İLK ROMANIM ZAVOT

İlk romanım ZAVOT’u,  1966-68 arasında, Çapa Yüksek Öğretmen okulundayken yazdım. Hazırlık lisesinin son sınıfındaydım. En başarılı dört öğrenci ( Necdet Dizman, Beysafa Tarhan, Gürbüz ve Ben) olarak, Rize Öğretmen Okulundan gelmiştik. Herkes harıl harıl ders çalışırken, okulun kütüphanesinde roman yazıyordum. Dersler sıkıcı ve anlamsız geliyordu. Roman ise kendi iç zenginliğime çekiyordu beni. 1966’nın sonlarında başlamıştım romana. Edebiyat öğretmenimiz Naim Buluç, zaman zaman kütüphaneye geliyor, beni roman yazmaktan vazgeçirip, derslerime yöneltmeye çalışıyordu. 67’de romanın yazımı ilerleyince, İbrahim Kaypakkaya okuyup, görüşlerini belirtmeye başladı. O zamanlar edebiyat dergilerini birlikte okuyorduk. İbo şiir yazıyordu. İkimizin de sevgilisi yoktu. Tüm zamanlarımızı okumaya ve yazmaya hasretmiştik. Yüzüm, ergenlik sivilceleriyle dolmuştu.    Romanın konusu, eski bir Ermeni, Kürt ve Malakan köyü olan, köyüm Zavot’tu. Genel olarak, inek ağalarıyla nökerler; özel olarak da mandıra ağalarıyla kaşar ve kraviyer işçileri arasındaki çelişkiler, romanın, üzerinde yükseldiği başlıca çelişkilerdi. Ağaların ve oğullarının nöker kadınlarıyla cinsel ilişkileri, bu ilişkileri bilen nökerlerin seslerini çıkaramayışları, nökerlerin çalışma şartları ve maruz kaldıkları baskı biçimleri, terekeme sohbetlerinde özel yaşamlara ve Bolşevik Devrimine ilişkin ortaya çıkan görüşler, Ruya’dan kaçış öyküleri,  doğa, çevre ve karekter tasvirleri... Doğa tasvirlerinde özellikle Mihail Solohov’un etkisi altındaydım.     1967’nin haziranında kompozisyondan sınıfta kaldım. Adalet Partili bir edebiyatçı kadın, kompozisyona siyaset karıştırdığım gerekçesiyle zayıf not verdi. Rize Öğretmen okuluna dönmek için bavulumu hazırlarken Bakanlık, tek dersten kalanlara bir sınav hakkı daha tanıdı. Sınavı başarıyla bitirerek geri dönüş tehlikesini atlattım. Romanda iyice yoğunlaştım. Bu sefer de ABD emperyalizmine karşı yayınladığımız ortak bildiriden dolayı yatılı okuldan atıldım. Romanı 68’in başlarında bitirdim.    Bir yanım edebiyattayken, diğer yanım sokaktaydı.  68’de olaylar yoğunlaşınca, roman yazmak mümkün olmadı. Kısa öyküye   ve şiire kaydım. Fikir Kulüpleri Federasyonunun İstanbul Bölge Komitesine bağlı bilim ve sanat komitesindeydim ve aynı zamanda, Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü başkanlığını  devralmıştım İbo’dan. İki ayakla yürüyordum: Siyaset ve edebiyat.    12 Mart Darbesi, edebiyat ayağımı kırdı. Dağa savruldum. Zavot romanını, kısa öyküleri ve şiirleri kaybettim. İbo da yazdığı takriben 20-30 şiiri kaybetti. Romanın,  kısa öykülerin ve şiirlerin kayboluş öykülerine  girmek istemiyorum.    Hayatımın formülü şudur: Edebiyattan siyasete-siyasetten edebiyata. 1966’dan bu yana, bu formül içinde kaldım ve hiçbirinden tamamen kopmadım; dönem dönem edebiyat, dönem dönem de siyaset esas konuma geçti. Ama genel olarak hayatımın özünü ve biçimini edebiyat belirledi.    Öldürülen yakın arkadaşlarım gibi 12 Mart şartlarında kaybolan ilk romanım Zavot’u da unutamadım.  Zavot’un kayboluşu, roman yazma azmimi sürekli besledi. İlk çocuğunu yitiren, onun yerini doldurma ihtiyacı duyan bir baba gibiydim. Zavot’u yazabilir miyim bilemiyorum. Eski yalınlığımı kaybettim.