Ateş Ya Da Ateşin Terki Devlete Bağlı

Türkiye'deki barış süreci, yediden yetmişe herkesi ilgilendiren bir süreçtir. Bu sürece geniş kesimlerinin katılımı sağlamak, herhangi bir kurumun veya kişinin görüşlerine bakmadan sadece insan olarak görmek ve görüşlerini almak, bütün sınıf ve kategorilerin kültürlerin özgürlüğüne taşımak kadar güzel birşey yok. Kürtlerin bu konuda öncülük etmesi sevindiricidir. Kürtler şu anda Türkiye'de ilerlemenin yenilenmenin temel muhalif gücünü oluşturuyor. Anadolu'daki bütün baskı altındaki halklar ve inançlar, Aleviler başta olmak üzere bir çatı altında birleşip kendi görüşlerini oraya taşıyıp, orada tartışıp daha üst seviyede yeni görüşler oluşturmaları ve devlete sunmaları kadar güzel birşey yok. Çözüm sürecinin başarıya ulaşması için halkın çok geniş desteğine ihtiyaç var. Bu destek ancak devletin politikasını etkileyebilir. Ama tek başına ele aldığımızda sorun devlete bırakılırsa devletin hakların tanınmasında çok ciddi adımlar atmayacağı kanısındayım. Çünkü devletin daha önceki söylemi umut vermiyor. Üstelik devlet, çekilme sürecinde pek şeffaf da davranmıyor ve yalan söylüyor. 'Masaya oturmadık' diyor, halka 'biz onlara birşey vermedik' diyor, 'onlardan birşey almadık giderlerse cehennemin dibine gitsin' diyor. Devletin daha önceki yaklaşımlarıda var tabii. İşte 'Kürt dili bilimsel bir dil değildir, o yüzden okullarda eğitim yapma güçleşiyor. Tek bayrak, tek devlet' söylemi yani tekçilik ısrarla mikrofonlardan kürsülerden geniş yığınlara dayatılıyor. Bu söylemin arkasında Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi vardır. Hal böyle olunca ezilen bütün sınıfların, dillerin, kültürlerin kategorilerin en geniş güçle en geniş birleşik güçle yani tartışmadan karşılıklı fikir alışverişinden görüş oluşturmadan gücünü alan bir güçle devletin karşısına çıkması ve kendisini ve haklarını ona dayatması gerekiyor. Bu olmaksızın tek başına Kürtlerin silahlı mücadelesi kısa vadede sonuç almayacaktır. Bundan sonra ne olur? Geri çekilme süreci neye yol açar? Bunu devlet tayin edecek, yani devletin Kürtlerin hakkını tanıyıp tanımamak tayin edecek. Kürtler haklarını talep ediyor. Bu aynı zamanda Kürt hakları gibi görünüyor ama aslında tüm Türkiye'de ve Kuzey Kürdistan'da yaşayan dillerin, kültürlerin hakları olarak ortaya çıkıyor. Buna sadece bir halkın hakları olarak bakamayız. Marks'ın güzel bir sözü var: "İrlanda özgürleşmeden İngiltere özgürleşemez." Yani İngiltere işçi sınıfının sağlıklı bir sınıf mücadelesi yürütmesi de aslında İrlanda üzerinde İngiliz boyunduruğunun kırılmasına bağlıdır. Türkiye'de Kürt sorununun çözülmesi, aynı zamanda inanç ve sınıf sorunlarının çözülmesine yol açacaktır. Alevi sorunun çözülmesi büyük ölçüde Kürt sorunun çözümüne bağlıdır. Alevi sorunun çözümü Kürt sorunun çözümüne yardımcı olmayacak mıdır? Elbette herşey karşılıklıdır, ama asıl kanayan yara Kürt sorunudur. Tarihin büyük yarasıdır bu. Bin yıllık yaradır sırf Cumhuriyet döneminde ortaya çıkmış bir yara değil. Bu yaranın kapanması lazım. HDK'nin çağrısı, bütün kesimlere çözüm istemeyenlere, çözüme engel olanlara da yapılmalıdır. Onlar bu çağrıya uyarlar ya da uymazlar. Onların bileceği iştir ama onların tek bir vicdanı yok onların içinde ne kadar insan yer almışsa o kadar vicdan