Yeni Burjuvazi Ve Devlet

Yeni burjuvazi kavramı, en kapsamlı şekliyle Büyük Proleter Kültür Devrimi döneminde ortaya çıktı. Buna göre, devrim iktidarına yönelik asıl tehlike, devrilen eski sınıflardan ve küçük mülkiyet dünyasından değil, bizzat parti ve devlet içindeki yeni burjuvaziden geliyordu. Yeni burjuvazi, devrim bayrağını sallayarak kendini gizliyor, güç topluyor, iktidarı ele geçirmenin uygun anını kolluyordu. Kültür Devrimi, yeni burjuvaziye karşı bir devrim olarak ortaya çıktı. Partinin ve devletin zirvesinde parlayan bir kıvılcımla başladı, öğrencileri, orduyu, işçi sınıfının bir bölümünü ve giderek geniş halk yığınlarını harekete geçirdi. Devrim, halktan kopan “kızıl bürokrasinin” bir bölümünü görevlerinden alıp, üretime yöneltti. Milyonların sokaklara dökülüşü ve duvarları, yeni burjuvaziye karşı etkin bir şekilde kullanışı, yığınları özneleştirdi, mülk dünyasına ve bürokrasiye karşı zinde bir güç haline getirdi. Bu devrimin faziletiydi. Gelgelelim ki, hareketi, devletin bir kanadı, henüz burjuvalaşmamış, kızıl kanadı yönetiyordu. Bu kanadın içinde, kızıl ordunun büyük bir ağırlığı vardı. Kültür Devrimi’ni yöneten, partiye ve orduya hakim olan bu kanat, komünisti yeni burjuvaziye dönüştüren, semirten ana arpalığa, asıl kaynağa pek kafa yormadı, yoramadı. Teori şuydu: Devletimiz yücedir, proletarya diktatörlüğünün ana aracıdır. Bu aracın içinde, bu aracı ele geçirmek isteyen yeni burjuvaziye karşı uyanık olmalıyız, onları kültür devrimleriyle, kitlelerin gücüyle alt etmeliyiz, vs. vs... Tabi benzetmeyi kabalaştırırsak, teori öz olarak şu şekle girer: Bataklığın bağrından türeyen sivrisineklere karşı uyanık olmalıyız, onları, kitlesel seferberliklerle temizlemeliyiz.Büyük Proleter Kültür Devrimi, kitleleri, devrimin yozlaşmış bürokrasisine karşı tarih sahnesine çıkarmasına rağmen; sosyalizmin sınıflı bir toplum ve çetin ve uzun bir sınıf mücadeleleri dönemi olduğu gerçeğini bilince çıkarmasına rağmen, devlete dokunmadı; devleti daha bir merkezileştirdi, hiyerarşiyi ve özellikle de kızıl orduyu güçlendirdi. Hiyerarşinin zirvesinde, Mao vardı. Devrim, Mao’yu dokunulmazlık zırhına büründürerek, kendisini kendisine karşı yabancılaştırarak, kurtarıcı kültüyle bir nevi ilahlaştırarak, kendisini güvenlik altına alma, koruma yoluna girdi. Doktor neşterinden, yazar kalemine kadar tüm hayat, Mao Zedung Düşüncesi’ne teslim oldu. Komünler, siyasetin içine daha çok girmelerine, kollektif dayanışma ruhuyla daha bir canlanmalarına rağmen, toplumun biricik siyasi ve ekonomik devi olan devletin, -halkı halk adına savunan, halka halk adına hizmet eden, halk adına halkı yöneten yüce diktatörlüğün- alt üretim birimleri, organik parçaları olmaktan kurtulamamışlardı. İş kolaylaşmıştı. Hiyerarşinin güçlü olduğu yerde bürokrasi güçlüydü. İş, ilahın ölümüne kalmıştı. Devrilen ve direnişleri bin kat artan sınıflar, küçük mülk sahipleri, envai çeşit gelenekler, inançlar, kültürler, alışkanlıklar, güçlü mülk duyguları, tüm bu ve benzeri ögelerle şu veya bu derecede bağlanmış, şartlandırılmış, küçültülmüş, köleleştirilmiş milyonlar. Böylesi bir toplumda, devrim, en geniş demokrasiyi, doğrudan