Merhaba Memet,

Sana daha önce yazmıştım. Beni tekrara mecbur ediyorsun. Devrim, eski devleti yıkıp, onun yerine merkezi bir devlet kurduğunda ve bununla kalmayıp, tüm toplumsal zenginliği devlet mülkü haline getirdiğinde, işçi iktidarı ve işçi demokrasisi çöker. Ben yıllardır bu kanıdayım. Geçen yüzyılda tanık olduk buna. Devrimi yapıp, devleti kuran güçlere önderlik eden tabaka, devlet yöneticisi ve dolayısıyla devlet mülkünün sahibi haline geliyor. Bu, mülk sahibi bir sınıfın doğuşu demektir. Biz bu tabakaya eskiden bürokrat burjuvazi veya yeni burjuvazi diyorduk. Bundan dolayıdır ki, eski tip sosyalist devrimi savunmak, bürokrat burjuvazinin ana rahmi ve varlık koşulu olan devlet mülkiyetini savunmaktır. Bu saatten sonra bunu asla savunmam. Sınıfsız topluma geçişte, yani bir sınıflı toplum olan sosyalist toplum aşamasında, kollektif mülkiyeti ve bunun en demokratik idari biçimi olan komün cumhuriyetini savunuyorum ve buna Marks ile Engels'in Paris Komünü için kullandıkları devletsiz devlet aşaması diyorum. Çünkü toplumsal yaşamda merkezi, profesyonel bir devlet yoktur ve yaşam tamamen devletsiz de değildir; doğrudan demokrasi esasına göre kurulmuş, çalışan yığınların doğrudan yönettikleri komünler ve bu komünlerden oluşan bir komün cumhuriyeti vardır. Bu bana, mevcutları içinde en iyi alternatif olarak görünüyor. Tabi ki özgürlüğün başına bu da bir beladır. Ama tarihin zorunlu kıldığı bir durumdur. Elbetteki hiçbir halk, İçinde bulunduğu mülkiyet ilişkileri, ahlak anlayışı, inanç ve bir bütün olarak dünya görüşü itibariyle komünizme evet demez. Evet dese, komünizm komünizm olmaz. Aslolan, sisteme , halka ve kendine karşı yükselen devrimlerdir.Karşı çıkışlarını anlıyorum.Keyfine bak ve beni anlamaya çalış. Devrime, yani tarihin dayattığı kaçınılmaz zora ve bunun tarihsel gereklerine karşı çıkmıyorum. Biz ne dersek diyelim, devrim, yürüyüş güzergahı önündeki engelleri kaldırarak yürür. Bu durumu Nazım formüle etmiştir: BİZE KARŞI ÇIKANLAR, KARŞI ÇIKMIŞ DEMEKTİR. Ben, bizim kuşağımız da dahil, devrimcilerin önemli bir bölümünün intikamcı olduğunu bildiğim için devrime ait bir derinlikten sözediyorum. Devrime ait asıl derinliğin, ezilenlerin ezilenler tarafından insanileştirilmesinde değil, insanlıktan çıkaranların yani ezenlerin insanileştirilmesinde yattığı kanısındayım. İnsana en büyük iyilik, onun mülkten ve mülk duygusundan azad edilmesidir. Hoşça kal.Merhaba Nalan Senin isteğini sonunda gerçekleştirdim, gittim, kıçına parmak atılan Hoca ile görüştüm. Sadrazam Şapur Çelebi gibi eni boyundan uzun bir adam. Yolunmuş izlenimi veren, seyrek, kır sakalları var. Munis, sempatik birisi. Bana iki saatini ayırdı. Parkta, çiçek kümelerinin önünde oturduk, güzel güzel sohbet ettik. Elinde Buhari'nin bir kitabı vardı. Kitabın, Kuran'dan sonra en yetkin kitap olduğunu anlattı bana. "Ölmeden az önce, günahsız bir hale gelmenin bir yolu yok mu Hocam?" dedim. Gülümsedi. Kitabı açtı, yıkıntı altında kalan, yaralanan, boğulan veya ishalden ölenlerin Allah yolunda şehid olduklarına dair bir hadis okudu. Sonra, işaret parmağını sağ gözüme doğru uzattı, "gözünde çapak var, abdest suyu ile yıka," dedi. Hz. Peygamber’in tükürüğünün Hz. Ali’nin gözündeki çapak rahatsızlığını iyileştirdiğini anlattı. Çok hoş bir zaman dilimine düşmüştüm. Ben, Deccal'ın gözlerinin şaşı olduğunu ilk kez bundan öğrendim. "Hocam," dedim, "affınıza sığınarak itiraf ediyorum, ben büyük bir hata işledim, karımı çok seksi bir kadınla aldattım, ne tavsiye ediyorsun bana?" Keyifle arkaya doğru kaykıldı, tüm varolan ve olmayan dişlerini, dilini ve boğaz deliğini göstererek güldü, dineldi, "Avustralya'da normal bir vakadır bu, sıkma tatlı canını," dedi. Buhari'nin kitabını karıştırmaya başladı sonra. Cenab-ı Hak'ın kullarına zinadan mutlaka bir pay takdir ettiğini, gözün bakmak, dilin konuşmak, nefsin ise arzulamak suretiyle zina işlediğini, bu arada cinsel organların harlandığını, boş durmadığını ve bu arzulara uyduğunu veya uymadığını beyan eden bir hadis okudu. "Tövbe etmen lazım," dedi. " Dinimizin iki temel kelimesi var: Tövbe ve inşallah. Hz. Süleyman, yetmiş hanımıyla yatıp yetmiş çocuk yapmak istediğini söyledi. En yakın dostu, 'İnşallah de,' dedi. Hz. Süleyman, dostunun ikazını kulak ardı etti ve sonuçta bir tek düşük çocuktan başka, hanımlarının hiçbiri hamile kalmadı.Dikkat ettim de, önümüzdeki park yolundan gelip geçen kadınların hiçbirinin bacağına bakmadı Hocam.Modern yaşamın etkisinden midir nedendir bilemiyorum Nalan, cemaat bu gettoda, hadislere itibar etmeyip, Kuran'a sığınanlarla, modern yaşama itibar etmeyip hadislere sığınanlar olmak üzere iki ana parçaya bölünmüş. Ben, en ümmi ve en ezilen kesimin, iç dünyamı gülümseten ikincilerin arasında yaşamayı tercih ederim. Ama sen yaşayamazsın bunların arasında. Hacı Hüsrev Hali gibi her tarafın görünüyor, problem olursun. Yeni ve ucuz bir yerleşim bölgesi olduğu için, adım başı kırılmış bir yığın inşaat tuğlası var. Recmederler seni. Sevgiler.