Merhaba Nalan,

Önemli değil, anımsamayabilirsin. Zamanın işi, hafıza hırsızlığıdır. Seni iyi tanıdığımı, kavrayışlı biri olduğumu, her şeyi olduğu gibi gördüğümü ve bildiğimi sanıyorsun. Yanılıyorsun. Her şeyin kendini olduğu gibi gösterdiğine inanan birisi olduğum doğrudur. Hiçbir şey varlık aleminden gizleyemez kendini. Ama biz gösterilenin, (vücut, akıl, duygu vs. gözüyle) tümünü görebiliyor muyuz? Göremiyoruz. İçi var, dışı var. Bu bir yana, görebileceğimiz şeyin, baktığımız andaki halini de göremiyoruz. Çünkü gördüğümüz şey ile gözümüz arasında bir mesafe var. Gördüğümüz şeyin, ışığın bu mesafeyi katetme süresi içindeki değişimini de aynı anda göremiyoruz. Bu bakımdan, baktığımız andaki görüngü ile gördüğümüz andaki görüngünün mutlak ayniliğinden sözedemeyiz. Çok uzak mesafeler için değişim daha derindir. Milyarlarca ışık yılı uzaklığındaki yıldızı görüyorsun ama gördüğün andaki o yıldız, ölü bir yıldızdır.Seninle mezarımı paylaşırım. Karadeniz orkidesisin, iyimsersin. Ama ben, sandığın kadar iyimser değilim. Zalime zalim gibi davranma eğilimim var hala. Bu benim en büyük problemimdir. Kozmogonik düşünme tarzını çoktan terkettim. Haddinden fazla geriliyorum. Varolmaya başlasam rahatlayacağım. İçe bakış yeteneği zayıf, kader yükü ağır insanlar gelip beni buluyor, varlık metafiziği ile uğraşmamı telkin ediyorlar. Kendi öz kaynağımdan fışkıran, özgür eğilimlerimi dikkate almıyorum yeterince. İnsan, kendi iç cevherini işlemeyi ihmal etmeye ve kendi dışındaki diğer nesnelerin peşine takılmaya oldukça eğilimlidir. İnsanın iflası da bu noktada başlıyor zaten. Pazar günü gelirim belki. Sevgiyle kal.