KITAYA BAHAR GELDİ

Bahar dışa açar, dışlaştırır, kurtarır beni bu durumdan. Sokağa atarım kendimi. Usule üsluba uymadan yürürüm. Benim gibi yürüyen çocuklar gelip geçer yanıbaşımdan. Açtık saçık kadınlar... Ve başları türbanlı, yüreklerinde barınır gibi görünen ama yüreklerine sığmayan, gözlerinde İsfahan sürmesi ve kocaman, mahremli bakışlarıyla, tenime cemre gibi düşen kadınlar gelip geçer yanıbaşımdan.Zaptu raptı olmayan, çiçekli bir dünya canlanır hayalimde. Balıkları seyretmeye giderim suyun kıyısında. Yine çıplak ayaklı, ak sakallı o ihtiyarı görürüm. Kıyıda, okaliptüs ağacının dibinde, hoş kokular içinde, şimşir kayanın üzerinde oturmuş, balıkları seyretmektedir; 'Benim acım, herkesi doyurur,' dercesine ... Eğilip, feyiz curası içesin gelir elinden. Az ötede, bir başka okaliptüs ağacının dibinde de ben otururum. Konuşmam aksakallıyla. Sohbetin, büyüyü bozacağından korkarım. Balıklara ve suyun dibindeki çakıllara veririm dikkatimi.Boyunduruktan yeni açılmış ve kafasını akışa sarkıtmış, kana kana su içen bir Öküz canlanır gözlerimin önünde. Dalarım, huşu ve boşluk duygusu içinde, suyun akışındaki sükunete. Karşı kıyıda, şakıyış aleminin ustası kukubarra kuşunun ötüşüyle uyanırım. Duyumlar, seziler, ilentiler, imgeler dağılır birden. İnsan, nerede olursa olsun, mekanıyla çatışan bir varlıktır.Bu yılım bereketli geçti. Kendimle daha çok çatıştım, hakkını vererek duyurmadın doğayı. Daha önceki yıllara nazaran okuduğumu daha iyi kavradığımı fark ettim. İyimserliğimi güçlendirdim. Bir yığın hayal kurdum ve bunlar işe yaradı. Resimde kolaj tekniğini geliştirdim. Haylice malzemem var. Resim beni çağırdığında, o malzemeleri biçime, renge ve ışığa dönüştürüyorum. Aşık olduğum zaman, resimde daha başarılıyım. Ne yazık ki, çok az aşık olan bir adamım. Bazen içten gelerek, kafamda yarattığım bir kadına da aşık olabiliyorum. Ama bu uzun sürmüyor. Kendimi en çok, aşık olduğum kadının güzelliklerini gözümde büyüterek aldatıyorum. 8u aldatma işlemi suni değil, gayet doğal ve içten oluyor. İşin en acı yanı, aşık olduğum kadının, bendeki bu doğal hastalığın farkında olmadığı için, kendisi hakkında, 'Ay ben neymişim/ diye yanılmış olmasıdır. Gerçekten aşık olduğum bir durum var mı bilemiyorum. Benim için en iyi, en makbul ve en sahici şey, sanırım asık olmak değil, bir kadını adam gibi sevmektir.Bana mı öyle geliyor ne, zamanımızın kadınlarının önemli bir bölümünde, aklı-basında bir erkeğe bile 'neuzübillah' dedirtecek bir hal var. Tek sözcükle ifade edebiliriz: Savrulma. Erkekler gibi ortalıkta geziniyorlar. Bazılarının duruşunda gergedan havası var. Terk etmişler. Aramış bulamamışlar. Kızgın demir gibi bakıyorlar. Ve yüzleri, su aygırını anımsatan, küreselleşmiş bir yığın erkek dolaşıyor ortalıkta. Tek ayak üstünde, kırk yalanın belini kırma becerisine sahip olan bu erkeklerin durumu da içler acısıdır. Gazel duyarlılığının, seçiciliğin ve kalite arayışının yerini boğasal arzular almıştır. İtalyan yazarı Manzoni, "Şarap bir kere mideye inince, lafı artık o söyler" der. Arzu hayata inmiş, egemen olmuştur. Onu dinlemek zorunda kalıyoruz.Evet, kıtaya bahar geldi. Karınca katarları çoğaldı. Onların davranışlarına ve de bellerine bakarak, inceliğini anlamaya çalışıyorum zahmetin. Gözlerini birbirlerinin ağzındaki rızka dikmeden, mülkiyet duygusundan ari olarak çalışıyor ve devletsiz, ailesiz, ideolojisiz, dinsiz yaşıyorlar, insanlık bu haliyle onların gerçek terazisine çıksa ne olur dersiniz, kılı kıpırdar mı terazinin?Muzaffer Oruçoğlu1-16 Ekim 2006 tarihli Devrimci Demokrasi Gazetesi'nde yayınlanan yazı