YAHUDİ SORUNU

Filistin sorunu, bir Yahudi sorunudur aynı zamanda. Son iki bin veya bin beş yüz yıldır, Hristiyanlığın ve İslamın hakim olduğu alanlarda bu sorun baskılara, sürgünlere ve kırımlara maruz kalma şeklinde varlığını sürdüregelmiştir. Bu bakımdan Yahudi sorunu, tarihin hala çözemediği önemli bir sorunudur.

Yahudi egemenleri tarih boyunca, serveti ve parayı, zenginleşmenin yanında, baskı, sürgün ve kırımdan kurtulmanın, varlıklarını sürdürmenin de temel bir aracı olarak gördüler. Patrisyenleri, senyörleri, köle ve serf sahiplerini; kralları, sultanları, şehzadeleri borçlandırma, kendilerine mali olarak bağımlı hale getirme siyasetini ısrarla uyguladılar. Bu siyaset zaman zaman işe yaradı ama onları felaketlerden kurtaramadı. Muhalefette bulunan egemenler, iktidardakileri tepeleyince, onları borçlandıran, mali olarak destekleyen Yahudileri de tepeliyorlardı. Yahudiler zaten Hristiyan ve İslam yığınlarının gözünde İsa’yı yargılayan, çarmıha gönderen lanetli bir kavim olarak görünüyordu.

Servet ve para sahibi, bela sahibidir. Varlığın iç ve dış dünyasını çoğalma ve egemenlik hırsıyla iğfal eder, krize sokar. Yahudi sorunu bunu defalarca göstermiştir. Hitler, Versay anlaşmasını yırtıp atmak ve dünyayı yeniden paylaşmak için seferberlik talep eden Thyssen ve Krup gibi demir çelik ve silah tekellerinin, Yahudi sermayesine el koyarak güç toplama ve atağa geçme siyasetini Yahudi kırımına dönüştürünce, bu sorunu tarihin gündemine bir kez daha istemeyerek sokmuş oldu. Avrupada yaşayan toplam dokuz milyon Yahudinin altı milyonunu çeşitli yöntemlerle yoketti. Kapitalizmin tarihte eşi menendi görülmemiş bu Holokost dehşeti, tarih boyunca kırıma uğrayan dünya yahudilerini bir ana vatan edinme ve oraya sığınarak yeniden varolma gailesi içine soktu. Bu ana vatan da Yahudilerin kadim anavatanı olabilirdi ancak. Yani, ikinci dünya harbinden sonra, İngiltere ve Sovyetler’in desteğiyle yerleşip silah gücüyle üzerinde devlet kurdukları bugünkü İsrail.
Fikir Kulüpleri Federasyonu ve ad değiştirerek onu izleyen Dev-Genç kadroları, 1967 ile 1971 arasında, Filistin direnişini, ona katılma düzeyinde destekliyor, Filistin direniş örgütleri gibi İsrail Devletinin gayri meşru bir devlet olduğunu savunarak ortadan kaldırılmasını savunuyorlardı. 1969 ile 1973 arasında İbrahim Kaypakkaya ve yakın arkadaşlarının bu konudaki görüşleri farklıydı. Onlar, İsrail’in gayri meşru bir gerçeklik olduğu gerekçesiyle ortadan kaldırılması görüşünün anti-yahudi, milliyetçi ve ırkçı bir görüş olduğunu savunuyor, onun yerine temel bir çözüm olarak, İsrail’in 1967’de işgal ettiği topraklardan tamamen çekilmesi, israil ve Filistin toprakları üzerinde, İsrail ve Filistin işçi sınıfı önderliğinde, yan yana iki demokratik halk cumhuriyetinin kurulmasını öngörüyordu. İbo, Osmanlının ve Cumhuriyetin Alevi, Ermeni ve Dersim kırımları başta olmak üzere, kırımlar konusunda son derece hassas bir insandı ve kendini bu mazlum halkların yerine koyarak düşünme tarzına sahipti. 1971’de, Filistin Demokratik Cephe’nin Sur ve Sayda bölgesindeki kampından döndüğümde, kendisine kamptaki arkadaşlarımızın ezici çoğunluğunun, Filistin sorunu konusunda Filistinli direnişçiler gibi düşündüklerini söyledim. Acı acı gülümserken, “İşimiz zor,” diye mırıldandı. “Bu milliyetçi düşünme tarzı, onların Kürt sorununa yaklaşım tarzında da kendini göstercek.”
Gazete Patika