ÇEVRE

Doğa tüm canlıların ana rahmi ve biricik yaşam koşuludur. Canlıların içinden, evrim yasasını şaşırtarak ileri fırlayan insan adlı hayvan, kendisini ilkin evrenin merkezi, beyni ilan etti. Sonra kendisini var eden koşullan değiştirme çabasına inanılmaz boyutlar kazandırdı. Asit yağmurunu yarattı. Kullan-at felsefesini geliştirdi.Toprağı zehirledi, suları kirletti, atmosferi deldi. Güneşi aşktan ve şiirden sürdü. Yaşamın bu güzel kaynağını, okyanusların planktonlarını, insanın ise cildini yiyen tehlikeli bir ateş parçasına dönüştürdü, insan, insanı daha bebekken doğanın tahribine ortak ederek; naylon oyuncaklar, giyecekler ve naylon çocuk bezleri (nappy'Ierden) oluşan erimez dev çöp dağlarının yaratıcısı haline getirdi. Ve böylece doğayı kurtarmak, insanı kurtarmak kadar önemli bir sorun olup çıktı.Çevre programı, insanın kurtuluşu programının çok önemli bir parçası olmak durumundadır. Devrim bu konudaki ilkelerini belirlemek, berraklaştırmak zorundadır. Dünyanın geldiği nokta, bunu fena halde dayatıyor.Devrim, insanı ve çevreyi tahrip eden, yaşamın ciğerinde onulmaz yaralar açan bir ilerlemeye, sanayileşmeye karşıdır, insanı ve doğayı geliştirmeyi esas alır, sanayileşmeyi bu esasa tabi kılar.Devrim, insanın bilinçlendirilmesi, dönüştürülmesi kampanyasını, toprağın yeşillendirilmesi ve suların temizlenmesi ile beraber ele alır. Yeni insanın yaratılmasını, temiz, zehirsiz yaşamın yaratılması görevinden kopartamaz. Yeni insan, doğanın tahribi pahasına yaratılamaz. Hangi niyet, bilgi ve yöntemle yaratılırsa yaratılsın, doğanın tahribatı pahasına yaratılan insan, eski tip insandır ve yeni dünyaya değil eski dünyaya aittir.Güçlü bir çevre bilinci yaratarak, yaşanılan ülkemizi temiz sular, parklar ve ormanlar ülkesi haline getirmek. Dünyadaki bitki ve ağaç zenginliğini ülkeye taşıyarak doğasal güzelliği çeşitlendirmek, renklendirmek, zenginleştirmek. Büyük temizlik ve ağaçlandırma kampanyalarıyla ülkeyi, ağaç ekmeyen bir tek insanın ve önünde ağaç olmayan bir tek evin dahi bulunmadığı zümrüt bir ülke haline getirmek. Yeni insanın kendisini sürekli üretmesi, çoğaltması ve dönüştürmesi, bir yönüyle bu çabaya, yani yaşadığı ülkeyi gür bir defne dalına dönüştürme çabasına bağlıdır.Teknolojinin tüm olanaklarını ve inceliklerini, doğayı ve insanı tahrip etmeden sonuna kadar kullanmak mümkündür. Sömürünün, kar hırsının dizginlenmesine, giderek yok edilmesine bağlıdır bu. Hiç bir devrim, programına çevre programını almadan, doğanın sorunlarıyla donanmadan, zehirlenen suyun, çölleşen toprağın çığlığını duymadan bir yere varamaz.Devrim, dünya çapında iki ana tahribata, insanın ve doğanın-tahribatına karşı verilen mücadeleyi, maddi ve manevi yönden, tüm gücüyle desteklemek zorundadır.Geçmişteki büyük devrimler, doğanın korunması konusunda gereken duyarlılığı gösterdiler mi? Çevre sorunu, bu devrimlerin gerçekleştiği dönemlerde bugünkü gibi yakıcı değildi. Bununla birlikte bu devrimlerin, bu soruna ilişkin dahiyane öngörülerde bulunduklarını ve gereken duyarlılığı gösterdiklerini söyleyemeyiz. Ya günümüz devrimi? Günümüzdeki devrimin programına bakarsak, doğanın yok oluşa karşı yükselen çığlığına pek rastlayanlayız. Yok edilişin eşiğindeki Amazon ormanlarının, zehirlenen Karadeniz'in, Hazar'ın, Aral'ın ... acısından yükselen programı kuşanmış bir devrime rastlayamıyoruz bugün. "Sınıf mücadelesi her şeyi kapsıyor. Sınıf mücadelesini yürüten, çevre mücadelesini de doğal olarak yürütüyor demektir. Çevre mücadelesini özgülleştirip, ayrıca yürütmenin bir anlamı yoktur. Sınıf kurtulunca çevre de kurtulacaktır". Birçok insanın savunduğu bir görüştür bu ve ilk bakışta doğru gibi görünüyor. Gerçekte ise çevre bilincini karartan, devrimi, doğanın yok edilişi karşısında seyirci durumuna düşüren geri bir görüştür.İnsanın ve doğanın tahribi gibi iki dev sorun söz konusudur. Bu iki dev sorunun anası kapitalizmdir. Çağımızın işçi devrimleri, insanlığın en büyük atılımlarını gerçekleştirdiler. Engin dersler bırakarak yıkılıp gittiler. Yıkılışlarında, geleceğin inşası uğruna, insanın ve doğanın hırpalanmasının, hatta yer yer tahrip edilmesinin önemli bir rolü vardır. Hala rahminde büyük devrimlerin beslendiği bir dünyada yaşıyoruz. Geçmiş devrimlerin olumlu mirası üzerinden yükselen, insanı ve doğayı ve de gelmiş geçmiş tüm işçi devrimlerini kurtaracak olan büyük devrimlerin yüzyılına giriyoruz.Emperyalist ülkelerin atom bombası denemelerine dünya komünistlerinin eylem planına-ki tavırları ne olacaktır? Bu denemeler ile katledilen doğal zenginliğin acısını ve isyanını eylemlerine taşıyabilecekler mi? Kendilerini bir yunus balığının yerine koyup düşünebilecekler mi? Evinin önünde dövülen ihtiyar bir at için hüngür hüngür ağlayan bir Friedrich Nietzsche'nin, yerden yere çaldığımız bu filozofun duyarlılığı ile hareket edebilecekler mi? "En yüce dağlar, en derin denizlerden doğar" demişti Nietzsche. Sınıf mücadeleleri okyanusundan doğan komünistler, yüce dağlara benzerler. Hiç bir yüce dağ, hiç bir komünist, doğduğu rahmin zehirlenmesine, tahribine seyirci kalamaz, kalmamalıdır. Filipinler'de patlayan isyancı yanardağın meramını anlamak gerekiyor. Anlamak. İşte çağımızın derdi. .Dünya okyanuslarında yeşil bir hayalet gibi görünüp kaybolan ve okyanusların umudu haline gelen Greenpace gemisinin yüklendiği görevler tam da dünya komünistlerinin yüklendiği görevler değil midir? Greenpace'nin yüklendiği görevlerde, sınıf mücadelesinin ruhuna aykırı olan herhangi bir şey var mı? Kavrayamıyoruz, kavramak zorundayız...