Merhaba Nalan,

Şu anda ne mi yapıyorum, duygularımın içine bakıyorum. Yoka bakma, onu, hayatta hiç görülmemiş biçimde var etme işidir bu. Görünmeyeni, daha önce hiç görülmemiş bir biçimde çizemeyince, edebiyata kayıyor, bu durumlara giriyorum. Yaratıcı deha, durmaksızın, hep aynı biçimde kurulanın derin yıkımı temelinde, kendisini durmaksızın yetkinleştiren bir estetiğin gücüyle işler işini. Hayat isterse kusursuz bir güzelllikle kurulmuş olsun, sanatın işi bu güzelliği olduğu gibi anlatmak değildir. Sanat, toplumsal gerçekliği değiştiren bir eylem alanı da değildir. Adorno'ya bu noktada katılırım. Ama sanat, o eylem alanının kenarında değil, doğası gereği içindedir.Sen özgür bir kadınsın. Güzel insanlarla birlikte yaşadın. Açık ve dolaysız yaşadın. Onların iç güzellikleriyle zenginleştirdin kendi ruh zenginliğini. Birbirleriyle çatışan çok başlı değerlerle donanmış mevcut ahlak sistemi, seni fazla etkilemiyor.Senin etkini, ruh ve vücut estetiğini inkar edemem. Senin itirazınla karşılaştım ilkin, sanatı politik ve teknik akılla yönlendirmeye kalkıştığımda. Düşünceyi estetiğin içinde, hiyerarşik bir biçimde kurmak isteyen bir güç vardı içimde. Seni tanıyınca geriledi o güç. Bunca zamana karşın kendimi bulduğumu söyleyemem. Bulmak da istemiyorum. Ters, garip şeyler oluyor, kendi yasasını tepeleyen bir devrim cereyan ediyor bende. Felsefeme uygun bir sanat kurmak istediğimde, felsefesini bana karşı kuran bir sanat çıkıyor karşıma. İçimde gezinen serkeş bir güç var; hakikatimi olgudan koparıyor, değişimin dışına sürüp, töz haline getiriyor bu güç. Sende var mı bilmiyorum, seni sürekli soğuran, tepen, inkar eden böyle bir güç? Sanmıyorum. Sevme yeteneğisin sen. Ay sonunda gel. Yaratıcı arzunun ve esin zerreciklerinin sancılı ufkuna uyanacağım anları yaşat bana.