Halk Devriminden Akbaba Devrimine

Evet. Korkulan oldu. Devrim, büyük bir kararlılıkla, can çekişmeye başlayan cesedin üzerine yürüme cesaretini ve gücünü gösteremedi. Ceset canlandı, ayağa kalktı, karşı saldırıya geçti. Batının akbabaları  -bu benzetmeyi akbabalardan özür dileyerek yapıyorum- son yirmi yıldır başlarını ağrıtan cesedi, devrimin yükselişe geçtiği günlerde, gözden çıkardılar ve devrimi kontrol altına alma çabalarını iyice yoğunlaştırdılar. Bu Cesedin fena halde zoruna gitti. Durum değişip, rüzgar ters yönden esmeye, yani ceset canlanıp saldırıya geçmeye başlayınca, Akbabalar telaşa kapıldılar. Cesedin, duruma  hakim olacağından, kendilerinden iyice kopup, Sibirya ayısına yaklaşacağından korktular. Alelacele bir kararla, Bingazi’ye dayanan ve kendilerine de meydan okuyan cesede saldırdılar. Ceset, devrimi yutmak üzereydi. Akbabalar, devrimi “kurtardılar”. Şimdi sıra, devrimi silahlandırıp, cesede son darbeyi vurmak, ve devrimin yeşile çalan güvercin ruhunu yokederek, onu simsiyah bir akbaba devrimine dönüştürmededir.Paragrafa, beylik bir sözle başlayayım: Devrim, kitlelerin işidir. Kitleler, yıkmak için ayaklanırlar. Ya yıkarlar, ya da yıkılırlar. Aklı başında hiçbir devrim, hiçbir devletin –sosyalist bile olsa- doğrudan desteğini istemez; halk devriminin, devlet devrimine dönüşmesini istemez. Devrim, kitlelerin, Tanrıya, yani bir kurtarıcıya inanma kültürlerinden dolayı, devrimin sıkıştığı çetin anlarda, herhangi bir devletin doğrudan müdahalesine eğilim gösterebileceklerini hesaba katmak, onları kendi güçlerine dayanma kültürü ve duygusuyla donatmak zorundadır. Hiçbir devlet, -eğer şanına uygun bir devletse,-  devrimin çıkarını , devrim kadar düşünemez; aksine, onu ‘kurtarmaya giderken, nasıl kendi egemenliği altına alacağının, kendine tabi kılıp yutacağının hesabını yapar. Tarih bunun aksini göstermedi bize. Bırakalım kapitalist emperyalist devletleri, sosyalist Sovyet Devleti bile aynı temel içgüdüyle hareket etti. İkinci Dünya Savaşı yıllarında, faşizme karşı partizan savaşına giren ve savaşın sonlarına doğru giderek ayaklanma belirtileri gösteren Doğu Avrupa halklarına, Sovyet Devleti, Kızıl Orduyu sokarak, doğrudan destek sundu ve onları halk devrimlerinden, devlet devrimleri eksenine kaydırıp, kendine ram etti. Çin ve Yugoslavya, kendi gücüne dayandığı için ram olmadı. Arnavutluk da kendi gücüne dayandı ve ideolojik bağlılığın dışında, ram olmadı. Doğu Avrupa kültürü, ülkemizdeki solu, devrimcileri, komünistleri de etkiledi. Bunların ezici çoğunluğu, Sovyetlerin, Macaristan, Çekoslavakya, Afganistan işgallerini desteklediler. Vietnam’ın, Kamboçya’yı işgalini desteklediler. Bu kukla kültürünü savunanların bir bölümü, geçen yüzyılın sonlarında, Kürt ve Ermeni düşmanlığıyla beslenen, ‘millicilik’e savruldu. Bunlar şimdi, Libya’nın kurtuluşunun “1911 Türk ruhuna” dönüşle mümkün olacağını, Libya’nın Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopuşunu engellemeye çalışan ve bunun için İtalyan emperyalizmine karşı Trablusgarp’ta, Derne’de, vb. savaşan Mustafa Kemal ve Enver Paşaların yolunda yürünmesi gerektiğini ileri sürüyorlar. Mustafa Kemal’in Kocatepe’de bir anlamı var, ama  niyet ve amaç itibariyle Trablugarp’ta yok; ille var diyorsanız, o da Osmanlı devletinin çıkarıdır.Osmanlının 600 yıllık sistemini ayakta tutan tek bir ferman vardı ki o da şuydu: “Cuzi ve küllî her ne hasıl olursa zapta gelmedik nesne koymayasuz.” İşte benim devlet diye yırtındığım, feveran ettiğim şey budur. Tanrı, devlet ve şef. En kabadayı komünistimiz bile, bu üç illetin etkisinden kendisini azat edemiyor. Ne dersem diyeyim, ben de, şu veya bu derecede bu etkinin alanı içindeyim. Şartlar nasıl da iğfal ediyor bizi. Toprağı bol olsun, Yahya amcam, can diliyle konuşan, insana iç gözünden, kendi bedeninden bakan, bektaşi ruhlu bir adamdı; “Zekat verecem, ortada adam yok, hepsi sahtekâr,” derdi.   Her neyse, ben kendi namıma, Libya’daki halk devrimini savunmaya devam edeceğim. Batının saldırısına ve yağmacı emellerine karşı, devrimin kendi gücüne dayanmasını, Şeyh Ahmet Sunisi’lerin, Ömer Muhtar’ların direnme geleneğini hatırlamasını, onlardan güç almasını savunmaya devam edeceğim.