KAŞIKÇI KÖYÜNE YOLCULUK

KAŞIKÇI KÖYÜNE YOLCULUK

Park yemyeşil, Gülhane güzel. Güneş içli ve sıcak. Hayalimde, o kadın; sevdiği her şeyi içine alan güzel kadın. Hiç bakmıyor. Kendi iç dünyasının avlusunda oturmayı seviyor. İçimde bir derviş, sığınmış asasına; "Aşık ol," diyor, "aşkta eri. Eri ki, hissetsin dokunuşunu, gülümsesin sana, kainatın her zerresinde soluk alan aşk hüneri." Kadın, bakışını devirip bana bakmadıktan sonra neye yarar.
Kalkıp gitmek istiyorum bu beldeden. Trakya güzel, Trakya benim bölgem. Daha fazla duramam. Oturamam. İçime düğüm oldu, dert oldu, dahası ukde oldu bu dava. Ağaçların en son yaprağı düştü kışa. O da kendi akranlarına eklenip yorgan olacak ve bir zaman sonra ayrışıp besleyecek kökleri; yeniden tırmanacak dallara.
Sultan Ahmet Meydanı'nı arkamda bırakıp, Türk Solu bürosuna giriyorum. Bora Gözen telefonda. İbo, Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'ndan birkaç arkadaşıyla birlikte İşçi Köylü Gazetesi'ni paketliyor. Bir paket de ben alıp gideceğim Trakya'ya. Gazetede Kaşıkçı Köylülerinin mücadeleleriyle ilgili bir yazım var. Kaşıkçı'ya söz verdim, getirip dağıtacağım diye. Yaklaşıyor, İbo'nun omuzuna koyuyorum elimi. "Trakyaya gideceğim bugün, gel beraber gidelim," diyorum. Kafasını kaldırıyor, yanakları kızarmış. "Haaa güzel, gidelim, " diyor hiç düşünmeden. " İşçi Köylü'nün yeni ve eski sayılarından da götürüp dağıtalım." Trakya köylerinde çoğu zaman yalnız gezdiğim için, seviniyorum olumlu yanıtına.
Topkapı'dan Tekirdağ'a giden otobüse biniyoruz. Yanımızda bir paket İşçi Köylü Gazetesi. Kaşıkçı, Ferhadanlı, Kazandere, Veliköy ve Velimeşe köylerinin bulunduğu ve ilişkilerimin en iyi olduğu bölgeyi konuşuyoruz haliyle Tekirdağ'a kadar. Köylerin künyesini, tarihini soruyor İbo. 93 Harbi'nden sonra, Bulgaristan'dan kağnılarla göç eden göçmenlerden söz ediyorum. Geride kalan mezarlarına ağlayan yaşlılar, yollarda ölen bebekler ve Plevne, Dobromirka, Veliko anıları ve göçenlerin Trakya'da yerleşmek için, kendi topraklarına benzer yerleri arayış çabaları canlanıyor kafamda. Tarih anlatımından İbo'nun asıl derdine, bölgenin sınıf yapısına geçiyoruz. Gözlerini, Değirmenköy işgalinden sonra, çiftlik beylerinin ve zengin köylülerin topraklarına göz diken topraksız köylülerden söz ediyorum ilkin. Bunların içinde, 1950-60 yılları arasında gelenlerin, eskilere nazaran daha politik, daha aydın görüşlü olduklarını, bunlarla iyi ilişkiler kurduğumu anlatıyorum. Köylerde imece ruhunun yer yer yaşadığını, ev ahır yapma, dokuma- dikme, mısır soyma, düğün kotarma, gündöndü dövme gibi işlerde imece ditme geleneğinin uygulandığını anlatıyorum. Derin bir hoşnutlukla dinliyor.
Tekirdağ'da otobüs değiştirip, Kaşıkçı Köyüne uğrayan takaza bir otobüse biniyoruz. Koltuklarda Pomaklar, Romanlar, Boşnaklar, Arnavutlar, Patriotlar ve gırgırımsı konuşmalar:
İnad etme be ya, koy Döt'e kaktiriverelim işte!
Onu sen kızancıklara anlat aga, bana anlatma, kariyi bırakırım mastikayı bırakmam.
