İyi günler Hayrünnisa Hanım,

Davranışlarınız, itiraf etmeliyim ki, soylu bir zamanın aşina, sıcak ve sevimli duyguları gibi sardı beni. Değişir gibi oldum. Sizi görmeden önce iç dünyam alengirliydi, kara deliğe dönüşmüş ölü evrenler zibili gibiydi. Nedensizliğe takmıştım kafayı, sezinlediğim her hareketin inkarında konaklıyordum. Münasip bir noktada durup durmadığımı, iyi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordum. O güzel varlığınız bana, boşluk diye bir şeyin olmadığını anımsattı. Eskiden de anlıyordum ama şimdi daha iyi anlıyorum ki anlamlı yaşam, anlamlı günlerin toplamından oluşuyor. Okuduğun kısa öykünün etkisi altındayım hala. Ne yazık ki o öykünün üzerinde konuşmaya fırsatımız olmadı. İncelikli duyumsamanın, dil bilincinin haddesinden geçmiş, güzelliğini ve gücünü dil aşkının özünde gerçekleştirmiş bir öykü. Dinlerken, öykü böyle olmalı diye düşündüm; sözcüklerle ruhu ilga etmeli, ruh inşa etmeli... Gördüklerini anlatamayan, gördüklerinin göremediği yönlerini ise çok güzel anlatan öyküler çekiyor beni. İmgelerin sezdirmeden bilinç dışında güç toplayışı daha çok çekiyor beni. Piyasada çok öykücü var. Bunların çoğu, öykülerini yoğun beylik sözcüklerle, yağırlaşmış pazar diliyle yazıyor. Ne yazık ki ben de bazen bunlar gibi yazıyorum. Boyutlarımı hayata dayattığım, hayat, boyutlarımı parçalayınca boyutsuz kaldığım anlarda yazdığım öyküler hariç tabi. Saygı ve sevgilerimle.