PARK HAREKATI

AKP ve cemaat devleti ele geçirmek için büyük çaba içine girdi. Bu çaba içinde devletin bir bölümü sindirildi, tutuklandı. Geride kalan büyük bölümü ise tarafsızlaştırıldı. Tarafsızlaştırılan bu bölümü ele geçirme çabaları durup dinlenmeksizin sürdü. Sonuçta cemaatler güçlendi, toplumun laik yaşamı baskı altına alındı, toplum savunma psikozu içine gidi. Tolumun çözüm bekleyen kesimleri (Kürtler ve aleviler başta olmak üzere) umdukları haklara kavuşamadılar. Sınıflar arasındaki uçurum, nispi bir refah gelmesine rağmen, derinleşti.  İslami sermaye güçlendi, tekellere evirildi. İrili ufaklı Anadolu ve şehir sermayesi İslami sermayeye savruldu geri yapıların çözülüşü hızlandı. Bu gelişmeye bağlı olarak Ortadoğu, Balkanlar, Türki cumhuriyetleri, Rusya, Kafkasya gibi bölgelere sermaye ihracı arttı. İnşaat sektörü başta olmak üzere sanayinin çeşitli kollarına ait kaliteli iş gücü ile birlikte malların ihracı da hızlandı. Ülke dışındaki artı değer ülkeye girdi. İslami sermaye daha da güçlendi. Ve buna bağlı olarak AKP’nin ve cemaatin devleti ele geçirme hamleleri semeresini vermeye başladı. Güçlenen bu iki kanat tüm tolumu eğitim başta olmak üzere, yaşamın değişik alanlarında biçimlendirmeye başladı. Modern laik hayat kendi varlığını tehdit altıda görerek savunma psikozuna girdi.   Krizsiz kriz ekonomisi cemaatlere ve İslami sermayeye tanıdığı imtiyazlarla toplumun laik kesimini karşısına aldı. Ekonomik alanda rekabet gücüne sahip olan bu kesim komşuları Suriye ve Irak ile çatışma siyaseti izledi.  Bu ise belli yerlerde ülkeye sermayenin pürüzsüz bir şekilde girişini sekteye uğrattı.  Kendilerini dışlanmış, gadre uğramış gören sınıf ve kategoriler kendi özel sıkıntıları ile birlikte sokağa çıktılar. Hükümet, işsizlerden, ibadet ve diğer hakları tanınmayan ve kendi celladının adını boğaz köprüsünde görmek istemeyen Alevilerden, park hareketine kuşkuyla bakmalarına rağmen, umutsuzca geri çekilen ama haklarının tanınacağına dair ciddi tereddütlerle malul durumda olan Kürtlerden, diğer azınlıklardan, baskı altında olan laik yaşam erbabından, tutuklanan devletin görünmeyen sivil ordusundan, iflasa uğramış esnaflardan, bölünme korkusunu depresyona dönüştüren milliyetçilerden, çevrecilerden ve devrimci demokrat kesimden oluşan geniş bir kitle ile sokakta yüz yüze geldi. Mevcut görünüm, halkın bir kesiminin despotik İslami modernite ile çatışması şeklinde ortaya çıktı.     Devrimci demokrat kesimler bu çatışmanın dışında kalamazlardı ve kalmadılar da.  Harekete CHP ve tutuklanan ordunun önemli ölçüde hakim olmasına rağmen, devrimci demokrat hareket tereddüt etmeden hareketin içinde yerini almış oldu. Hiçbir halk hareketi saf değildir. Hayatta hiçbir şey saf değildir. Ve hiçbir hareket başladığı gibi kalmaz. Daha ileri ya da daha geri mevzilere geçer ve ilk sloganlarını yeni sloganlarla iptal eder.    Halkın sokağa ne zaman, ne kadar bir güçle çıkacağını tahmin etmek kolay değildir. Baskılar, haksızlıklar birikir harekete dönüşür. Hiç kimse halkın gizli dünyasını önceden tam olarak okuyamaz. Halk hiç ummadığımız bir anda harekete geçer.  Bu hareket bize,  halkın ana gücünün, kahir gücünün şehirlerde toplandığını ve dolayısıyla devrimci güçlerin ana gövdesinin de  şehirlerde toplaması gerektiğini öğretiyor.   Çeşitli sınıf ve kategorilerden, görüşlerden, bayraklardan ve sloganlardan korkmamayı öğretiyor. Şehirlerde güç toplayan, gücünü genişleten, yaşam tarzı haline getiren ve halkın tarzına dikkat eden, halkın ruhuna ve ince fikrine dikkat eden, halkın dehasına ve cehaletine dikkat eden, olgunluğuna ve cinnetine dikkat eden bir hareketin halkla ve sokakla kolayca birleşebileceğini gösteriyor.  Ayaklanma geldi geçti. Gelecek ve yeniden geçip gidecek bu bir yaşam tarzıdır. Bu tarzla yaşam canlanır zenginleşir. Önemli olan bu tarzı hazırlıklı yakalamaktır ve buna en geniş yığınlarla katılmaktır. Devrim anına ve devrim sonrasına özgü bir şey değildir. Devrimcilik bir yaşam tarzıdır. İnsanın kendisini bir üst seviyede yeniden yaratmasının temel tarzıdır. İnsan var olduğu müddetçe devrim de bir yaşam tarzı olarak var olacaktır. Sorun profesyonellik sorunu da değildir. Tarzın kendisi zaten profesyoneldir. Nerede olursa olsun, ne iş yaparsa yapsın devrimi bir tarz haline getirebilir insan. Bunun sınıfı, inancı, donanımı olmaz. Yenilenmeye, yıkmaya, yaratmaya cesurca yönelebilmek, cüret edebilmek meselesidir bu. Bunu iktidarı almanın, iktidar olmanın tarzı olarak kavramak da doğru değildir. Başkalarını kurtarmanın tarzı hiç değildir. Gerçek anlamda özgürleşmek isteyen insan başkalarını kurtarmaya zaten ihtiyaç duymaz. Bilgi ve ateşle donan, tüm yeteneklerini sına, yık ve yarat. Tarz budur. 16/6/2013