BUDALA

“Ben şair ve divaneyim,” diye mırıldandı Budala. Kitabı açtı, ilk cümleye verdi dikkatini:“Büyük düşünce geç anlaşılır, anlaşıldığı zaman da eskir.”Kapadı, meşin heybesine koydu. Bastonuna dayanarak ufuk çizgisine, yaratıcılığın ruhuna sızan ışığa doğru yürüdü. Tözsüz, tarihsiz, bir düzlemde durdu. Maddesine yabancılaşan büyülü bilinçle göz göze geldi.“Ölüme, başkalarının ölümüyle mi meydan okuyorsun?”Sesin nerden geldiği belli değildi. Mübadele sırasında Girit’e yerleşen dedesi Karamanlı Aristides’in mezarından gelebilirdi. Ortodoks oldukları halde, evde sırf Tükç kokuştukları için kendilerini Türkosporoi (Türk tohumu) diye suçlayan ve sırf bu suçlamadan dolayı Kıbrıs’a, oradan da Avustralyaya göçmelerine neden olan başka mezarlardan da gelebilirdi. Malumatfuruş bir iklimle gülümsedi. Bastonunun ucunu, ağzından düşen sakıza bastırarak yürüdü. Büyülü bilincin içinden geçti. Nesneyi onun doğuş ve oluşum bilgisine bakmadan kavrayan, deve döşlü, densiz orospuyla karşılaştı. Kerametini tersyüz ederek kürk gibi giymişti. Parmağını kaldırdı,“Doğurduğum zaman kırıntılarıyla oyalanma,” dedi. “Gel içime gir, kuyu harfiyatıyla ocak aç.”Bastonuna dayandı, öneri üzerinde düşündü.“İçimde kat kat istiflenmiş insan ruhlarına vur kazmanı,” diye sürdürdü orospu. “Boşluğunu, geçirdiğin boş vakitlerle doldurduğun için bunalıma girmiyorsun. Bunalıma gir. Sidik rutubetinden dibi keflenmiş bir direkten farkın yok senin.”Bastonunu kırdı. Yabani kiraz bahçelerine girdi. Yeryüzüne, ölülerin delirdiği vakitlerde inen ve tüyleri kiraz rakısına çalan Kıvırcık Öküzle karşılaştı. Ayaklarında rugan iskarpinler vardı öküzün. Gözyaşlarını miskten bir mendille siliyordu.“Sonsuzluğun ötesinden geliyorum ,” dedi. “Ordan bakınca, çabalarınız boş ve anlamlı görünüyor. Güneş gürz gibi inip, göğün kara tulgasını parçaladığı zaman, anlamınız daha iyi görünüyor, etkiliyor her şeyi. Karşıma çıkan her insan, fikrini yontuyor yontuyor, getirip önüme yığıyor, içinden çıkamıyorum. Ne güzel, sen susuyorsun. “Söyleyeceği bütün fikirleri iptal etti Budala. Ölüler delirmeye başladığında yürüdü. Devlet ve aile kemiklerinin topraktan uç verip çıktığı tarih mezarlığını teğet geçti. Tilki, her zamanki yerinde duruyordu. Karşıdaki kayaya altın harflerle yazılmış Haşr Suresi’ne bakıyordu:“Savaşlarda elde edilen ganimet ve fey’den Allah’a da ayırın.”Budala’yı görünce sıçradı kayanın üzerine çıktı Tilki. “Savaştan mı geliyorsun?” dedi.Basit, havai arzuların nüfuz edip parçalayamadığı bir iradeyle uğraşamayacağını düşündü Budala. “Ben Medmuğ’un oğluyum ,” dedi. Babam gibi benim de dimağım yaralıdır, savaş neyime benim.” Tilkiyi geçti.Budalanınn gidişini arkadan seyreden Tilki, “Beni yarım bıraktın,” dedi. “Unutma, yaptığın küçük ve zararsız kötülükler, yapacağın büyük kötülüklere taşır seni.”Uçurumda geyik gölgesi, titrek, rüyamsı renkler, kuş şamatası. Dibe doğru işedi Budala. Aklın bilişsel düzenini iğfal eden ve arkasında izsiz, manasız şimdiler bırakan zamanı sildi. Köstebek höyüklerini geçti, uçurum şafağına doğru çevirdi alnını. Körlerin Şahı’nı çağırdı yanına. Boynunda sırları çözen gayb anahtarları vardı, çan sesleri çıkarıyordu yürüdüğünde.“Ben ne olacağım?” dedi budala.Körler Şahı bozuldu. “Ne olursan ol. Bilgisiz inanır, inanan bilgili de derin kuşkular içinde olur, uzak dur ve bir daha da çağırma beni.”Uçurum kapandı. Çıplak bir Horasan Melametisi çıktı kapanıştan. Kollarını havaya kaldırdı, gülümsedi Budala’ya: “Bir kadın sevdim, beni kendi evimde muhacir durumuna düşürdü, deldi. Sonra ne olduysa, bende açtığı deliğiseyretmekten vazgeçip, onu geçirdiği boş vakitlerle doldurma çabası içine girince bunalımdan çıktı, rahatladı, sevdi beni.”Horasan Melametisine dikkatle baktı Budala, aynada kendi suretini gördüğü sanısına kapıldı.Yağmur, Budala’nın sakalına yağdı. Mumlu çıralar söndü, Pir-i Piran mağaraya girdi. Budala’ya kılavuz oldu çıplak bir civciv. Onu aldı, geyiklerin kaldığı bir kaya kovuğuna götürdü. Kovukta, densiz Orospu, Kıvırcık Öküz, Tilki, Körler Şahı ve Horasanlı oturuyordu geyiklerle birlikte. Budala’yı görünce Tilki’nin dışında herkes ayağa kalktı.“Zaman, Hin ve Dehr, üç büyük güç,” diye mırıldandı Tilki. “Bu üçünden hiçbiri, bir diğerinin önünde ayağa kalkmaz.”Budala geçti, geyiklerin arasında oturdu.“Beni yokluk ayağa kaldırdı,” dedi Horasanlı.Kıvırcık Öküz kovuktan çıktı, giderken, “Dirilen her ölünün önünde ayağa kalkarım,” dedi .Civciv’le göz göze geldi Orospu. Bütünlük ve sonsuzluk algısı derinleşti. “Her hassas vicdanın önünde ayağa kalkarım,” diye mırıldandı .Körler Şahı, aydınlıkk dünyasını konuşturdu. Sağırların dışında kimse duymadı. Geyiklere baktı Budala. Geyikler susuyordu . “Buyruğu altına girdiği şeyi, alttan yıkan bir suskunluk,” diye iç geçirdi.Yağmur dindi. Geyikler kovuktan çıkıp, gökkuşağının altından geçti. Öküz, kökleri kokladı, iğne deliğinden geçti. Tavuk suretinde, kovuktan çıktı Tilki, sırtında Civciv’le. Orospu, gülden bir köprü kurdu kendi uçurumuna. Körler Şahı, dikenlerinden arındırıp karşıya geçti. Ruhun mimarisini bozan sesler çoğaldı. Budala, ak bir sakal olarak asılı kaldı kovukta. 5/02/2013