyanın kanayan yaşamı.Sokağa yeni atılmış yalnız bir çocuk ne yapar? Önce karnını doyurmanın yolunu arar. Bu, insanın en derin merhamet ve yardım arayışıdır. Çocuk, sokaklardaki insan selinin içinde durur, gelip geçen insanların bakışlarını izleye izleye uzmanlaşır. Yalvarmanın , boyun eğmenin, acındırmanın ve askıntının çeşitli biçimlerini geliştirir. Sonuç, çocuk için hayal kırıklığı ve daha bir yalnızlaşmadır. Çocuk, toplumun çoğunluk itibariyle, duyarsız olduğunu, kadınların ana, erkeklerin ise baba şefkatini yitirdiklerini, kendisini anlamadıklarını, isteklerini, ihtiyaçlarını ve gözyaşlarını görmezlikten geldiklerini, duyarsız kalabalıklar halinde gezindiklerini görür. Herkes mutfaklarındaki sıcak yemeklerine, çocuklarına, rahat yataklarına gitmektedir. Herkes kendisini düşünmekte, düşen çocukları kaldırmaya yanaşmamaktadır. Tam bu noktada, arkadaş arayışı içine girer, bir başka sokak çocuğuyla arkadaş olur. Arayıp da bulamadığı sevgiyi, dayanışmayı ve himayeyi bu arkadaşlıklarda yeşertmeye çalışır. Merhametini ve sevgisini yitirmiş kalabalıklar içinde ayakta durmanın başka bir yolu da yoktur. Gelgelelim ki arkadaş topluluklarının da bir sistemi vardır. Bu sistem, kendisini savurup sokağa atan sistemin derin etkileri altındadır. Sokakta ustalaşan, insiyatif sahibi, cesur, kurnaz ve güçlü çocuk, şef durumundadır. Ekibe demokrasi değil, otokrasi egemendir. Ruhsuz, şefkatsiz bir sistemden ve toplumdan kaçarak ekibe sığınan çocuk, şefin otokrasisine kayıtsız şartsız boyun eğer. Şef çocuk, ekibindeki çocukları kendi malı ve hizmetçileri olarak görür. Topluma karşı korur, seferber eder ve ezer. Daha kötüsü, şef çocuğun yerinde bir amca varsa veya şef çocuk bir amcaya bağlıysa durum daha vahimdir. Çalıntılardan, dilencilikten ve çocuk cinselliğinin satışından gelen paralar amcada, yani sıgara, tiner ve yiyecek dağıtan bey amcada toplanacaktır. Bey amcanın bir eli yeraltı dünyasında değilse, yeraltı dünyası gelip onu bulacaktır. Çünkü en iyi uyuşturucu satıcıları bey amcanın eli altındadır. Bey amca hem yeraltı dünyasına hem de hapishanelereçocuk dağıtır. Sistemin vazgeçilmez bir parçasıdır artık o. Sokağa atılan her üç çocuktan ikisinin işverenidir. Çocuk bu yaşamı içselleştirir, büyüyünce normal yaşama uyum sağlamakta güçlük çeker ve yeraltı dünyasına daha kolay bir geçiş yapar. Yeraltı dünyası, çocuğun geleceğidir. Sokak çocuğunun ruhu, diger çocuklarınkinden daha zengindir. Büyük acılarla, duyarlılıklarla işlenmiş, biçimlenmiştir o ruh. Hiç bir çocuk, toplumu sokak çocuğu kadar tanıyamaz. Dil okulları, edebiyat fakülteleri kapılarını onlara açsa, hiç kuşku yok ki dünyanın en büyük sanatçıları, edebiyatçıları onların arasından çıkar. Aynı şeyi onların iç fırtınalarını, ruhunu, derinlemesine kavrayan sanatçılar ve edebiyatçılar için de söyleyebiliriz. Toplumu değiştirecek en etkin kitaptır onların ruhu. Sistemlerin, okunmasından en çok korktuları kitap da bu ruhtur. Ve yine hiç kuşku yok ki, herkesin doğasında bir çocuk bahçesi vardır. Çağın temel sorunlarından birisi, bu bahçenin demirparmaklıklarla, kurt köpekleriyle çevrilip özelleştirilmiş olmasında yatmaktadır. İnsanı bu bahçeden koparan sistem ve anlayış yaşadıkça, sokak çocukları gerçekliği de yaşayacaktır.