OTURAN TAY

OTURAN TAY
Efendi uluslar, dünyanın son büyük köle ulusuna yönelik tehditlerini giderek artırıyor ve ağırlaşıyorlar. Demir kıtalar, köle ulusun yumuşak böğründe konuşlandırılıyor, namlular köle ulusa çevriliyor. Nüfusu yedi yüz bin civarında olan küçük “bağımsız” uluslar dahil, tüm bağımsız dünya uluslarının kahhar çoğunluğunun açıklamaları, can alıcı tek bir cümlede birleşiyor:
“Bağımsız yaşama hakkını unut, köleliğini sürdür.”
Kölelik künyesini iki bin yılı aşkın bir süredir taşıyan köle ulus, şiarını tüm dünyaya olağanüstü bir cesaretle açıklıyor:
“Ya bağımsızlık ya da kölelik!”
Kim ne derse desin, tarihin görünmez vicdanı ve muharrik gücü, köle ulusla birlikte hareket ediyor; tüm ulusları bağımsız yaşamaya teşvik eden, onları bağımsızlık mevzilerine sokan bu güçtür. Köle ulusun tüm dünyaya rağmen bağımsızlıkta diretmesinin asıl nedeni budur; insan hariç, tüm mahlukat, köle ulusun dilinin, tarihin vicdan dili haline geldiğini duyumsamaya başlıyor.
Dört koldan hörelenip köle ulusu ezebilirler mi? Sanmıyorum. Ezseler bile bu durum, tarihin kaçınılmaz, yakıcı gerçekliğini, ileriye doğru akışını değiştiremeyecektir.
Her güzel masalda ‘mış’lanmış bir gelecek vardır. Kim ne derse desin, Oturan Masal Tayı ayağa kalkıyor. Tanrılar doğar doğmaz onun ayaklarını bağladılar, ıslanıp üşümesin diye de sırtına Hz Ömer’in yangınından arta kalan Demirci Kawe’nin yanık tulumunu serdiler. Körpe Tay, gövdesinin olanca ağırlığını dört ayağının üzerine yayarak oturmaya başladı. Kalem kulaklı, çekiç başlı, elma gözlüydü. Gökkuşağının tüm renklerini özümleyen cazip bir sekisi vardı alnında. Dağların arasında, derin bir vadide yatıyor, ufuk çizgisini göremiyor, arada bir kafasını kaldırıp daracık gökyüzüne bakıyordu.
Tanrılar, kendi aralarında görev bölümü yapmışlardı. Su Tanrısı su, Çimen Tanrısı çimen koyuyordu Oturan Tay’ın önüne. Kelam Tanrısı, Tay’a Tay olmadığını, hiçbir tayın kendi gücüne dayanarak ayağa kalkmadığını, her varlığın dağ gibi sunturlu bir oturuş içinde olduğunu anlatıyordu. Tazyik Tanrısı ise, Tay’ın hayale kapılıp, yekinerek ayağa kalkma hamlelerini tazyikle oturuşa döndürüyordu.
Yılkı kavramını ve yılkı çobanlığını iptal eden eden Tarih Ana bu acıya daha fazla dayanamayacağını anladı ve RÜSTEM-İ ZÂL’ın atı Rahş gibi kişnemeye başladı. Görülmemiş bir cesaret ve güçle dolup taştığını duyumsayan Tay yekindi, ayak bağlarını kopararak ayağa kalktı.