İBO'NUN ÇALIŞMA TARZI


İbo bir konuda ciddi bir yazı kaleme almadan önce, konuyla ilgili ön araştırmaya giriyordu. Diğer dağları, olanca haşmetiyle görebilmek için haşmetli bir dağa tırmanmak olarak görüyordu ön araştırmayı. Bulduğu kitapları, dokümanları okuyor, yakın arkadaşlarının görüşlerini alıyor, sonra oturup yazmaya başlıyordu.Birincil ile ikincil, esas ile tali, acil ile acil olmayan, öncelik ile sonralık ayrımlarını yapmadan edemiyordu. Konunun doğasına ve kendini kolayca ele verme özelliklerine bağlı olarak bazen parçadan bütüne, bazen de bütünden parçaya doğru yürüme tarzını izliyordu. Gerçeğe açılan kapı hangi noktadaydı ve hangi tarzla daha kolay aralanabilirdi bu kapı? Farklı ve oldukça ateşli bir arzuya, geleceğin çelişkilerini, günün çelişkileri içinde görme arzusuna sahipti.Ders kitaplarını tümüyle okumazdı. Okuyacağı kitabın asıl istinat noktalarını tespit ederdi. Kitabı belirleyen ana tema veya kilit sorun üzerinde yoğunlaşırdı. Bunlara bağlı diğer tüm tali sorunlara, ana temanın veya kilit sorunun esaslı bir şekilde kavranmasından sonra yönelirdi. "Bu kitabı dokuz formül belirliyor," derdi. "Dokuz formülü de üç formül belirliyor. Bu üç formülün en önemlisi şudur." Edebiyat dergilerinde öncelikle şiirleri, şiirler içinde de öncelikle ilgisini en çok çeken (İkinci Yeni) şairlerin şiirlerini okur, kalemle altlarını çizer, işaretler kor, notlar düşerdi. Okuduğu dergilerin boş sayfalarına, o anda içine doğan dizeleri yazdığı da olurdu. Bazen, çinili kütüphanede benim masama gelir, işaretlediği bir şiiri göstererek, "Şunu oku bakalım," derdi. Okur, "Bir şey anlamadım," derdim. "Peki sende ne gibi duygular ve çağrışımlar yarattı? Şiirin iç sesini duydun mu?" derdi. "Vala bende bir bok yaratmadı, ses mes de duymadım," derdim. Güler, bir başka şiiri okuturdu. Ona göre, okur şiiri anlasa da anlamasa da, şiirin duygusu, iç sesi, iç zenginliği, okurun duygusuna ve diline akıyor, onu değişime uğratıyordu. Çoğu okur, bu değişimin farkında olamıyordu.İstanbul'da, Demirdöküm gibi önemli fabrikaların bulunduğu Alibeyköy işçi semtinde çalıştığı bir dönemdi. "Şehirlerdeki çalışmalarda, işçi sınıfı arasındaki çalışma esastır," diyordu. "İşçi sınıfı arasındaki çalışmalarda fabrikalar, fabrikalar içinde büyük fabrikalar esastır. İleri işçilere dayanıp, geri işçileri kazanmak; işçilik geçmişi uzun olan, pratikte sınanmış, ileri bilinçli, kişilikli işçilerle partiyi inşa etmek." İşçiye, çok iyi bildiği kendi sorunlarını anlatmaya karşıydı. Dolambaçsız, doğrudan sosyalizmi ve komünizmi anlatmayı yeğliyordu. Herhangi bir çalışma bölgesinde güç haline gelebilmek için öncelikle bölgeyi tanımak gerektiğine inanıyordu. Bunun için bölgenin sosyo-ekonomik yapısının, yakın tarihinin ve kültürünün tespitini, tahlilini zorunlu görüyordu. Belli başlı çelişkileri, temel çelişkiyi, baş çelişkiyi isabetli bir tarzda tespit etmek için böylesi bir tahlil zorunluydu. Her sınıfın temel ve acil sorunu nedir? Güvenilir dostlar, kararsız dostlar, orta unsurlar kimlerdir? Düşmanlar kimlerdir? Baş düşman kimdir? Düşmanlar arasındaki çelişkilerin mahiyeti nedir? Araştırma ve tespitler, eksiksiz ve esasa ilişkin olmalıydı. İhtiyatı, zaman zaman elden bırakıyordu. Ama genelde, kuyusunu iki ucu sivri iğne ile kazmayı tercih eden bir insandı. Barındığı, çalıştığı yeri, temiz ve derli toplu tutuyordu. Alçakgönüllü ve yalındı. İyimserlik, sevinç, şaka, oyun ve müzik, yaşamının vazgeçilmez ögeleriydi. Tartışmalarda inatçıydı. Komünizmin büyük ustalarının, kararlı ve ortodoks bir izleyicisiydi. Söz konusu ustalara, kuşkucu, esnek ve eleştirel bir iklimle yaklaşma eğilimleri göstermiyordu.Teoriyi pratik içinde inşa etmek, temel tarzıydı İbo'nun.  Komünist devrimciliğin, ideal bir yaşam tarzı olduğunu söylüyordu. İster cezaevinde, isterse dışarda, en ağır baskı altında olsun, sistemle bağlarını koparan, sisteme başkaldıran her komünistin özgür olduğu kanısındaydı. İyimserliği, yaşam sevinci, geleceğe olan güveni, önemli ölçüde bu anlayıştan kaynaklanıyordu.