Damadi kör olasica, şişenin dibini görmeden fetva vermez
Keyifliyim. Kaşıkçı benim, en iyi kitle temeline sahip olduğum ve sıkışınca uğradığım bir köy. Amacım, İbo'nun, iyi ve dolu bir hatip olmasından dolayı köylülere hitap etmesini sağlamak. O anı düşünmek güzel. İbo bu kez, Kaşıkçı Köyü'ndeki genel durumu daha önce benden öğrenmiş olmasına rağmen, ayrıntıları öğrenmeye yönelik sorular sormaya başlıyor. Köylülerin toprağı işgal etmeye yeltendiklerini, başarılı olamayınca, benim desteğimle, Tekirdağ içinde, aileleriyle birlikte yürüyüş yapmak istediklerini, Tekirdağ'da yürüyüş izni almak için gösterdiğimiz çabaları ve valiliğin tehditlerini ayrıntılarıyla anlatmaya koyuluyorum. Yönelttiği sorular, problemi tüm yönleriyle kavrama arzusunu gösteriyor.
Kaşıkçıya yaklaştığımızda, "Vala İbo," diyorum, "Ben bu klarnet ve rakı neferlerini, bu özgür ruhlu 'MACIR'ları sevdim. Yeniliğe oldukça açıklar. Kavun içi tenli, kırmızı yanaklı ve renklerini derinliğinde ışıl ışıl gülümseten boncuk gözlü güzel kızları var. Türk Slav kırması izlemini yaratanlar daha cazip. Bu bölgede tutucu ve kafesçi erkeklere fazla rastlamadığım gibi, beşlik simit misali minderine kurulmuş, 'gelin dibimde otursun, emrime amade dursun," tipinde kaynanalara da rastlamadım.
Gülüyor, "Şaka maka da," diyor, "sorumlusu olduğun Köylü Bürosu'nun, Trakya köylerinde seyyar faaliyet yürütecek ve kadınları örgütleyecek bir kadın kolunu kurması gerekiyor.
Yaşlılar kahvesinin önünde duruyor otobüs. Paketimizi alıp İniyoruz. Kahveden taşan sesler, gezinen tavuklar, izmaritler ve otobüsten inenleri kayıtsız bakışlarla izleyen, yaşlanmış, işsiz bir köpek. Kahvenin açık kapısına yaklaşıp içeri bakmak geliyor içimden, bakmıyorum. İbo'yla birlikte doğruca, köyde en güvendiğim ve Topraksız lakabını taktığım arkadaşın evine gidiyoruz. Kapıyı evin geyik gözlü hanımı açıyor, gülümseyerek buyur ediyor bizi içeri. Tam yemek anına denk geliyoruz. Yer sofrasında Topraksız'ın yaşlı anası, babası, kendisi ve küçük çocuğu. Selam veriyor, ayağa kalkan Topraksız'la tokalaşıyoruz; sonra eğilip, yan yana oturan, seksenlik iki yaşlının ellerinden öpüyoruz. Sıkışıp yer açıyorlar bize. Bağdaş kuruyoruz. Sofrada, terekemelerin peç, bunların da pecka dedikleri sobanın, üstünde pişen sıcak yemekler, yufkalar. Birer tas çeneçarpan çorbası getirip koyuyor önümze evin hanımı. Bakışlarım ilkin çocuğun iç dünyasına, sonra da yaşlılara kayıyor. Daha önceki gelişlerimde geçmişini uzun uzun anlatan ve bana kanı kaynayan kocakarı, " A benim kadın yavrım, bu da kim?" diye soruyor. Buradaki 'kadın' sözcüğünü güzel anlamında kullanıyor tabi. "Arkadaşımdır," diyorum ve İbo'yu, Değirmenköyü toprak işgaline bir otobüs dolusu arkadaşıyla beraber gelip, topraksız köylüleri destekleyen, onları çiftlik beyine karşı birleştiren ve onlara toprak sorununu anlatan birisi olarak tanıtıyorum. Kocakarının, yüzü, toprak çilesi çizgilerle şahrem şahrem parelenmiş, yumuk gözlü kocası, işgalin nasıl olduğunu soruyor İbo'ya. İbo anlatıyor. Olayı sonuna kadar sessizce dinleyen yaşlı adam, " Napçaz büle iç bilmiyum be kızanım," diye mırıldanıyor. "Bu Demirel'i nerden başımıza getirdilerse, iki paralık ömrümüzün içine sıçıverdi." Kısa bir sessizlik çöküyor. Bu çorbanın üzerine bir gülbarak böreği getirirler herhal diye kurduğum hayal, Demirel'in iki paralık ömre yönelik hacetiyle dağılıveriyor birden ve Kocakarı, "Sen dert etme, Allah bacaklarını ters döndüreverir bir gün onun," diye kocasını destekliyor. Bu ara birer tabak höşmerim dedikleri tatlı iniyor İbo ile benim önüme. Yaşlıların çenesi açılıyor. Geniş zaman kipine sıkça binen hoş bir muhabbet dili hakim oluyor sofraya.

