İyi günler Veyis Bey,

Roman yazarken nelere dikkat ettiğimi ilk kez sen soruyorsun. Her şeyden önce sözcük zenginliği dahil, dilin tüm olanaklarını kullanıp kullanmadığıma dikkat ederim. Derinlik duygusu yaratan, kişiyi ve olayı çarpıcı bir şekilde karakterize eden deyimleri, tekerlemeleri ve atasözlerini halk yaşamının soluğu olarak görür, onları yerli yerinde kullanmaya dikkat ederim. İmgenin, metaforun, teşbihin ve şiirin soyutlama, büyüleme ve çağrışım gücünü damıtmayı, damıtılan bu cevheri eserin yaratımında çimento gibi kullanmayı önemserim. Eseri kuşatan rahimin can alıcı felsefesini esere özümletmeyi dikkattimden kaçırmamaya çalışırım. Eserin, hayatta ve hayal dünyasında gülümseyen renk, ses, biçim ve şaşırtıcı karekter zenginliği ile ilmik ilmik dokunması gerekiyor. Hayatın içinden çıkılmaz gibi görünen güçlüklerini, karamsar yanlarını, hayatın güleç yüzüyle, sağaltıcı büyük iyimserliği ile aşan yazarlar dikkatimi çekmiştir her zaman. Yazmak beni çekiyor. Hiçbir tabu ve katı ahlak kuralı tanımadan, hayatın tüm alanlarına cesurca girmek, tarihin, mitolojinin ve masalın ışıldayan kaynaklarından esere güç aşılamak; özellikle de hayatın gerçek yaratıcılarını, yabancılaştıkları asıl alanlarında, tüm illetleri, zilletleri ve faziletleriyle birlikte estetize etmek beni fena Yazma ihtiyacı duyuyorum ama ne yazacağım. Hava, cam göbeği gibi berrak. Beni kendimle barışık sanıyorsun ama değilim. Pusluyum. Bildiğimi sanıyorum, gerçekte ise bilmediğim envaiçeşit sorunların, yani gerçek körlüğün acısını ve çoraklığını yaşıyorum. Zamana söz geçiremeyen, gaileli ve şekilsiz bir halk olarak hissediyorum kendimi. Aykırı, muhalif, karşıt gibi görünüyorum ama değilim; ahlakım, alışkanlıklarım var hala. Övgüden hoşlandığım kadar hoşlanmıyorum yergiden. Mizacını anlayamadığım, çok başlı bir egom var. Öldürülme olaylarına karşı çıkıyorum ama, et yemeği azaltmama rağmen tamamen vazgeçmiş değilim. Yemesem, hayvanların öldürülmeyeceğini bildiğim halde yiyorum. Yıllardan beridir şahsen hİçbir hayvanı öldürmüyorum. Önüme bakarak yürüyorum. Dün, yola çıkan bir yılan yavrusunu alıp ormana bıraktım. Ve dün, beni üç yerimden şişiren bir sivrisineği, kitapla tepeledim. Bir sivrisinekle bir insanın arasında yaşam hakkı bakımından hiçbir farkın olmadığını çok iyi biliyorum, buna rağmen tepeledim. Ne yapacağım bilemiyorum., Nalan. Beni bu hale getiren muazzam bir doğal tarihe, mülk sistemine ve devlete sahibim. Bu muazzam şeylerin bir yaratıcısı da benim. Bu güçlerin ruhunu ruhumdan kovabilsem, tek kişilik, küçük bir devlet olmaktan kurtulabilsem, gerçek muhaliflik yolunda ciddi bir adım atmış olacağım.İnsan, yaptıklarının anlamıdır. Dışarda toprak, içerde kızartılmış ekmek kokusu. Ekmek güzeldir, vazgeçilmezdir. İnsan, ekmeği mi, yoksa aklı ve kişiliği çoğaltan nesneyi mi tercih ediyor? Bugün Türkiye'de seçim var. Bugün ekmek günüdür. İnsan, eğer tanıdığım insansa, değişmemişse, sofrasındaki ekmeğini birazcık büyüten ve ona gani gani Allah, Peygamber ve ahlak vaadeden simsarları seçecek bugün. Onu tanıdığım için bu seçiminden dolayı ona kızmayacağım. Sevgiler.