Merhaba Nalan,

Senin yeşil şehla bakışlı, ufak memeli yeni sevgilin, edebiyatı siyasetten tamamen koparıyor. Hataları bile munis görünüyor bana. Öyle sanıyorum ki, edebiyatla siyaset arasındaki görünmez bağlantıları, ortak noktaları göremiyor. Bu ortak noktalardan en başat olanı, yaşamın değiştirilmesi ve yepyeni bir tarzda varedilmesidir. Tabi edebiyat gibi karmaşık, kaçık ve oldukça narin bir uğultuyu sırf buna indirgeyemeyiz. Onun evreni çok daha geniştir. Kendisini, gizil zenginliklerin imgeleriyle, büyülü, metaforik dilleriyle, duragan değil, değişken bir zeminde, durmaksızın yeniden kurmaya çalışır. Siyasetin kendini kurma işi devlet düzleminde cereyan eder. Ceddini eşek siksin siyasetin. O, edebiyata göre daha hegemonik, daha tekcildir. Çeşni zenginliğine kuşkuyla bakar.Edebiyat, eşyadan önce onun duygusuyla ilgilenir; Patraklos'un ölüsüne bakmaz, o ölünün başucunda ağlayan atın duygusuna bakar öncelikle. siyaset ise general gibidir, atı göremez, Patraklos'un cesetinden tüten kahramanlığa ve yitirilmiş savaş duygusuna bakar; yani, eşyayı olduğu gibi görür, derinliğine inmez, onu araçsallaştırmaya, güce dönüştürmeye çalışır.Siyasetten edebiyata girenlerin başarılı olmadıklarını nerden çıkarıyor o kadın? Kaldı ki ben siyasetten edebiyata değil, edebiyattan siyasete girdim, cezaevine düştüğümde ise aslıma rücu ettim; bunu yaparken tabi siyaseti bırakmadım tamamen. Hayatımın iki temel bileşeninin, yani siyasetin ve edebiyatın karşılıklı olarak birbirlerini etkilediklerini gördüm. Edebiyatım, siyaset dilimi, imge ve metaforlarla, eğretilerle ördü, edebileştirdi biraz. Edebiyatıma siyasetin yıkıcı gücü, parlak ateşi girdi. Bu iyiydi. Bununla birlikte, siyasetin zaman zaman ortaya çıkan katı kartezyan kuralları da girdi. Akıl verici, yol gösterici, öğretici didaktik öge, siyasetten sızdı edebiyatıma. Bunlar da kötüydü tabi.O kadının çok güzel leb'leri ve de gamzeleri olmasına rağmen beni iyi tanıdığını sanmıyorum. Benimsediğim siyasetin edebiyatını yapmadım. Kendi yaşamımın ve duygularımın ürünü olarak çıkan bu eserler sanırım yaratıcısını, ustasını hissettirmiyor; kendi bağımsız, özgül ve özgür cevheriyle çıkıyor varlık sahnesine ve onunla kuşatıyor okurunu. Siyasetten edebiyata girip de kendini ait olduğu siyasetin içine hapsedenler var. Bunlar, siyasetin dışındaki büyük zenginlikten koptular. Ait olduğu siyasetle çatışmayan tek bir iyi edebiyat var mıdır bilmiyorum.Siyasetin asli işi devlet yıkmak, devlet kurmak, devlet yönetmektir. Edebiyat, doğası gereği, hangi türden olursa olsun, devlete karşıdır. Bundan dolayıdır ki edebiyatın en az çatıştığı siyaset, devlet fikrine, devletin her türüne karşı olan siyasettir. Devrimci siyasetten gelenlerin çoğu devrim devletinden yanadır, devletçidir, ahlakçıdır. Biçimde, duyguda, dilde ve benzeri müştemilatlarda yenilikçi değildir. Edebiyatı, günün ve tebanın yerleşik anlayışlarına göre yapanları edebiyat tarihi unutuyor ve hiçbir zaman da hatırlayamıyor. Minvalim şimdilik budur. Avuçlarının içinden kemali afiyetle öperim. Tatlısın.