BARBARLIK VE UYGARLIK

Kars, çok kültürlü bir kenttir. Eski Ermeni uygarlığının önemli merkezlerinden birisidir. Bu güçlü Ermeni uygarlığının dokusunda Süryani, İran, Kürt, Arap, Bizans, Türk ve benzeri uygarlıklann renklerini görebiliriz. Kars sözcüğü, Türk milliyetçilerinin iddia ettikleri gibi Karsak Türklerinden kaynaklanmıyor. Kars adının, kentin Gürcistan Ermenistan sınırında olmasından dolayı, 'karis-kalaki' yani kapı kenti olarak adlandınldığı iddiasına daha yakın olduğunu sanıyorum. Ulusların, coğrafyaların kimliğini ve kökeninin tek bir sözcüğe dayanarak "aydınlığa çıkaran" milliyetçilerin sayısı öylesine artmış bulunuyor ki, bunların kopardığı ve kaldırdığı toz bulutundan her dürüst kulak kendi gözüne ve ağzına inanamaz hale geldi. Ulusal bencillikler ve ön yargılar yeryüzüne inen ışığı kemirip duruyor. Kars deyince akla ilkin kale ile Ani harabeleri gelir. Ermeni mimar ve usta-lannca yüzyıllar önce inşa edilen kale görkemlidir. Kara bazalt kayalardan yapılan, içkale ve dışkale olmak üzere iki bölüme aynlan bu güzel yapı, 220 burç ve kuleleriyle kentin atmosferine egemendir. "Yurdun kalkanıdır Kars'ın kalesi," palavralarıyla geçti çocukluğum. Kale, tarih boyunca sık sık tahrip edildi. M.Ö. 665 yılında îskitlerin eline geçti Kars. Yaşamlan at sırtında geçen, savaşlarda hep vur-kaç taktiği uygulayan, dine pek bağlı olmayan, Hipokrates'e göre de cinsel bakımdan iktidarsız olan İskitler, kalenin ırzına geçmiş olabilirler mi? Herodot, bronz miğfer ve kızıl keçeyle süslü zincirli zırhlar giyen îskitlerin, öldürdükleri düşmanın kafatasını kadeh haline getirerek kemerlerine astıklarını, yemin törenlerinde bu kafataslanyla kan ve su karışımı bir içki içtiklerini anlatır. Emenilerin, Selçuklu zamanında kaleyi esaslı bir şekilde tamir ettiklerini biliyoruz. Ve de 1386'da Timurleng'in Kars Kalesi'ni esaslı bir şekilde tahrip ettiğini biliyoruz. Topal zaten girdiği yeri cin çarpmışa çeviriyordu. Her gerçek barbar, düşmanın geçmişine ve geleceğine, köklü bir tarzda, aynı anda saldırır. Çaldıran savaşından dönen Yavuz da aynı şeyi yaptı Kars'a. Onu Şah Abbas'ın yıkımı (1604) ile Rus Generali Paskeviç'in (1828) ayrılınca gerçekleştirdiği yıkım izledi. Tarih Ermeniler'e, her yıkımdan sonra Kars'ı yeniden inşa görevi vermiştir. Bu yıkımları en iyi kimler anlatır? Kaleiçi mahallesinde kubbesi koni biçiminde bir Ermeni kilisesi var. Bir Ermeni Sülalesi olan Bagratlılar zamanında yapılan (930-937) ve 12 Havari'ye adanan bir "kümbet". Osmanlının 1579'da camiye (Kethüda Camii) çevirdiği bu kiliseye girin; başınızı kaldırıp kubbe kasnağında-ki pencere kemerleri arasında bulunan 12 Havari'ye bakın. Bu oniki taş kabartma dile gelir, Kars'ın bitmez tükenmez yıkılış ve inşa serüvenini anlatmaya başlar sizlere tek tek. Acılı ve renkli bir sesle. 3. Murat'ın Ermenilere yaptırttığı Paşa Sarayı'na ya da Kars çayının iki yakasını birleştiren üç gözlü Taşköprü'ye de sorabilirsiniz aynı soruyu. Sorulara susamış bir kenttir Kars. Kars'ın 50 km doğusunda Ani uygarlığı yükselir. Antik ve ortaçağ ticaret yollarının kesiştiği bir yerde, geniş zeminli Arpaçay vadisine inen, savunmaya elverişli dar bir geçitte kurulmuştur. Ani'yi asıl inşa edenler, Ermeni Kamsara-kanlarla, onu başkentleri haline getiren (X. yy) Bagrati'lerdir. Tarihte en çok yıkılan ve yapılan kentlerden birisidir Ani. Amerika'nın tropikal bölgelerinde yaşayan zararsız, güzel sesli Ani kuşu kadar masum olmasının bu yıkımda payı vardır sanırım. Barbarın saldırı cüretini ancak bir başka barbar kırabilir. Ye-diyüzlü yıllarda Arap saldırılarına uğradı. 1045'de Bizans yıkımını yaşadı. Ama Alp Arslan'ın 1064'deki yıkımı çok daha şiddetli oldu. Alp Arslan, ortaçağın bu görkemli kale kentini yıktıktan sonra müslüman Şeddadilere bağışladı. Ermeniler kenti yeniden inşa ettiler. 1124'de kenti Gürcüler işgal etti. 1239'da Moğol dalgasının gücüyle yıkıldı. Kent, Ermeni halkının elleri üzerinde yeniden yükseldi. Bundan yüz yıl sonra (1319), dehşetli bir depremle, yeniden kurulamayacak bir şekilde yerle bir oldu. Bir damla kandan bir ordunun doğduğu, yokolan koca bir orduya ve kente bir damla gözyaşının çok görüldüğü barbarlık çağlarından sözediyoruz, a-ma en büyük barbarlık, emperyalizm çağında yaşandı ve yaşanıyor. İki dev savaşla insan ve doğa tahrip edildi. Üç milyon Ermeni, en az üç bin yıldır yasadıkları topraklar üzerinde bir varmış bir yokmuş oldu. Kırım ve sürgünü gerçekleştirenler hata kabul etmiyorlar. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, kırım ve sürgün harabelerine yuvalanan kuşlardan başka hiç kimse duymuyor harabelerin iniltisini. Geçmişteki günahlarıyla hesaplaşmayan, geleceği kuramaz. Vicdanlar gayet rahattır. Düzelme, ülke insanlarının derin bir vicdan krizine girmeleriyle başlayacak. Çağımızın insanı hala barbardır. Hepimizin elleri kanlıdır. Kan, bazı ellerde az, bazılarında ise çoktur. Bir de niyeti ve vicdanı kanlı olanlar vardır. Uygarlıkla barbarlık ikiz kardeştir. Uygarlık kanla besleniyor. Büyüdükçe daha büyük kana gereksinim duyuyor. Tarihte yirminci yüz yıl uygarlığından daha büyük bir uygarlık var mıdır? Tarih, yaşadığımız yüz yılın döktüğü kan karşısında afallamış, dehşete düşmüştür. Nereye gidiyoruz peki? Büyük günahları büyük savaşlarla ortadan kaldıracak olan bir büyük kurtuluşa doğru gidiyoruz. Maalesef bedel yine ağır olacak. Herkesi kendi gölgesine sığındıran, kan sesine karşı kulakları sağırlaştıran uğursuz büyü bozulacak. Ani yıkıntılarından yepyeni, barbarlığı aşmış, olgunlaşmış uygarlıklar doğacak. Ellerimizdeki kanın verdiği mesaj budur.