İBO

Normal değil de anormal, küçük değil de büyük bir iş yapmak eğilimi 68 kuşağında güçlüydü. Devrilmeyecek hiçbir şey yoktu, yeter ki haksız bir konumda olsun. Özgürlük bir hayal değildi. Dünyanın koyu karanlığına yüklenmek gerekiyordu. Yüklenince özgürlük iklimi doğar ve bizi içine çeker, değiştirir, onu derinleştirecek insanlar haline getirirdi.Ibo, bir 68'li olarak, oldukça iyimser, umutlu ve programlı bir insandı. O'nun devrimciliğinin üç temel dönemi vardı.Birinci dönem, parlamentarist, reformist olduğu dönemdir. TİP'in etkisi altındadır. Sosyalizm, emekçi halkın oylarıyla sandıktan çıkıp iktidara oturacaktır. 65-66-67 dönemidir bu. Oyla iktidara oturan sosyalizm, toprakları, fabrikaları, bankaları, sigorta şirketlerini devlet mülkiyeti haline getirecek, ülkeyi NATO'dan çıkaracak, üslerden arındıracaktı. Ibo'nun Atatürk'e ve Atatürk Cumhuriyeti'ne sempatiyle baktığı, onu savunduğu bir dönemdir bu aynı zamanda.İkinci dönem, parlamentarizm ve TİP'ten koptuğu dönemdir. Yani 68-69-70 dönemidir bu. Sosyalizme nemen geçilemez. Toprak sorununun çözülmesi, ülkenin bağımsızlaşması gerekmektedir. İktidarı ele geçirme aracı değişmiştir. Sandık yerini zor öğesine terketmiştir.  Ibo artık bulunduğu her yerde Demokratik Devrim programının ateşli bir savunucusu ve uygulayıcısıdır. Ülke tarihine bakışı net değildir hala. Eski TKP'nin, Kıvılcımlının, Mihri'nin etkilerinden sıyrılmış değildir. İktidarı ele geçirme aracında nettir ama yöntemi konusunda henüz net değildir. Ekim devrimi yöntemine daha yakındır. Çin Devrimi yöntemine karşı değildir. Yoğun bir okuma, araştırma sürecini yaşamaktadır.Üçüncü dönem, kendi görüşlerini oluşturmaya başladığı dönemdir. Dünyaya, demokratik devrime, sosyalizme ve Türkiye tarihine bakışı değişmiştir. Mao'nun ve Büyük Proleter Kültür Devrimi'nin güçlü etkisi altındadır. Devrimin Çin'de izlediği yolun Türkiye için de aynen geçerli olduğunu savunmaktadır. Ibo'nun en ateşli, en çalışkan olduğu dönemdir bu (1971-72-73).Her dönemi ele almaya kalkışsam üç kalın kitap çıkar ortaya. Gözüm yemiyor. Kaldı ki romanla anlatılabilecek bir durum değildir. Anı-inceleme stilini uygulamak gerekiyor. Belgesel yazımlar kalıba sokuyor, sıkıyor beni.Genç olmasından kaynaklanan hataları vardı tabi. Güçlü bir sınıf mücadelesi tarihine ve zengin bir komünist mirasa da sahip değildik. M. Suphi'yi savunuyorduk ama temeli Türkiye gerçeğine oturan bir teorisi yoktu Suphi'nin. Bundan dolayıdır ki sübjektif ve dogmatik hatalara düştü zaman zaman. Ama Türkiye gerçekliğine ciddiyetle yöneldi. Ülkenin sosyo-ekonomik yapısını, hatta bazı bölgeleri, sağlam bir mantık yapısı ve doğru bir yöntemle irdeledi. Perspektif açan bir tahlille ulusal soruna ve cumhuriyet dönemine ışık tuttu. Kemal'in reformlarını, ileri adımlarını görmezlikten gelmesine rağmen işin esasını doğru tespit etti. Yazılarının çoğu, kendisinin bizzat katıldığı tartışmaların ürünüdür.Alman şairi Herder, "Ulusunun kişiliğini ortaya çıkarmayan, gerçek büyüklüğe ulaşamaz" der. İbo'nun kısa ömrüne sığmayacak kadar anlamlı olan çabası ulusunu oluşturan çeşitli sınıf ve kategorilerin gerçek kişiliklerini, oynadıkları rolleri ortaya çıkarma ve yaşamı derinlemesine değiştirme çabasıydı. Ömrünü bu çabanın sonuçlanmasına adamıştı.