Bürokratik Otokrasiden Doğrudan Demokrasiye

Zıtların birliği ve mücadelesi. Varlığın sırrı. Kıpırdanışın, alt üst oluşun, parçalanışın, değişimin, devrimin nedeni. Artı ve eksi, ışık ve karanlık, yaşam ve ölüm, özgürlük ve baskı, ileri ve geri. Birbirlerini içlerinde taşıyan, birbirlerine dönüşen, mücadele ve birlik halinde bulunan, tekerrür etmeyen iki zıt uç. Her şey, sonsuza kadar bölünebilirlik gerçeğine tabi olduğuna göre, “her şey çelişmeli bir birlikten ibarettir,” tesbiti veya diyalektik maddeciliğe dair tüm söylemlerimiz, basit, yüzeysel ve aciz söylemler olarak kalacaktır. İster soyut, isterse somut olsun, varlığı çelişkiden soyutlayamayız. İki zıt uçtan her bir uç da kendi başına çelişmeli bir birliktir. İşçi sınıfı ve burjuvazi, çelişmeli bir birliktir. Biri olmadan diğeri olmaz. Bu iki zıt uçtan burjuvazi çelişmeli bir birlik olduğu gibi işçi sınıfı da çelişmeli bir birliktir. Bütün çelişkiler doğası itibariyle antagonisttirler; yani uzlaşmaz karektere sahiptirler. Uzlaşırlık, şartların yarattığı arizi, geçici, bir durumdur.Demokrasi ve diktatörlük. Birisi özgürlüğü, serbestliği çağrıştırıyor, diğeri ise baskıyı ve zorunluluğu. Her iki ögeyi de tek tek incelemeye başladığımızda, her ikisinin de birbirlerini içerdiklerini, yani özgürlük ve baskıdan oluştuklarını, zıtların birliği ve mücadelesinden ibaret olduklarını görürüz. Uçlardan hangisi, özgürlük mü yoksa baskı mı asıl veya egemen yöndür? Ögenin asıl niteliğini, biçimini ve özünü işte bu soruya verilen cevap belirler.İster işçi, isterse halk demokrasilerinde olsun, özgürlük asıl, baskı ise ikincil yöndür. Bu demokrasilerin biçimini ve özünü esas olarak belirleyen özgürlüktür. Bu demokrasilerde, baskıyı öne çıkarmak, bunları sunturlu birer baskı sistemlerine dönüştürmek, bunu da proletarya diktatörlüğü veya halkın demokratik diktatörlüğü olarak kavramak, geçmişte yaygın bir eğilim olarak ortaya çıktı. Bu anlayış, geçen yüz yılın sosyalist devrimlerinde etkin oldu. Sanayinin ve demokrasi geleneğinin nisbeten zayıf olduğu ülkelerde ortaya çıkan bu devrimler, güçlü merkezi baskı cihazlarıyla, disiplini ve pramiti sağlam militer-bürokratik devletlerle ortaya çıktı ve tüm toplumsal zenginliği devlet mülkiyetine dönüştürerek, devlet kapitalizmini ilk kez, derinlemesine ve modern bir biçimde, tarih sahnesine çıkardı. Bir dünya sistemi olarak, tarih sahnesine çıkan bu modern devlet kapitalizmi, gerek sermayenin kendini yeniden üretmesi ve dünya çapında dolaşıma sokması, gerekse demokrasi noktasında, tarihin kendisinden beklediği yeteneği gösteremedi; asıl dünya sistemiyle, yani klasik özel mülk kapitalizmiyle, dünya çapında girdiği rekabeti kaybederek çöktü.Trajedi, bunların yıkılışlarında değil, bugünkü komünistlerin bu enkaz kalıntıları arasında dolaşırken mırıldandıkları ağıtlarda kendini gösteriyor. Komünist hareket, asıl teorik gücünü, demokrasi ve mücadele deneyiminin güçlü olduğu yerlerden devşirecek. Yokluğun ve yoksulluğun dayanılmaz bir hal aldığı, sınıflar arasındaki uçurumun derin, mücadele mirasının zengin ama demokrasi mirasının zayıf olduğu olduğu ülkelerde devrim, güçlü bir merkezi otoriteyle çıkıyor tarih sahnesine. Zayıf bir ekonomik temele ve eğitimsiz yığınlara dayanmak zorunda kaldığı için merkezi devletin görevlerini halka devretmekten, yani doğrudan demokrasinin bir sistem olarak ortaya çıkmasından korkuyor. Devrimin halka ve en geniş demokrasiye değil, merkeze ve bürokratik otokrasiye kaymasının asıl sebepleri üzerinde düşünürken, devraldığımız teorik ve pratik mirası esaslı bir şekilde -onun ayakta kalan, yaşayan yanlarından kopmadan- tahlil etmek zorundayız.Bilimsel ve teknolojik atılımlar, özellikle de iletişim teknolojisindeki ilerlemeler, sadece üç maymun oyununu geliştirmekle kalmadı, aynı zamanda onun zıttı olan bir başka eğilimi, tartışma, itiraz etme, bağlantı kurma, sınırları aşma, dünyayla ilgilenme, görüntüleme eğilimini de güçlendirdi. Bu durum doğal olarak demokrasi bilincinin gelişmesine de yol açtı. Yeryüzü, kanallar, tartışmalar, yazışmalar, görüntüler ağının içinde, başdöndürücü bir internet ekranına dönüştü. Artık her şey, üç boyuta dönüşmekte olan bu ekranda, milyarlarca gözün, vicdanın ve eleştirel aklın önünde cereyan edecektir. Bireyin şumüllü, derin özgürlük duygusunu, yığınların kollektif yaratıcılığını, doğrudan demokrasi iştiyakını, insanın doğalaşma, doğanın ise insanileşme eğilimini, teorinin ve pratiğin ruhuna taşımayan, kendisini her alanda, köklü bir şekilde yenilemeyen hiçbir hareket, bu ekran tarafından ciddiye alınmayacaktır.Yeryüzünde kendisine karşı eleştirel davranan ve kendisini bir devrimle yenilemeyi düşünen tek bir din bulamazsınız. Bir teorinin din olup olmadığını veya dinle mesafesini anlamak için onun yenilenme yeteneğine ya da kendisine yönelttiği eleştirinin çapına bakacaksın.