TAPINAKLAR VE BİLİM

Yirmibirinci yüzyılın ilk çeğreğinde, dünya üç cepheye bölünebilir mi? Başını Avrupa’nın çektiği birinci cephe. Başını ABD’nin çektiği ikinci cephe ve Başını Çin’in çektiği üçüncü cephe. Şu anda Dünyamız, birinci ve ikinci cephenin rekabet alanı haline gelmiş durumdadır. Bana oyle geliyor ki, yirmibirinci yüzyılın ilk çeyreğini bu iki cephe arasındaki mücadele belirleyecek. Birbirlerine karşı güç topluyorlar. Ikıncı cephe, yani ABD,cephesi, Avrupa cephesi karşısında sarsılan egemenliğini ayakta tutmaya çalışıyor. Avrupa ilerliyor. Gerileyen ABD cephesidir. Çİn, bu iki gücün arasındaki rekabetten yararlanarak, güç topluyor. ABD’nin karşısında, Avrupaya daha yakın bir politika izliyor. Bugunku durumda, Ingıltere ve Japonya, Abd cephesınde yer alıyor. Durum, Ingıltere’nın gelecekte de ABD cephesinde yer alacagını gösteriyor. Aynı şeyi, Japonya için söyleyemiyoruz. Japonya, gelecekte, birinci ve ikinci cephe arasında tarafsız kalırsa bu pek şaşırtıcı olmaz..Dünyanın durumu pek iç açıcı değil. Irak savaşına bakarak üçüncü dünya savaşının başladığını iddia edenler oldu. Kuşkusuz bu abartılı bir tesbitti. Dünyamız, üçüncü bir dünya savaşına henüz hazır değil. ABD ile kim savaşacak? Ne Avrupa, ne Rusya, ne de Çin, bir üçüncü dünya savaşına askeri olarak henüz hazır değil. Tabi ki bu, Onların gelecekte de bir savaşa hazır olmayacaklarını göstermiyor.Dünyanın iki din cephesine, Hiristiyan ve islam cephesine bölündüğünü, mücadelenin bu iki cephe arasında cereyan ettiğini ileri sürenler de var. Bu kesinlikle aldatıcı bir durumdur. Mücadele, çok uluslu emperyalist tekellerle, islam dünyasının sermayesi arasında değildir. Bugünkü mücadele, ABD merkezli çok uluslu silah, petrol ve otomobıl tekelleri ile Avrupa tekelleri arasındadır. BM kararlarını ve Avrupayı hiçe sayarak Irak savaşını başlatan ABD, Buyuk Ortadoğu Projesiyle, Ortadoğuda sarsılmakta olan egemenliğini ayakta tutmayı amaçlıyordu. ABD’nin Dünya egemenliği, Ortadoğu egemenliğinden geçiyordu. Tecrit olduğu ve Dünya kamu oyunun desteğini alma ihtiyacını duyduğu için, dini araç olarak kullandı. Batı uygarlığını ve demokrasilerini tehdit eden bir İslam öcüsü uydurdu. Avrupa tekellerini kendi kamuoylarının korkusuyla hareketsiz hale getirdi. Ama bu politika, Irak ve Filistin direnişinin gücü karşısında iflas etti. Bu direnişler, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesini de çökertti. Şu anda, ölü bir poje olduğunu bildikleri halde, prestij açısından gündemden kaldırmıyorlar. Bilim ve teknolojideki ilerleme ile insanın bilincindeki ilerleme, yani insanın imsanileşmesi atbaşı gitmiyor. İnsanlık, emperyalistlerin etkin propaganda cihazlarıyla, dini cephelere kolayca bölünebiliyor, birbirlerini boğazlayabilecek duruma gelebiliyorlar. Dünyanın geldiği bugünkü nokta, bu gerçeği çarpıcı bir şekilde kanıtlıyor. İnsanılığı, ihtiyaçlarının kölesi haline getiren maddi ve manevi şartlar, bizzat onun eylemiyle köklü bir şekilde ortadan kaldırılmadıkça, onun sürülük macerası sürecektir. Delirmeniz için, fenerinizi en ileri ülkelerin sokaklarında yürüyen gençlerin kafalarının içine tutmanız yetiyor. Orada bilimden, kaliteli genel kültürden ve geleceğe olan derin güvenden başka her şey vardır.Ve bu her şeyi bir arada tutan asıl maya da Hiristiyanlıktır. Bu savrulmuş yitik gençliği dünyanın açlık cephesine karşı bir anda, incil ve tüfekle donatıp siperlere sokmak işten bile değildir. Bereket versin ki, çoğunluğun bu ürkütücü durumunun yanında, azınlığın geçmişe nazaran daha geniş ve daha kaliteli bir durumu vardır ki, insanı umutla besleyen bu durumu, Irak istilası esnasında, Dünya sokaklarında gördük. İnsanı eğitip bilinçlendirmek, onu alışkanlıklarının ve inançlarının kölesi olmaktan kurtarmak ne kadar zorsa, onu kışkırtıp, insani değerlere karşı saldırganlaştırmak da o kadar kolaydır. Yaşadığımız şu çağda, birincisi daha da zorlaştı. İkincisi ise bir o kadar kolaylaştı. Ama yine de bir gerçek var, tarihin en güçlü gerçeğidir o. Onüçüncü yüzyılda yaşayan Uluğ Bey’in deyimiyle ifade edelim o gerçeği:“Tapınaklar yıkılır, saraylar paramparça olur.. Ama bilim yaşar.”