İbo iddialıydı ve büyük düşünüyordu. Ama alçakgönüllü bir insandı. Liderlik psikozu ve gururu son derece zayıftı Onda. Lider, lider olduğunu belli etmeyi sever. Herşeyi bilen havalardadır. Eleştiriye karşı tahammülsüzdür. Kararının aksine çıkan bir kararı tanımaz kolay kolay. Poh poh-çuları, dalkavukları, disiplinli memurları, sorgulamadan düşünenleri sever. İbo, klasik, alışılmış şef tipine ters bir tipti. Düşünce dünyasında tabuları, dogmaları olan bir insandı. Ama gerçek yaşamda tabu ve dogmalara metelik veren bir insan değildi. Yaşamın dokunulmazlığı, yasak alanı yoktu.Ona göre, iktidar mücadelesinde güçlüklerin sonu gelmezdi. Bıkmadan usanmadan bu güçlüklere, açmazlara, problemlere, engellere yüklenmek gerekiyordu. Güçlükler mi seni yenecekti, sen mi güçlükleri? Gevşeklikten, ihmalden, sorumsuz davranışlardan kaynaklanan hatalar karşısında amansızdı. Hata işleyebilir, yenilebilirsin ama bir şartla, üzerine düşen görevleri layıkıyla yerine getiriyor musun? Ibo'ya göre devrim için gerekli ve sağlam insan, öncelikle yoktan varetmeyi yaşam felsefesi haline getiren insandı. Devrim, hazır güçlerle gerçekleştirilen bir iş değildi. Yoktan vara, küçükten büyüğe, basitten karmaşığa doğru yaratılan güçlerin topyekün, uzun vadeli, birleşik bir eylemiydi.Kendi özüyle didişen, ateşli bir ruha sahipti İbo. Arayışı, sorgulamayı ve polemiği seviyordu. Dergiler ve kitaplarla birlikte geziyordu. Avuçlarının içi ve alnı sanırım çok terliyordu. Hızlı yürüyen bir adam değildi. Güleçti ve düzgün bembeyaz dişleri vardı. Boydan kaybediyordu ama yakışıklıydı. Her yıl seçilen bir Türkiye güzeli vardı. Birgün elimizde gazeteyle bankta otururken, kadının resmini göstererek, "İbo," dedim, "Şu Türkiye güzeli bir bakışta sana aşık olsa ve uygun bir zamanda ve mekanda gelip aşkını ilan etse ne yaparsın?" Başı taçlı, göğsü şeritli güzellik kraliçesine bakarak gülümsedi. "Duygularınıza teşekkür ederim, derim," dedi. "Ben devrim güzellerine aşığım." Sonra yönünü iyice bana döndü, "Peki benim yerimde sen olsan ne dersin?" diye sordu."Ben hemen reddetmem," dedim. "Heyecanlanırım ve düşünürüm."Katıla katıla güldü. "Ben senin fizik dersini sevmediğini biliyordum ama, insan fiziği karşısında bu denli titrek ve heyecanlı olduğunu tahmin edemezdim. Belki de hemen kabullenirdin, değil mi" dedi."Kabullenirdim kabullenmesine de," dedim, "yoldaşların eleştirel baskısından korktuğum için, ihtiyatı elden bırakmazdım."İbo'nun o günkü tatlı gülüşleri, O'nu her anımsadığımda, gelir yoklar beni.Devrime hesapsız bir inanç ve inatia adanmış bir ömür. Grev çadırlarında, yürüyüşlerde, dergi bürolarında, dağlarda, zindanlarda, değişim ateşini hayatın katı gerçekliğine dayayan bir ömür. Devrime katılan iki tür devrimci vardır. Birinci tür devrimci, ezilen sömürülen yığınların acılarını, kurtuluş arzularını derinden duyumsayarak herşeyini onların kurtuluş davasına adayandır. İkinci tür devrimci, kendi ezilmişliğini esas alan, kendisinin konu olduğu bir yaşam sürecinde birikmiş problemlerini, öfkelerini, kinlerini yıkma aracına dönüştürendir. İbo, birinci tür devrimcilerin nabzıdır.Değişime, değişimin yasaları karşısında, hiçbir kutsal gücün, kuralın, geleneğin, prensibin tutunamayacağına inanan bir insandı. Şu anda yaşadığımız dünyanın İbo'la-ra, Ibo'nun yaşadığı dönemden daha çok ihtiyacı vardır. Açlıktan bakışları büyüyen miniminnacık sokak çocuğunun, delinen atmosferin, kayıplarını arayan anaların, grizu kurbanlarının ruhuna sorun İbo'yu.  En iyi kavratıcı, en iyi anlatıcı odur.