GEDİK

Uyandığımda iki acı haberle karşılaştım. İlki, Tohum romanımda anlattığım Gedik'in vefatıydı. Diğeri ise Fransa'da patlayan kamyon ve ölen seksen kişi... Hangisini yazsam diye bir soru sordum kendime. Fransa'yı bütün dünya konuşacaktı. Fransa zengindi. Afrika'nın, Asya'nın yoksul ülkelerine bol bol silah satan, yükünü tutan; Vietnam'da, Cezayir'de, Libya'da gücünü gösteren, havada gördüğü kuşu anında yutan bir ülkeydi. Esat'ı devirme çabalarına katılmış, 'Ortadoğu'da ben de varım,' demişti. Girişken ve inisiyatif sahibiydi. Şiirler ve destanlar hep ona dairdi. Fransa'yı tüm dünya kanalları döne döne anlatırdı. En iyisi ben, Karakoçan'ın Karasakal köyünde, vefat eden ve zamanın behrinde Ali Haydar Yıldız'a ve bana destek olan, yol gösteren, yoksul ve hoş sohbet Gedik'i anlatayım, dedim. Gerçeğin berceste gülümseyişi ve gücü, ayrıntıda gizlidir.Yattığı yer, ışık ve sohbet bereketiyle dolsun, uzaya dağılsın.