HRANT DİNK

Devlet, Hrant Dink’in öldürülmesini derin ve oldukça acılı bir sesle kınadı ve cenaze merasimine elden geldiğince çok insanın katılması çağrısında bulundu. Devletin yüzündeki iklime ve iklimin özüne, ince niyetine iyi bakmak gerekiyor.Doksan iki yıl önce, bir Ermeni’nin öldürülmesi, ülkede ve dünyada bu kadar yankı yapar mıydı? Doksan iki yıl önce, Devlet, kaşla göz arasında, bir halkı, binlerce yıldır üzerinde yaşadığı topraklardan topyekün sürme kararı alıyordu. Zahire ambarlarından, dillerinden, kültürlerinden, tarihlerinden, incelikli maharetlerinden ve mezarlarından kopararak, kağnı arabalarıyla ve de yayan yapıldak, çıplak bir şekilde, eşkıya çetelerinin, vahşi Hamidiye alaylarının, Teşkilat-ı Mahsusa mahfillerinin mitralyözlü tuzaklarından geçirerek, Suriye ve Irak çöllerine sürüyordu. Doksan iki yıl önce Devlet, Anadolu’nun kadim zenginliklerinden birisinin köküne kibrit suyu ekiyor, onu bir varmış, bir yokmuşa çeviriyordu. Kendimizi, rüyaları kanayan, sahipsiz bir Ermeni şarkısının, yıkılmış bir kilise taşının, ana baba kavramını yitirmiş bir yetimhane çocuğunun, Fırat ya da Dicle akıntısıyla, Şattülarab’a doğru sürüklenen hamile bir gelinin yerine koyarak düşünürsek, Devletin ve daha önemlisi, kendi acımızın özünü derinlikli kavrarız.Devlet, üzgün görünüyor ve halk çobanının bu görünümüne kanıyor.  Provokasyonlardan, menfur emellerden, dış mihraklardan söz ediyor Devlet. Ülke çapında, yükselen Ermeni öcüsünün, fanatizmin, milliyetçiliğin baş mimarı değilmiş gibi davranıyor. Daha dün, barışın, kardeşliğin, dil ve kültür çeşnisinin, tutarlı demokratizmin cesur savunucusu Hrant Dink’i yargılayıp kodese tıkmak isteyen, milliyetçilere, dolaylı ve incelikli bir şekilde onu hedef gösteren bu devlet değil miydi? Daha dün, Devletin Genel Kurmay Başkanı, Ermenilerin Türkleri nasıl katlettiklerine dair belgeler yayınlamamış mıydı? Ermenilerin değil, Türklerin katledildiklerini açıklayarak, fanatik milliyetçilere, Ermenilerin katliamcı olduğu mesajını vermemiş miydi? Tarih elbette ki, ezilen ulus milliyetçilerinin de katliamlar yaptıklarına tanıktır. Ermeni milliyetçileri de bu tanıklıktan kendilerini kurtaramazlar. İyi güzel de, sen kim oluyorsun? Adama sormazlar mı, ‘Bre hey, bu topraklar üzerinde yaşayan bu kadar Ermeni’ye ne oldu? Pireye kızıp, yorganı mı yaktın yoksa?’  Hiç kimse, işlediği suçlardan, cinayetlerden yakasını kurtaramaz.  Dünyanın vicdanı kanar ve o kan, eninde sonunda yargıca dönüşür. Bir bilgenin bile, fazileti ne kadar güçlü olursa olsun, o fazilet, onun en küçük bir hatasını örtme ya da gözlerden saklama kudretini gösteremez.Laf aramızda, ben bir zalimin elini sıkarım. 95 veya 100 yaşındaki anamdan bana böyle bir gensel veya cin’sel özellik kalmıştır. Mesela, Enver, Talat, Cemal veya Teşkilat-ı Mahsusa’nın Tehcir harekatını yönlendiren, yürüten baş adamı Bahaddin Şakir, mezarından kalksa, Hrant’ın cenaze merasimine katılsa, bir halkın yok edilmesine yol açan Tehcir Kanunu’nun yanlışlığını, gayri insani özünü samimi olarak itiraf etse, suç işlediğini söylese, ben dayanamam, elini sıkarım. Ama günümüzün, Ever’lerinin, Talat’larının, Cemal’lerinin, Bahaddin’lerinin, ellerini sıkmam; elleri doğrudan Ermeni halkının kanına bulaşmamış olsa da sıkmam. Çünkü bunlar böyle bir suçun varlığını kabul etmedikleri gibi, akıl almaz bir pişkinlikle karşı saldırıya geçiyor, Ermenileri katliamcı olarak gösteriyorlar. Hrant’ın öldürülmesi, Emperyalist dünyada da yankısını buldu. Devlet başkanlarının, dış işleri yetkililerinin, tepkileri, bizim yaşayan Enver’lerimizin, Talat’larımızın tepkilerine ne kadar da benziyor. Bir küresel yağma savaşıyla, Ermeni felaketinin asıl zeminini yaratanlar onlar değillermiş gibi. Kızılderililerin ve günümüz dünyasının baş celladı ABD emperyalistleri olayı kınıyor. Bir zamanlar, topraklarının üzerinde güneşin batmadığı, kanın kurumadığı Britanya İmparatorluğunun günümüzdeki temsilcileri, ellerindeki taze Irak kanıyla cinayeti kınıyorlar. Ermeni halkını kendi emperyalist emelleri için kullanmaya kalkışan, Cezayir kasabı, Fransa da kınıyor. İttihatçıları piyon gibi kullanan ve Tehcir yasasını alttan alta destekleyen Alman emperyalizminin günümüzdeki sözcüleri de kınıyor. Demokrasi ve insan hakları şampiyonluğu ile cellatlığı ve inkar politikasını birlikte yürütmeye çalışıyorlar. Gel gelelim ki, dünya eski dünya değil, bu ikiyüzlü politikayı kolay yutmuyor. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arifesinde kılını kıpırdatmayan dünya, bir Irak işgalinde, bir günde, on beş milyonu sokak yürüyüşüne dönüştürebiliyor.  Sadece ekonomiler küreselleşmiyor, yürüyüşler, mücadeleler de küreselleşiyor. Zalimleri, kurbanlarının kanlı cesetleri başında kınama mesajları verecek derecede gülünçleştiriyor dünya.