KOLLEKTİF BİLİNÇ VE KÜLTÜR

Eskiden savunurdum bilincin bu türünü. Bana şimdi sürü bilinci olarak görünüyor. Bireyin kendi gerçekliğinden doğan, özgüllüğü, orjinalitesi, karşı çıkma cüreti olan, bireye özgü bir bilince olanak tanımıyor pek, kollektif bilinç. Herkesin savunduğu, inandığı ortak bir bilinçtir o. Kendi varoluşlarının dışında veya içinde gezinen, inanmaya, mırıldanmaya, sayıklamaya ihtiyaç duyan, anlam devşiren, anlamı ipe çeken nesneler dünyasının çimentosudur o.     Din, en köklü ideolojidir ve kollektif bilince dayanır. İlişkiye girdiği her insanın yönelimini, seçiciliğini, anlamını, anlamlandırma evrenini emer, onu iç özgürlüğünden kopararak edilginleştirir, şefaat dilenen kum yığınının bir zerreciği haline getirir. Kollektif din bilincinin cenderesine giren her birey, düşüncelerini, yaşam biçimini, dinin meşrebine  uygun olarak ifade eder, uygular. Aklına ve aklını iğfal eden özgürlüğüne dikkat edeceksin. Şakaya gelmez, dindir , cenderedir; öldüğün zaman, ruhuna fırsat vercek ve ona sonsuz yaşam iksiri içirecek olan ölümün bilincidir o. Egemenliğini sırf çıplak inancıyla, cennet cehennem teorisiyle, ölümsüzlük vaadiyle kurmaz o, sahip olduğu güçlü ve köklü kültürle kurar. O cenderenin içinde ona karşı çıktığın an kâfirsin, süzme gudubetsin.     Bütün ideolojiler şu veya bu şekilde dinden nemelendiği için biz de özellikle biçim, yöntem ve vaat olarak tam anlamıyla yakayı kurtaramamışız. Ezilen sömürülen yığınlara cenneti; ezen, sömüren sınıflara da cehennemi vaat ediyoruz. Araçlarımız, kollektif bilinç ve kollektif pratik. Herkesin sosyalizm ve komünizm düşüncesini savunduğu, farklı düşüncelerin gözlendiği, karşı düşüncelerin ise tecrit edildiği, bastırıldığı bir yapı.    İktidara kollektif bilinç ve eylemle geliyoruz.  Devlet iktidarını alıyoruz, yani eski devlet makinasının ve kütürünün yerine  yeni bir devlet makinası ve kültürü ikame ediyoruz. Toplumu sarıp sarmalayan ve bizi de şu veya bu şekilde etkisi altına alan kültürel egemenlik, yani sanat, edebiyat,  gelenek, düşünme ve yöntem, inanç ve yaşam biçimleri vb iktidarını koruyor. Bizi kuşatan bu iktidarı kısa zamanda almak mümkün olmuyor. Köhne kültür ile onun köhne insanını, üretim sürçlerinin ve peş peşe devrimlerin yarattığı, yeni, güçlü ve derin bir kültür ve bu kültürü özümlemiş, yaşam tarzı haline getirmiş ileri bir insanla aşabiliriz ancak. Bu, zaman isteyen, oldukça zor bir iş. İnsanlık, kendi tarihsel kültür birikimini kitlesel bir şekilde kavrayarak ilerlemiyor. İlerleyiş böyle olsaydı, devrimlerin yükü hafiflerdi. İnsanın yarattığı tarih, ya da insani doğa, mücadeleler, deneyimler, bilgiler, dersler, dinamik ilişkiler vs. bütünüdür. Ve ne yazık ki birey bu birikim zenginliğinin özeti değil, basit bir parçasıdır. Birey, gelmiş geçmiş tüm devrimlere, kendi derin tarihsel kültür birikiminin kavranması ve bu kavrayışın kalitesine layık bir özgür düşünce ve irade ile değil, ihtiyaç güdüsü veya cereyana kapılarak katıldı. Devrimin çıplak kollektif bilinci, açları doyurmakla vakit geçirirken, yedi bin yıllık oturmuş tarihsel kültür, kuşatma altında tuttuğu devrimi yavaş yavaş soğurur, teslim alır.    Kültür, şümullü bir kavavramdır. Biraz karikatürize ederek söylersek, siyaset, kültürün bir parçasıdır ve koçbaşıdır; kapı açar, yol açar. Kültür ana güçtür, muharrik güçtür. Siyasetin açtığı kapıdan girer, ya kuşatır, hegemonyasını kurar; ya da girdiği yerdeki kültürün hegemonik kuşatması altında varolma kavgasını sürdürür.    Devrimin kültürü, insanlığın yaşayan en ileri kültürüdür. Ve bu kültürü, sanıldığı gibi sadece ezilen ve sömürülen yığınlar yaratmaz, köle sahibi Heraklit’ten, Fransız devrimine karşı kraliyet ordusunda savaşan ve Fransız romantizminin babası sayılan Chateabriand’a ve giderek Maksim Gorki’ye kadar tüm insanlık yaratır.     Devrim, kendisini kollektif bilince ve proletarya kültürüne hapsedemez. Kollektif bilinci değil, en ileri insanlık kültürüyle donanan, mülksüz, özgür bireylerin, birbirlerine benzemeyen, özgür ve kollektif yaşam ortamında birbirleriyle çatışan, rengarenk bilinçler, düşünceler çeşnisini savunur. “Yüz çiçek açsın, yüz fikir birbirleriyle yarışsın.” Proletarya kültürü, yaşayan, ileri insanlık kültürünün bir parçasıdır. Devrim, parçayı bütünden kopararak, ona taparak ve onu hegemonik bir misyonla donatarak, büyük insanlığın büyük yaşamını inşa edemez.