Merhaba Nalan,

Ne zaman geleceksin? Sıcaklar bastırdı, sokaklar, soyunan kıyafetlerin rengarenk bir karnavalına dönüştü. Fırçanın virtiözü dediğin o rüküş kadın da geldi. Tuvallerini hazırladı, malzemelerini yaydı, bilincin ve duygunun aşüfte renkleriyle sevişmeye başladı. Hiçbir şeyi gizlemiyor. Oldukça harbi ve çılgın. Anasıyla bir beden olma arzusu gerçekleşememiş ve bu durum, başkalarına karşı isyana dönüşmüş. Resmini de etkilemiş galiba. Tuvale baktığında, nesnenin delirmiş üryan halleriyle karşılaşıyorsun. İnsanın iç özgürlüğünü, aklının sınırlarıyla çatışmaya teşvik eden çizimler. Seyrettikçe kendimle karşılaşıyor, kendimden firar edip duruyorum. Az bulunur bir yetenek. Dört boyutlu düşünüyor, tecavüzcü olduğu için de acayip biçimler yaratıyor. Ben yapamıyorum. Kendi sınırımda teskereci, salak bir asker gibi bekliyorum.Bu kadın, insanı korkutacak derecede ölümden korkuyor. "Bana varlığımı tüm yönleriyle hatırlatan bir korkudur ölüm korkusu," diyor. Kuşkusuz herkes korkuyor ölümden. Varoluşun tatmak istemediği büyük bir kabustur ölüm. Ama bununki hastalık derecesinde bir korku. Sanatında işe yarıyor belki bu korku; boşluğu, kaosu ve ecel ışıltısını estetize ediyor.Dinlediği müziğin sesini, mahalle duyacak şekilde, sonuna kadar açıyor. Ruhunda açılan kara delikleri, bu şekilde kapatmak istiyor herhal. Böyle olunca, müzik müzik olmaktan çıkıyor. Ben işte o zaman müziği arıyorum, hissedilebilir hiçbir ses titreşimi içermeyen, sükunetin boşluğa açılan müziğini.