KAHRAMANLAR VE KAHRAMANLIK ARENASI

Tohum'daki kahramanların bazılarıyla Avrupa'da karşılaştım. Gorcanlı Gavur İsmail ile Paris'te yüz yüze geldik. Bir kahve köşesinde oturduk. Yeni gelmişti. Şen bir iklim içindeydi. Basra hurması gibi ışıldıyordu dişleri. Bir yığın çocuğunun olduğunu söyledi, ülkedeki siyasal renklerden ve ışıltılardan söz etti. Sigarasını, otuz yıldır Paris'te yaşıyormuş gibi tüttürüyordu. Fena halde firariydi. Ama bakışlarında, dağ keçilerinin o bilinen ince ürkekliğinden eser kalmamıştı. Külfetinin müşkül durumunu vurguladı birkaç kez. Türklerin ve de Kürtlerin çalıştırdığı konfeksiyon atölyelerinde iş bulunup bulunamayacağını sordu. Kulak asma dedim. Cin Niyazi'yle çok güzel bir kentte karşılaştım. 72'den bu yana açığa çıkmadiğini söyledi. Romanı yazarken, "Sakın soyadımı yazma, açığa çıkanm", diye uyardı beni'. 72'den bu yana çıkan afları pek dikkate almıyordu. Mazgirt'ten köyleri, adamları sordu. Morali gayet iyiydi, değişmişe ve de dönüşmüşe pek benzemiyordu. Gökyüzünü gözbebeklerine yerleştirmiş, demirini almış, bilinmezliklere açılmış gibi bir hali vardı, Kara Ali'ye (Küçük Ali) bir fotoğrafta rastladım. Avrupa'da, benim resim sergimin açılışında çekilen bir büyük fotoğrafta rastladım O'na. Bakışlarına dikkat ettim. "Yapacak başka bir işin yok muydu senin? Her işi hallettin de bu mu kaldı?" der gibiydi. Halk ruhunu kavramış, iyi gülen ve anlatımı, sohbeti mizahla yüklü bir adamdır Kara Ali. Diğer Ali'yi (Büyük Ali) bir gecede, siyasal bir gecede, karşılaştık. Bir yığın soru sordu, bir yığın şey anlattı. Kulağım Nihat Behram'la, Emekçi'nin çenesine de biraz takıldığı İçin hiçbir şey anlayamadım. Birisini dinlerken, hayal kurma alışkanlığından dolayı, bazen pek az şey giriyor kafama. İbram Halil'i kaldığım eve davet ettim. îik sözü, "Evlenmişsin, iyi çok iyi." oldu. Küçük olan gözleri, daha da küçülmüş, burnu ise Karakocan havuçları gibi büyümüştü. İrfan Çelik'ten söz etti sanırım. Çatişmalı durumlardan, yenilerin eskileri pek takmadığından söz etti. Birkaç bardak çay içti. Önüne koyduğum yiyecekleri, yavaş ve kibarca yuttu. Suratından, özellikle de burnundan, iyimserlik ve plansızlık dökülüyordu. Durgun düzeyli, alttan akan bir ırmak gibiydi. Hayretün'e üç bin kişilik bir gecede rastladım. Eskiden olduğu gibi zamansız, amaçsız ve endamsız bir tarzda gülüyordu yine. Ayıp olmasın diye ben de güldüm biraz. Haddinden fazla cesur bir adamdı. Yalansız ve saftı yine. Boynu armut sapı gibi incelmişti. Klasik sorumu; "Nerde çalışıyorsun, kaç çocuğun var."ı ona da sordum. Cevabını anımsamıyorum. Dünyanın, "hakkımı helal ediyorum sana", dediği bir insandı.Süleyman Yeşil'i anlatmama gerek yok. Benden önce ölürse -ki sanmıyorum, Zazalar fazla yaşıyor- hakkında iyi bir makale yazarım. Baki İşçi'yi göremedim.Büyük çoğunluğunu göremedim, bir daha, Tohum kahramanlarının.Diğer Tohum kahramanlarını, 72'den bu yana göremedim. Emine'yi görmek isterdim. Ben Mamak cezaevindeyken, Emine'nin Elbistan'da olduğunu duymuştum. Kardeşi Hacı'yı Almanya'da aradım, bulamadım. Krefeld'de taksicilik yaptığını söylemişlerdi bana. Birçok İnsan, Tohum'un ikinci cildini yazmamı Öneriyor bana. İkinci cildini aslında yazdım. Yani okuduğunuz kitaptır. Tohum'un birinci cildini yazmam gerekiyor. Ters bir iş. Yani 67 ile 12 Mart Askeri Darbesi arasını yazmam gerekiyor. Toprak işgalleri, anti-emperyalist gösteriler, grevler, boykotlar, 15-16 Haziran ve darbe... Filizlenip serpildiğimiz dönem. Deniz'i, Mahiri, İbo'yu biçimlendiren rahim. Ha deyince oturup yazamıyorsun. Bir öncekine benzemiyen, taze bir estetik potansiyelle dolmak, oturup öyle yazmak gerekiyor. Bıldırcın yumurtası gibi birbirine benzeyen romanlar yazmamak gerekiyor. Konulan değişik ikiz kardeşler. Biri diğerini aşan romanlar yazmak, haylice zor bir iştir. En güzeli, bu zorluğun üzerine gitmektir.Okuduğu şeyi okura yaşatmak. Okurun boyutların zorlamak, derinliğine güçlü bir kazma vurmak. İyi roman, ayakta ölen asırlık ağaçların gövdelerini yeşertir, çiçek abidesi haline getirir onları. Renklerini şimşek alazından alacaksın. Seçmeciliğe, katı ahlak kurallarına karşıdır iyi roman. İnsana ait olan her türden davranışın kahramanlık arenasıdır roman. Aksi takdirde yaşamı etkin bir tarzda estetize edemez, değiştiremezsin.Kuru olay anlatımıyla yetinemezsin. Doğa ve karakter tasvirleriyle de kurtaramazsın kendini. Tanıklıkla geçiştiremezsin durumu. İnsanı düşünmeye ve değiştirmeye yönelten cümle iplikieriyle, ilmik ilmik dokumak zorundasın romanı. Açıkçası yapamıyorum bunu, yapmakta zorlanıyorum. "YAPACAĞIM" sözcüğünü telafuz etmek, harf harf hecelemek önemlidir. "YAPACAĞIM" sözcüğünün, başım -gözüm üzerinde yeri vardır. "Geçmiş'Ier kervanına katılsam bile okurumu sarsacağım, geleceğin bağrında yankılanacak sesim", diye mırıldanan, çok güzel romanlar var edebiyatımızda. Yararlanabileceğimiz zengin bir mirasımız var, İnkarcılığın lüzumu yoktur. Şişirme kötüdür. Her sayfada yeni bir şey söylemek gerekiyor. Başlı başma bir roman olarak görmek, ciddiye almak gerekiyor her sayfayı. Ciddiye alınmamış sayfaların toplamından ciddi bir roman çıkar mı? Sistem, okuyucuya "okuma" diyor. Romanın, daha ilk sayfasında, "beni okuma!" diye bağırmaması gerekiyor okuyucuya, Yanda bıraktığım romanlara üzülüyorum. Ama ne yapayım, zulüm görmüş, apandisitimi patlatmış bir adamım. Dayanamıyorum, birbirini izleyen sayfaların zulmüne. Başkalarına sayfa sayfa zulmeden bir yazar olmaktan da korkuyorum doğrusu.