KADIN HAREKETİ VE PARTİLER

Ekonomik kriz ve işsizlik, insanları aile kurumuna daha çok mecbur ediyor. Soyutlanan, boyutlarını yitiren, amaç ve umut züğürdü insan, ilgiyi, sıcaklığı ailede arıyor. Kutsal mülkiyetin varislerini yaratan, zevk, hizmet etme ve dayanışma üreten aileden başka sığınabileceği tek bir yerin bile olmadığını düşünüyor. Bırakın sıradan insanı, bir zamanlar aile kurumuna karşı çıkanlar, cinsel özgürlüğü savunanlar, dişilik ilkesinin tüm topluma yayılması durumunda toplumun kurtulacağını ileri sürenler, çoğunluk olarak aileselleşme sürecine girdiler. Pahalı gelin ve damat dergileri, evlilikleri yücelten ana baba ve çocuk ilişkilerini, hamileliği, mobilya ve ev içi yaşamı öven dergiler çoğalıyor. Cinselliği kutsal nikaha ve üremeye indirgeyen kiliseler durumdan memnun görünüyorlar. Babayı belirsizleştiren, üremeyi düşünce düzeyinde doğal çizgisinden saptırran, çocuğu yetişkinler dünyasına sokan, mülkiyetin soy zincirine bağlı olan sürekliliğini tehdit eden, aile içi zinaya kapı açan ve aileyi yıkmaya yönelen cinsel özgürlük akımının öldüğüne inanıyorlar. Kadın kuruluşlarından ses seda çıkmıyor. Üzerlerine ölü toprağı serpilmiş gibi. Özel sektör ve devlet bürolarında, sosyal kuruluşlarda önemli roller oynayan kadınlar, bürolara, kompütürlere, evlere perçinlenmiş, genel kadın hareketinden kopmuşlardır. Bu kadınlar boş zamanlarını, pembesel best seller’i ve kalite krizinden muzdarip kadın dergilerini okumaya, Cafe’lere, sinemalara, gece klüplerine, gezilere, festivallere hasrediyorlar. Kadın hareketinin programında erkeklerle eşit haklar, ev içi baskı ve şiddetin ortadan kalkması ve benzeri talepler vardı. İleri kapitalist ülkelerde bu taleplerin çok önemli bir bölümü yasal olarak gerçekleşti. Kadın hareketinin bir kesimi tarafından ileri sürülen cinsel özgürlük talebine ise aynı sistem şu karşılığı verdi: ‘Cinsel özgürlük anlayışınıza katılmıyoruz. Ama bu anlayışı uygulayan bireyi de engellemeyeceğiz. Buyurun! Program daralınca, sistem karşısında berrak ve çekici bir alternatif olmaktan çıkınca, hareketin anlamı silikleşiyor, sıradanlaşıyor. Kadın hareketi, kadın sorununun beslendiği temel kaynağı, patriarkal mülkiyet sistemini ortadan kaldırmaya yönelmiyor. Kadın sorununun özgül bir sorun olduğu ve özgül bir programa sahip olması gerektiği doğrudur. Bununla birlikte her özgül sorun, genel insanlık sorununun bir parçasıdır. Bütündeki değişiklik parçayı, parçadaki değişiklik ise bütünü etkiler. Kadın hareketinin tam anlamıyla kavrayamadığı bir gerçektir bu. Kadın hareketinin, sınıf mücadeleleri ve ulusal hareketler karşısında seyirci kalmasının asıl nedeni budur. Aynı şekilde sınıf mücadelelerinin, ulusal hareketlerin, kadın hareketleri karşısındaki tavrı da bundan farklı değildir. Bu hareketlerin saflarında ve yönetiminde bulunanların ezici çoğunluğu erkektir. Davranış ve düşünceleri ataerkil dünyanın etkisi altındadır. Çağın en devrimci örgütlerine, komünist partilerine bakın. Yönetim terazisinin kadın kefesi ya boştur ya da orada erkek gibi düşünen bir iki kadın vardır. “İşçi sınıfı, iktidarı aldığında, devrilen sınıflara düşüncelerini açıklama, örgütlenme, seçme ve seçilme hakkını tanımayacaktır” “Feminist hareket, burjuvazinin yedeğinde, kadın işçi hareketine karşı kullanılan ve emekçi kadınların sınıf perspektifini bulandıran, onları sınıf mücadelesinden uzaklaştıran bir harekettir”“Kadın hareketi, işçi hareketine bağlı olmalıdır. Bağımsız olması doğru değil.” “Cinsel özgürlük, eşcinsellik gibi aykırılıklar kapitalist çürüyüşün ve çöküşün ürünleridir.” Tabi komünist partilerinin (özellikle de Asyatik kesimleri) bu ve benzeri görüşleri savununca kendilerini genel kadın hareketlerinin dışında buluyorlar. Kendi sorunları etrafında örgütlenen her sınıftan kadınlar ise komünist partilerini, hegamonyacı, cinsiyetçi, anti-demokratik olarak değerlendiriyorlar. Böylesi bir durum, kapitalist sistemin işine yarıyor.Ailenin, devletin ve özel mülkiyet başta olmak üzere tüm mülkiyet biçimlerinin, toplumsal ilerleme süreci içinde ortadan kalkacağını savunuyor komünizm. Söz konusu partiler komünizmin özüne uygun görüşler savunmuyorlar, birçok noktada sapıyorlar ondan. Toplumu özgürleştirme savaşı veren partiler, özgürleşmeyi her alanda savunmak durumundadırlar. Bu partiler köklü bir değişim içine girememenin bedelini yıkılışlar, parçalanışlar ve küçülüşlerle ödediler. Kadın hareketlerinin bu hale gelmesinde bu partilerin sorumluluk payı az değildir. Derinlemesine değişmeden, özgürleşmeden, uzun süre ayakta kalamaz hiç bir hareket. Partilerin kendi içlerinde köklü bir devrime ihtiyaçları var. Kolay değil bunu gerçekleştirmek. Yoğun deneyimin ve bilgi birikimin patlamasıyla başlar bazen devrim. Bunlar yoksa nasıl başlayacaklar? Pratiği ne kadar devrimci olursa olsun, bir hareketin grşleri eskimiş, ruhu tutuculuk ve gelenek aşkıyla iğdiş edilmişse o hareket znde tutucu bir harekettir ve sisteme eninde sonunda yamanacaktır.