var demektir. Bu sorun herkesin özgürleşmesi sorunudur. Ailelerin canını yakıyor, gençlerini alıp toprağa veriyor. Kürt sorunu yaşamın kurulması ile ilgili bir sorundur. Sağlam barış temellerine oturan bir yaşam ancak daha geniş özgürlüklerle elde edebilir. HDK'nin bu sofrayı açması güzeldir. Tartışmalardan ne çıkar? İyi şeyler çıkmaya başlamıştır. Kürtler kendi sorununu aynı zamanda bir Türk sorunu olarak görmeye başladı. Türk kesiminde de aydınların halkların önemli bir bölümü 'demokratikleşmenin özgürleşmenin yolu Kürt sorunun çözümünden geçer' diye düşünmeye başladı. Bu bir sağlık belirtisidir. Devletin daha ciddi adımlar atmasını sağlayacak bir gelişmedir, ama çok daha geniş yığınlara mal edilmesi gerekiyor. Son zamanlarda ortaya çıkan Gezi Parkı hareketini de, objektif olarak büyük ölçüde Kürt sorununun çözümüne destek veriyor. Enternasyonal damarı zayıf olabilir. 68 Hareketi gibi olmayabilir ama devlete şunu diyen bir hareket 'Sen halka sormadan kendi dikine yürüyen bir politika izleyemezsin. Halka sormak zorundasın. Demokrasiyi tabana yaymak zorundasın. Kafanla bu işleri yütümezsin artık dur." Bu aslında doğrudan Kürt sorununun çözümüne hizmet eden bir hareket. İçinde kimler yer almıştır bu ayrı ama objektif sonuçlarına bakın devletin o otoriteryen, 'ben merkezci ben herşeyi yaparım. Halk beni seçti' felsefesi bir noktada kırıldı. Bu da bir sağlık belirtisidir. Artık 'Ben eskisi gibi yönetemem, politikalarımı uygularken halkı dikkate almak zorundayım' şeklinde düşünmeye başladılar. Bu ileride tersine döner mi, dönmez mi? Bu da hareketin devamına bağlıdır. Şu anda Kürtler çekilmişler. Kürtler onların deyimiyle cehennemin dibinden meclise bakıyorlar. 84'ten beri dövüşmüşler büyük kayıplar büyük acılar yaşanmış. Şimdi meclisten ne çıkacağına bağlı. Kürtler o cehennemin dibinden ateşle dönerler mi? Yoksa ateşi cehennemin dibine mi terkederler? Oradan gerçek barış mı çıkar? Bu devletin izleyeceği politikaya bağlıdır. Savaşan iki güç var. Biri baskıcı gasp edici güç, diğeri de hakları gasp edilen güçtür. Yani şu anda barış süreci yaşanıyor. Kürtler 'Samimi olarak ben çekiliyorum fazla konuşmuyorum ve benim haklarım var gerçekleşmesini istiyorum' diyor. İyimser noktadan hareket etmek istiyorum. Meclis'ten belki Kürtlerin temel haklarına ilişkin belli kararlar çıkabilir? Bu barış mı? Savaş mı? Devletin tutumuyla paralel olacak. Kürtler şimdi onların deyimiyle cehennemin dibinde oturmuş bekliyorlar. Kürtler samimi olarak pratiğini gösterdiler, barıştan yana kararlarını verdiler. Şimdi sıra devlette onların kararı nedir? Barış demek, 84'ten beri Kürtler ne için savaşıyorlarsa odur. Devletin bunu kavraması gerekiyor. Devlet 'Kürt dili bilimsel dil değildir' söylemine devam ederse -ki dil kültürün ifadesidir- dilin özgürlüğü olmadan çok yaygın bir şekilde eğitim dili ve hayat dili olmadan bu iş olmaz. Devletin hazır olmasından kuşkuluyum eğer haklar gerçekleşmezse Kürtler silahı neden bıraksınlar ki. Kürtler bir mesaj veriyor. Gerçekten de silahı bırakmaktan yanayım ama bu iş sadece bana bağlı değil diyorlar. Devlet bu köleliği daha farklı şekillerde sürdürmekten yanayım bu savaş sürerse Türk aydınlarının da diyeceği birşey kalmaz. Devlet dünyanın da desteğini alamaz, halkının da desteğini alamaz.