SURİYE, KÜRTLER VE DESTAN

 Suriye , büyük devletlerin dolaylı savaş sahnesi haline geldi. Bir yanda Amerika-Avrup, diğer yanda Rusya –Çin.  Birinci cephe,  Arap dünyasında diktatörlüklere karşı yükselen halk  hareketlerini destekleme ve önderliklerini  ele geçirme taktiğini izlediği için peş peşe mevzi kazanıyor. İkinci cephe ise diktatörlükleri tarihe karşı destekliyor ve mevzi kaybediyor.  Cepheler şu anda Suriye’de , dolaylı bir savaşın içindeler. Savaşın gidişatı, batı cephesinin Libya ve Mısır’da olduğu  gibi, doğu cephesi karşısında yine mevzi kazanacağını  gösteriyor.    Kentler yıkılıyor, silahlar deneniyor, istihbarat ve lojistik ağları güçleniyor, parçalanıyor. Diktatörlükler devriliyor, onların yerlerini Suriye’de olan, batı destekli sünni İslam devrimleridir. Yernyüzünü en eski zalimlerine dayanarak yapılan devrimlerin, halka ne getireceğini varın sizler hesap edin.  Bu devrimlerin en büyük yararı,  ayaklanınca diktatörlüklerin devrilebileceği gerçeğini Arap halkına göstermiş olmalarıdır. Başkaca önemli bir yararının olacağını sanmıyorum.    Gün, cin taifesinden gelen Kürtlerin günüdür. Suriye savaşı, Kürtlerin işine yarayacak en çok.  Ortadoğudaki her kargaşadan Kürtler kazançlı çıkacaklardır. Kürtler, ölümden son anda kurtulan bir batıya bağlı,  İslamcı rejimler alıyor.  Libya’da, Mısır’da ve kavim olduğu için, fazladan yaşama ve kendini şanslı hissetme psikozuyla  ölümü içselleştiriyor ve pek ciddiye almıyorlar. Destan, bu gerçeğe asırlar öncesinden işaret ediyor zaten. Zalim Dahhak’ın her omuzundan bir yılan kafası çıktı. Dahhak yılanları doyurmak ve oyalayıp rahatlamak için her gece iki gencin öldürülüp, beyinlerinin yılanlara yedirilmesini buyurdu.  Gençlere acıyan iki dindar adam, her gün öldürülen iki gençten hiç değilse  birini kurtarmak için Dahhak’ın mutfağına aşçı olarak girdi. Bunlar, her gün iki gençten birisini öldürdüler, digerini gizlice salıverdiler. Bir koyunun beynini de çıkarıp, öldürdükleri gencin beyniyle karıştırdılar ve her gün yılanlara yedirdiler. Gerisini Firdevs’in Şehname’sinden dinleyelim:     “Bu suretle her ay otuz gencin canını kurtarıyorlardı. Zamanla ne idüğü belirsiz olan bu gençlerin sayısı iki yüzü buldu. Aşçı her gün birkaç keçiyi ve koyunu ovaya salar, bunlara gönderirdi. İşte bu günkü Kürt kavminin aslı bunlardan türemiştir ki, bunlar mamur şehir nedir bilmezler. Bunların evleri çöllerde kurulmuş çadırlardan ibarettir.  Kalplerinde hiç Tanrı korkusu yoktur.”     Asılar öncesinin Dahhak’ından, din adamının yardımıyla beynini kurtaran Kürt,  günümüz Dahha’kının, beyin uyuşturmak için gönderdiği din adamını dinlemiyor artık. Arabın, cin taifesinden geldiğini iddia ettiği; Acem`in, ne idüğü belirsiz dediği; Turan’ın ise kart kurta cevirdigi Kürt, Güney Kürdistan’dan sonra, güney batıda da özerkliğini ilan ediyor. O, Ayaklanan Arap gibi ‘Tanrı korkusu’na doğru değil, korkunun dört parçada mevzilenen Tanrısı’na  karşı yürüyor.  Kürt, kendisini boyunduruğa vuran kavimlerin, “ne idüğü belirsiz’likle malûl görüşlerini ve saplantılarını  parçalıyor.  Suriye’nin  batı destekli Sünni devrimi, ilerde Kürdün üzerine yürüyüp onu ezebilir.  Böyle bir durum, tarihin düşüncesini pek etkilemeyecektir;  zamanı geldiğinde, düşüncesini uygulayacaktır o. Tarih, Kürdün her parçada özerkleşeceğinin ve bu özerk yapıların da zamanla bağımsızlaşarak, büyük bir Kürdistan şeklinde birleşeceğinin işaretlerini veriyor şimdiden.