Ragıp Ve Büşra

Büşra Ersanlı’yı  69’da tanıdım. Robert Kolejde okuyordu.  O zamanlar, çeviri yapıp yapmadığından emin değilim. Edebiyatla arası iyiydi. Kibar bir kızdı. Hümanistti. Militan değildi. Yerinde ve cazip gülümseyişi, zekâsı, dinleme ve soru sorma özelliğiyle dikkati çekiyordu. Ablası Sırma, Doğu Perinçek’le evliydi; 12 Mart Darbesi döneminde, sorumlusu bulunduğum Urfa-Diyarbakır  bölgesinde, köylerde, kadınlar arasında çalışma yapması için göndermek istendiler Sırma’yı; Kürtçe bilmediğinden ve yakalanma ihtimalinden dolayı karşı çıktım. Türkiye İhtilalaci İşçi Köylü Partisi, o zamanlar, bürokrat çocuklarını yoksul köylüler arasında seferber etmek ve onları emekçi ruhuyla biçimlendirmek gibi bir politika izliyordu.     Büşra Ersan’lı da, benim gibi 12 Mart döneminde yakalandı, işkence gördü ve cezaevine konuldu. Büşra’nın o ilk yakalanışı (1972) ile son tutuklanışı (2011) arasındaki dönemini bilmiyorum. Ne yalan söyleyeyim, Kürt sorunundan dolayı tutuklandığını öğrenince sevindim. “Bravo Büşra,’ dedim, kendi kendime. Tutuklamalara fazla üzülen bir insan değilim. Haklı bir davadan dolayı tutuklanan insanın, özgürlüğe, diğerlerinden daha yakın olduğu kanısındayım. Kendisini Kainatın merkezine koyan egoman insana itimadım yoktur. Ne sufilerin enelhakı, ne de Descartes’in cogitosu. Buna rağmen, tutuklu insanı severim; yeter ki haklı bir dava uğruna tutuklanmış olsun. Soyulmuş kanlı derisini severim Nesimi’nin, Mansur’un.     Ragıp’ı, 1967’de tanıdım. Fikir Kulüpleri Federasyonu’nun Aksaray’daki bürosuna gelip gidiyordu. Yakışıklı ve son derece nazik bir delikanlıydı. Okumaya ve tartışmaya meftundu. O zamanlar, FKF’nin Bilim ve sanat komitesindeydim. Güray Tekinöz, Osman Arolat; birkaç kişi daha vardı; Ömer Güven var mıydı bilmiyorum; yanılmıyorsam, Ragıp da bu komitenin üyesiydi. Kitabını koltuğunun altında gezdiren, derviş ruhlu bir insandı. ANT dergisiyle arası iyiydi. İbo gibi edebiyat dergileriyle geliyordu büroya. Milli Demokratik Devrim ayrışmasından sonra Ragıp’ı kaybetim. Türk Solu Dergisi’ne uğramaz oldu. Çok şükür, askeri darbe geldi de, Ragıp’la, 1973’de, Selimiye’nin altındaki eski katır ahırlarından birinde bir araya geldik. İkimizin de ikâmetgâhı üst ranzadaydı.     Ragıp’a, Kaypakkaya’ nın Kemalizme dair yazdığı yazıyı verdim. Okuyup bitirdikten sonra, “Bu müthiş bir tahlil,” dedi. Ben o zaman, Ragıp’ın, Cumhuriyet tarihiyle başının dertte olduğunu anladım ve sevindim. 74 affıyla Ragıp çıkıp gitti, ben müebbetlik olduğum için ahırda kaldım.     Geçenlerde Ragıp’ın tutuklandığını duyunca sevindim. Aslında Ragıp’ın, koğuşlarımızın baş müdavimi İsmail Beşikçi gibi peş peşe tutuklanıp, ömrünün hatırı sayılır bir bölümünü cezaevlerinde geçirmesi gerekiyordu. Ben böylesi vahim bir hatayı, devletin ihmaline, gaflet ve delaletine yorarım. Ragıp, Ayşenur’la birlikte, Belge Yayınları’nı kurduğundan bu yana ciddi suçlar işledi. Kürt, Ermeni ve Süryani dilini, kültürünü ve kırımını tüm yönleriyle açığa çıkaran kitaplar yayınladı. Nerede kaybolmuş  bir kültür, gadre ve kıyıma uğramış tozlu bir tablet varsa ya da yoksa, Ragıp oradadır; bulduğu tableti, bir arkeolog titizliğiyle, üfüre üfüre, tozlarından ve kırıklarından arındırıp, ayan edecek, kitaba dönüştürecektir. Peki, tüm bu tozlar üfürülüp, kırıklar birleştirilip, kitaplar yayınlanırken, cendereci neredeydi? Neredeydi, cehennem hiyerarşisinin baş cini Abaddon?     Ragıp, tıkıldığı damdan mektup gönderiyor; ‘Bana örgütle ilgili hiç bir şey sormadılar,’ diyor. Buyurun cenaze namazına. Niye sorsunlar ki. Tutuklanman için senin bir örgüt üyesi ya da sempatizanı olman mı gerekiyor? Sen, tek başına bir örgüt değil misin? En tehlikeli örgüt. Ört bas edilmiş tarihsel suçları açığa çıkaran, insanlığın direnme felsefesini, tarihini ve yaşamını yayınlayan, eşitlik ve özgürlük ideallerini üst perdeden vaaz eden, sakallı bir örgüt. Sen bunun, gecikmiş bir tutuklanma olayı olduğunu bilmiyor musun, Ragıp?     Kim ne derse desin, bizim gibi ülkelerde, tutuklanma, aydın yaşamının vazgeçilmez bir parçasıdır. Zihni açar, yaşamı renklendirir. Tutuklama, susturmanın değil, susturamamanın bir göstergesidir. Ne kadar çok insan tutuklanıyorsa, o kadar çok insan susturulamıyor demektir. Kötü olan, dışarda veya içerde susmaktır. Susmak, bağırmak kadar tehlikelidir. Bunlar, birbirlerine kolayca dönüşürler. Konuşacaksın. Konuştu ve susturulamadı; onun için tutklandı Ragıp.     Akıl ve duygu tutulması. Hiçbir şey, oyun oynarcasına, kendini olduğu gibi gösterme dürüstlüğünü göstermiyor. Aydının görevi göstermek, ‘görülmesi mümkün olmayan derinliklerin çağrısına doğru yürümek ve tutuklanmaktır.