Fazla beklemeden, gazete paketimizi alıp, Topraksız'la birlikte gençler kahvesine gidiyoruz. Çoğunluğunu topraksız gençlerin oluşturduğu dumanlı ve uğultulu bir kahve kalabalığına giriyoruz. Kafalar bize doğru çevriliyor. Masa masa dolaşıp tüm gençlerle tokalaşıyoruz. Bizim için bir masa boşaltılıyor hemen. Paketimizi açıp oturuyoruz. Çaylar geliyor. Az sonra ayağa kalkıp, kısa bir giriş konuşması yapıyorum. Tavlalar kapanıyor, kağıt oyunlarına ara veriliyor ve sözü İbo'ya bırakıyorum.
İbo, ülkedeki işçi köylü ve gençlik hareketlerinden söz ediyor ilkin. Bu hareketlerin Emperyalizme, toprak ağalığına ve komprador kapitalizme karşı yöneldiklerini, duru bir dille -bu kavramların ne olduklarını da açıklayarak- anlatmaya çalışıyor. Gençler dikkatle dinliyor. Özgür, bağımsız ve demokratik bir yaşam idealinden kalkarak, demokratik devrimi anlatmaya koyuluyor. Tam bu sırada, gençlerden biri ayağa kalkıp, "A be senin bu konuşuverdiklerin gomonizmdir," diye çıkışıyor. Tüm bakışlar bir anda sarışın delikanlıya yöneliyor. Ve aynı anda bir başka delikanlı ayağa kalkarak, "Adii urdan be ya, kapa çeneni, kapçık ağızlı!" diye tersliyor sarışın delikanlıyı. Terslemeler, homurdanmalar diğer masalardan da yükseliyor, uğultuya dönüşüyor.
"Epten aykırı gidersin be ya, dinle adam ol biraz!"
"Üj beş kitap okudu ya dili açıldı."
"Kafası yerinde değil, afif piizlenmiş(içmiş)"
"Bahsur olasıca, bızıklayayım (karıştırayım)dedi aklınca, beceremedi."
Sarı delikanlıya karşı haşin çıkışların nedenini anlamak istercesine susup uğultuyu dinliyor İbo. Sarı delikanlının kim olduğunu soruyorum Topraksız'a. Kaşıkçı köylülerinin, işgal etmek istedikleri toprakları jandarmaya dayanarak koruyan zengin bir köylünün yeğeni olduğunu söylüyor. Baskı altında pusan Sarı delikanlıyı savunmak zorunda kalıyor İbo. Patronların ve toprak ağalarının ülkede yarattıkları komünizm öcüsünden söz ediyor. Yaratılan bu öcünün halkı ve gençliği derinden etkilediğini belirterek sosyalizmin ve komünizmin ne olduğunu anlatmaya koyuluyor. Sessizce dinliyor gençler. Sarı delikanlı çıkıp gidiyor.
İbo, konuşmasını noktalıyor. İşçi Köylü gazetesini dağıtıyoruz. Sonuçtan ve gençlerin ilgisinden memnunum. Oh ne güzel. İnsana olan sevgim gani, insandan nefretim de gani. Bu iki damarın kesiştiği yerde durup, rehavetle geviş getiriyor ve İbo'nun gençlerle olan sohbetini izliyorum. Sıkıntım, uçup gidiyor.