68 ÖNDERLERİ

68 hareketine önderlik eden, ve daha sonra da 12 MART cuntasıyla çatışan illegal devrimci örgüt liderlerinin, mücadele hayatlarının bir TV dizisi halinde yayınlanması, tüm eksikliklerine ve hatalarına rağmen, onların yaşamlarının geniş yığınlara anlatılması açısından iyi olmuştur. Ortada,Deniz'in ve Mahir'in kemalist gösterilmeye, her ikisinin de  yurtsever bir çizgide hapsedilmeye çalışıldığı, İbrahim KAYPAKKAYA'nın ise yok sayıldığı şeklinde eleştiriler dolaşıyor. Dizinin tümünü izlemediğim için bir şey diyemiyorum.    Ancak şunu söyleyebilirim,Deniz'le Mahir elbette ki yurtsever insanlardı. Kurtuluş savaşına önderlik eden kemalistleri, anti emperyalist, asker, sivil, aydın güçler olarak görüyor, bu güçleri Türkiye devriminin en yakın müttefikleri şeklinde değerlendiriyorlardı. Bu noktadan hareketle, onları kemalist olarak nitelemek, onların ideolojik hattını yurtseverlikle sınırlamak yanlıştır. Gerek Deniz'in gerekse Mahir'in görüşlerinde ve ideallerinde sosyalizm ve komünizm ateşi vardı. Hatta Mahir Büyük Proleter Kültür Devriminden etkilenmiş, sosyalizmi bir sınıf mücadeleleri süreci olarak kavramıştı. Onların yıllarca kendi aralarında sosyalizmi tartıştıklarını ve bu davaya samimi gönül bağladıklarını biliyoruz. Her ikisi de mülk dünyasına karşı derin bir tiksinti ve red iklimi içindeydi. Bu sadece onların teorilerinde değil, pratiklerinde de kendini gösteriyordu.    Onlar, Kemalin kurduğu devlet ve cumhuriyetle çatıştılar. Amaçları bu yapının yerine ilkin demokratik bir halk cumhuriyeti ve onu da aşarak sosyalizmi kurmaktı. Onların çıplak gerçeği budur. Bu gerçeği tepeleyip, onları sistemin bir parçasıymış gibi göstermek doğru değildir.   Dizide ibo'ya yer verilmemesinin nedenini anlıyorum.İbo'nun teorik duruşu onlardan belli noktalarda ayrılıyordu. Bunlar da devlet için oldukça hassas noktalardı.İbo kurtuluş savaşına önderlik eden sınıfların türk olmayan azınlık burjuvazisinin mallarıyla palazlanan, batı yanlısı büyük türk burjuvazisi olduğunu savunuyor ve bunların kurduğu iktidara karşı işçi sınıfının önderliğinde bir savaş stratejisi tezini getiriyordu.Bu burjuvazinin anti emperyalist değil, aksine işbirlikçi bir burjuvazi olduğunu, işçi sınıfına, komünistlere, sendikalara, kürt ulusuna, daha önce ermenilere burjuva muhalefetine baskı, sindirme ve kırım politikası izlediğini savunuyordu.    İbo bununla kalmıyor, cumhuriyet döneminde varlık göstermeye çalışan komünist partisini köklü bir şekilde eleştiriyordu. Tabi devlet için ibo'yu oldukça tehlikeli kılan bir başka nokta daha vardı. İbo, ülkedeki milli sorunu başlı başına ele alıyor, çok yönlü bir şekilde tahlil ediyor, ondan proğramatik sonuçlar çıkarıyordu. İbo'ya göre ortada bir milli sorun vardı. Bu milli sorunun alanı sadece kürt halkı değil, ezenleri ve ezilenleriyle birlikte bir bütün olarak kürt ulusuydu. Onların kendi kaderlerini tayin hakkı, yani isterlerse ayrılıp bağımsız bir devlet kurma hakkı doğal haklarıydı. Devrim de dahil hiç bir güç onların bu haklarını kullanmalarına engel olma hakkına sahip değildi. İbo bu noktadan hareketle, gerek osmanlı, gerekse cumhuriyet döneminde, egemen ulusun milli zulüm politikasına yönelen tüm kürt isyanlarının demokratik bir muhtevaya sahip olduklarını ve desteklenmesi gerektiğini savunuyordu.İbo'nun sisteme karşı çıkışı kendi döneminin en derinlikli en köklü çıkışıydı. Bu çıkış, dönemin MİT uzmanlarınca kavranmış ve onların raporlarına da yansımıştır. O raporlarda, İbo'nun görüşleri, 68 ile 72 yılları arasında ortaya çıkan devrimci görüşler içinde en tehlikeli görüş olarak değerlendiriliyordu.   Türkiye'de 1968 hareketi ele alınırken İbo'nun yok sayılmasının temel nedeni yukarda bir kısmını belirttiğimiz onun görüşleridir. Bu bakımdan İbo'nun hayatının sistem medyasında yer almaması anlaşılır bir şeydir. Buna rağmen son onbeş yıl içinde gerek Nazım'ın, gerekse Deniz'lerin Mahir'lerin yaşamlarının medya tarafından ele alınarak anlatılması, onların halk tarafından tanınması açısından yararlıdır. Bazı alevi TV.lerinin İbo'nun (görüşlerine yer vermemelerine rağmen) yaşamına ilişkin bazı kanuşmalara yer vermeleri de oldukça yararlıdır. Komünistler kendi medyalarını kurmak ve kendi tarihlerini, tüm teorik ve pratik boyutlarıyla halka anlatmakla yükümlüdürler. Bu, günün ve geleceğin tartışılması, berraklaştırılması ve giderek halkın örgütlü, zinde bir güce dönüştürülmesi açısından da son derece önemlidir.   Komünist bir önderlerin kişiliklerini,iç dünyalarını, düşüncelerini, yaşam tarzlarını tüm boyutlarıyla açığa çıkarıp halka sunmak kadar aydınlatıcı ve öğretici birşey olamaz. Onları esaslı bir şekilde tanımadan, kavramadan aşamayız.Bu, teorinin yenilenmesi açısında da önemlidir.