demokrasiyi nasıl kuracak, kendi kollektif güvenliğini nasıl sağlayacak? Klasik, profesyonel devlet aracıyla güvenliği sağlamak sorun değildir. Diklenenin tepesine, profesyonel, düzenli orduyla binersin iş biter. Devrim, devrimi yapan yığınlar tarafından, doğrudan yönetilmeyecekse, bu yığınlar tarafından savunulmayacaksa, devrimin, tüm bu deneyimlerden sonra böyle bir teorisi yoksa, o, eskiyi tekrar edecek demektir.Arzın çeşitli yerlerinde patlayan, geçen yüzyılın büyük devrimi, tarihi afallattı, insanlığın ufkunu açtı, umudunu güçlendirdi; ardında bir yığın büyük faziletler, dersler ve bir yığın da garabetler bırakarak, yıkılıp gitti. Bu devrimi yapan güçlerin büyük bir bölümü, yıkılıştan sonra, her şeyi, eskisine nazaran çok daha derinlikli bir şekilde verimliliğe indirgeyen, insanı ve insani değerleri araçsallaştıran hesapçı akla, yani küresel kapitalizme savruldu; çok cuzi bir bölümü de, onun günümüze ulaşan gayzı gazabı, yani gedikli savunucuları olarak kaldı. Bu gedikli savunucuların, uluslararası kapitalizmin desteklediği yeni burjuvazinin öncülüğüyle, “sosyalist devletleri” yıkan yığınlara güveni adamakıllı sarsıldı. Bu bakımdan bunlara, profesyonel devletin görevlerinin, halka devredilmesini anlatmak, doğrudan demokrasiyi anlatmak, halkın silahlanmasına dayanan bir devrim güvenliğinden söz etmek, deveye hendek atlatmak kadar zordur. Sömüren ve sömürülen, ezen ve ezilen, yöneten ve yönetilen zeminine dayanan mülk dünyasının insanı, hem devletin küçük bir örneği olan aile kurma, aile yönetme,  hem de devlet kurma, devlet yönetme kültüyle yetişir. Devlet, insandaki egemenlik duygusunun zirvesidir. Tüm toplumun malına el koyan, alabildiğine merkezileşen, toplumun tek tekeli haline gelen, devletli sosyalizmde, devlet, insandaki egemenlik duygusunun çok daha etkili bir zirvesidir. İnsan, egemenlik duygusunu, en etkin bir şekilde, ancak, böylesi bir mekanizma içinde yer alabilirse, gerçekleştirebileceği eğilimi içine girer. Egosu güçlü insanlar için, devletin görevlerini halka devretmek, devleti küçük bir koordine örgütüne indirmek veya tamamen ortadan kaldırmak, asıl inisiyatifi yığın örgütlerine, komünlere, sovyetlere devretmek tehlikelidir. Bunlar, “Devrimi yapmak da, yönetip savunmak da kitlelerin işidir,” ilkesine karşı çıkmazlar. Çünkü, geçen yüzyıl devrimlerinin bu ilkeyi nasıl uyguladıklarını biliyorlar.Her komünist, yeni burjuvaziyi kendi dışında arıyor; bunu yaparken, her komünistin içinde bir yeni burjuvazinin olduğunu aklından bile geçirmiyor. Yeni burjuvaziyi, devrim devleti kavramıyla birlikte düşünüyoruz. İnsanlar, komünist partilerine, mülk ve egemenlik duygularıyla birlikte girerler. Bu duyguları partinin dışında bırakan bir tek insan dahi yoktur. Önemli olan, bu duyguları güçlendiren teoriye ve pratiğe, araçlara, yöntemlere, yaşam ve çalışma tarzlarına, örgütlenme ve mücadele biçimlerine karşı kesintisiz, tavizsiz, kararlı bir mücadele sürdürmektir.Yıkılmayacak hiçbir devrim yoktur. Önemli olan, devrimin ömrünü uzatmak, onu sürekli kılmaktır. Yıkıldığında, aranılan, hararetle yad edilen tarihin bir trajedisi olmuşsa, devrim amacına ulaşmış demektir.