İktidara Yürümenin Ve İktidar Olmanın Başlıca Biçimleri

Devrimler, iç içe geçmiş, irili ufaklı, değişik mücadele biçimleri ve taktiklerle, güçlü militer cihazları geriletip, yenerlerken değişik biçimler alırlar. Tek bir devrim modeli yoktur. Modeli, şartlar belirler ve hiçbir devrim, diğerine benzemez.     Devrimin işi otoriteyi yıkmaktır. Otorite de otoriteyle yıkılır.  Demir, çelikle delinir, çelikle kesilir. Bu bir üretim kuralıdır. Hayat, özgürlüğe aşıktır ama, ona, en güzel marşından kopup, labirentlere giren sözcüklerin yürüyüşleriyle varılamaz. Demir kıtalarla karşılaşan, çatışan devrim güçleri, çatışmanın doğası gereği merkezileşmek, disiplinle donanmak, militerleşmek zorunda kalır. Mücadele arenası, sonunda, sistemin devleti ile, biçimi ne olursa olsun, devrimin iktidarı henüz almamış muhalif devletinin bir arenası haline gelir. Her iki devletin de görevi, muhasımını dağıtmak, onun egemen olduğu zamana ve mekâna egemen olmaktır. Devlet, devrimle cebelleşirken ona her zaman kendi kurallarını, sadırı ve bastırma biçimlerini, kısacası kendi felsefesini ve tarzını dayatır, onu şu veya bu ölçüde- devrimin teorik ve pratik kalitesine, derinliğine bağlı olarak- etkiler, şartlandırır, kendine benzetir.     Paris Komünü, iktidara, burjuvazinin son derece zayıf düştüğü, krize ve çöküşe dönüşen savaş şartlarında yürüdü. İktidarı aldı ve devrimin iç ve dış güvenliğini, düzenli bir devrim ordusuna değil, tüm halkın silahlanmasına dayanan bir savunma sistemine dayandırdı. Ve bununla birlikte, yıkılan eski devletin bürokratik görevlerini komünlere devretmeye başaladı. Komün, kurduğu sistemde, çalışan memurları, seçimlerle belirlemeyi, geri çağırmayı, bunların ücretlerinin en yüksek işçi ücretini aşmamasını, kilise ile iktidar arasındaki her türlü ilişkinin kesilmesini, eğitim hizmetlerinin parasız hale getirilmesini, idam cezasının kaldırılmasını, bilimin işçi ve emekçilerin hizmetine sunulmasını, borçların ve kira ödemelerinin durdurulmasını vb. kararlaştırdı. Komünün, devrimi yapan yığınlara dayanan otoritesi, bu anlamda, merkezi profesyonel devlet geleneğinden ve tarihinden bir kopuştur. Peki Komünün kurduğu bu sistem, bu otorite, değişik biçimde bir devlet değil midir? Hiç kuşku yok ki, bu sistem, Paris proletaryasının, ezilen, horlanan, yoksul Paris halkıyla birlikte, Paris burjuvazisi üzerinde kurduğu bir diktatörlüktür. Bu, devrimi yapanların, profesyonel bir devlet aracılığıyla değil, doğrudan devrimi savunduğu ve doğrudan yönettiği bir diktatörlüktür. İktidara devletle yürümeyen ve iktidarı aldıktan sonra da klasik manada devletleşmeyen bir devrimdir, Paris Komünü.     Ekim Devrimi, iktidara tıpkı komün gibi, önderliğini işçi sınıfının yaptığı geniş şehir emekçileri ve yoksullarıyla yürüdü. Hazır devlet cihazını yıktı ve onun yerine, kendi devlet cihazını kurdu. Devrim, kendi kadroları, işçi sınıfı ve eski dağılan ordunun, devrim saflarına geçen kesimiyle kızıl orduyu; yine Bolşevik kadroların bir bölümüyle Çarlık bürokrasisini –bu bürokrasiyi olduğu gibi geri çağırarak, daha yüksek ücretlerle- birleştirip, sivil bürokrasiyi oluşturdu. Lenin, Nisan Tezleri’ne kadar Paris Komünü deneyimini esas aldı. Devrimin bir devlet kurması ve kendisini sınıfsız topluma kadar bu devletle sürdürmesi tezi, devrimden önce yerli yerine oturdu. Bu teori zaten, Paris Komünü teorisiyle birlikte, Marks’ta ve Engels’te vardı. Bu bakımdan, Ekim Devrimi, iktidara, teoride devletle, pratikte ise kitlelerle yürüyen ve iktidarı aldıktan sonra da klasik manada devlet kuran, Sovyetler başta olmak üzere tüm kitle örgütlerini bu devletin kontrolü altına sokarak , devasa boyutlarda devletleşen bir devrimdir.     Çin Devrimi, çok uzun bir silahlı mücadele dönemi içinde, yerel iktidarlarını, kendi düzenli ordusunu, kızıl bürokrasisini oluşturdu ve dört başı mamur bir devlet olarak iktidara yürüdü, eski cihazı dağıtıp, çok daha şümullü bir devlet olarak ortaya çıktı.     Yani öz olarak, iktidara yürümenin üç biçimine tanık oluyoruz: 1- Paris Komünü(iktidarı devletsiz  alıp, klasik manada devlet olmamak), 2-Ekim Devrimi(iktidarı devletsiz alıp, devlet olmak),3- Çin Devrimi(iktidarı muhalif devletle alıp, merkezi iktidar devleti olmak). Tabi, Doğu Avrupa ülkelerinin bir bölümünde cereyan eden başka bir örnek daha vardır: 4- Doğu Avrupa( iktidarı, dıştan gelen bir kızıl ordunun desteğiyle  alıp, devlet olmak). Beşinci bir örnek var mı? İktidara devletle yürümek ve iktidarı aldıktan sonra, görevlerini halka devredip, devleti kısmen veya tamamen lağvetmek. Bildiğim kadarıyla tarihte yok böyle bir örnek.     Şartlar, Çin’de olduğu gibi devrime ordulaşmayı, iktidara kızıl bir devletle yürümeyi dayattığında, programına, iktidarı alınca, devletin tüm görevlerini halka, devretmeyi koyan bir devrim, bunu başarabilir mi? Kızılorduya dayanan bir savunmayı, halkın genel silahlanmasına ve eğitimine dayanan bir savunmaya dönüştürebilir mi? Merkezi devrim iktidarını, yerel iktidarlara,temsili demokrasiyi, doğrudan demokrasiye dönüştürebilir mi? Bu, ekonominin gelişmişlik düzeyine, ülkenin demokrasi tecrübesine, devrimin kalitesine ve derinliğine bağlı bir sorundur.  Basitten karmaşığa, küçükten büyüğe doğru gelişip, devlet haline gelen ve iktidarı zapteden bir devrimin, kendi devletini lağvedip, onun tüm görevlerini halka devretmesi oldukça zordur, ama tamamen imkânsız birşey de değildir.