Merhaba Oğlum,

İnat etme. Sonsuzluk aleminde, kesinlikle sonsuz sayıda evren var. Bilim adamları, büyük patlamayla içinde bulundukları evrenin oluştuğunu anlatmaya çalışıyorlar. Sen de kafayı benim gibi Kenan Evren'e takma, daralırsın. Bir başka Evren'e tak, ya da kara enerjiye, kuantuma, zamanda yolculuğa, ışınlamaya tak ama sakın buraya gelme. Sen genişleyen bir evren içinde yaşamaya alışmışsın. Burada yaşayamazsın oğlum. Burası her geçen gün daralıyor. Dişil ve uhrevi bir ahlakla örtünen cins, örtünün içinde inanılmaz bir irade gücüyle uysallaşıyor. Bu uysallık, kocaları da etkiliyor. Uysallığı koruma, kollama ve yönlendirme durumunda kalan bu kocalar bazen, iğfal edilmiş şeytani duygu ve davranışları şiddetle zapturapt altına almak durumunda kalıyorlar. Ortaya salya sümük ağlayan kadınlar, şişen gözler, kırılan dişler çıkıyor. Burada hayat, sadece aç gözlü, kaytan bıyıklı akil adamları, kanaat önderlerini, mutlu sanayicileri, şanslı tüccarları ve akıllı tasarımcıları ciddiye alıyor. Mutlak bir gerçeğin olmadığını, maddenin sonsuz derecede bölünebilirliliğini kimseye söyleyemiyorum artık. Annen bile gitti; ruhunda ve davranış tarzlarında beliren nevrotik sesleri izleyerek, gitti iktidar partisinin yönetim kuruluna girdi. Şaşkınım. Benim burdan kaçmam gerekiyor, oğlum. Yeryüzünde yaşayan tüm insanların günahlarını, pişmanlıklarını ve suçluluk duygularını yüklenmiş gibi gezinen, inanmış, samimi, fedakar yoksul insanlar da var buralarda. Hayatı bunlar yaratıyorlar ve yarattıkları birleşiyor, akıl aşmaz ilişkiler içinde bunları ezen bir güce dönüşüyor. Bu yaratıcı güzel insanlara rağmen kaçmak istiyorum. İçi kof, aylası oldukça ulvi düşünceler, üzerime üzerime geliyor her gece yerel televizyon kanallarından. Sen sen ol, beni kaçırmakta olan bir yere sakın gelme. Sevgiler.